• KALEM PEMBE OLURSA!..

    KALEM PEMBE OLURSA!..
    Mevlüt MERGEN

    SÖZÜN ÖZÜ

    Ressamı ünlü ise tablosu para eder,

    Renklerin dünyasını kalemi tarif eder.

    Tablosu satılsa da kalemi satılamaz,

    Ressam özgür olmalı aksi anlatılamaz!..

    MM

     

    KALEM PEMBE OLURSA!..

     

    Ressam kalemin ve renklerin dilinden en iyi anlayan ve onları konuşturandır, böyle olduğu içindir ki “resim” güzel sanatlar arasındadır, şiir şairin gönlündeki “duygu” fırtınalarının ardından “tortulaşıp” şekil alarak ortaya çıkarsa, resim de ressamın gönül fırtınaların, renklerin “sentezi” şeklinde ortaya ve görücüye çıkar.

    Ressam tablosunda hangi rengi, ne için ve nerede kullanacağını bilir, eğer yağlı boya çalışıyorsa önündeki renk küplerine batırır kalemini, yok eğer çalakalem çiziyorsa tablosunu o zaman elindeki kalemlerden güç alır, ancak kalem kutusunda yalnız bir kalem varsa o zaman çizeceği her resim, her tablo o kalemin rengi ile ortaya çıkar.

    Tıpkı bazı tabloların “kara kalem” olarak görücüye çıkması gibi, eğer ressamın elinde “pembe” renkliden başka kalem yoksa altına imzasını attığı “pembe tablodur” sözü resimden, ressamdan alıp “siyasete” ve ona bağlı olan “medyaya” getirelim istiyorum.

    Siyasetçi “muhalif” ise onu destekleyen ressamın elindeki kalem karadır ve çizdiği her tablo kara tablodur, değilse “pembe” kalem elinden hiç düşmeyendir, örnek verelim eğer “enflasyon düşmüyor, sürekli yükseliş “trendine” girmişse çizeceği tablo da haliyle “pembe” tablodur, acaba bu ikisinin “ortası” yok mudur?

    Sanat adına ressam elindeki kaleme göre değil, neyi nasıl görüyorsa onu yansıtacak kalemi kullanmalıdır, yine sözü buradan alıp ulusal ve yerel medya konusuna getirmek istiyorum, “ulusal” denilen medyanın büyük bölümü “büyük” patronların elinde, büyük patronlar ise “kazın geleceği yerden tavuğu” esirgemezler ve tabloyu hep pembe olarak gösterirler.

    Yukarıda bir soru sorduk “bu ikisinin ortası” yani kara kalemle pembe kalemin ortası yok mudur” diye, cevabını verelim “vardır” o da yerel medyadır, bir başka deyimle “Anadolu medyasıdır, okuduğunuz gazetedir, 1953 yılından beridir gerek matbaacı olarak, gerekse yazar olarak bu medyanın içindeyim, şunu gördüm “Anadolu medyası” yani yerel basın “can çekişiyor” ve fakat bir türlü ölmüyor, daha doğrusu öldürülemiyor.

    İdeolojik olmadığı için inadına yaşıyor, “Anadolu medyası” önüne çıkartılan “yapay” zorluklara rağmen yaşıyor, bu zorluklardan bazılarını sıralayacak olursak “reklam” almazlar değil alamazlar çünkü reklam verecek firmanın tercihidir “ulusal medyadır”

    53 yıldan beri yerel medyanın mutfağında yetişmiş biri olarak 15 yıldır her gün ama her gün yazarım, artı 7 tane kitapta imzam vardır ve fakat “sarı basın kartım” yoktur, çünkü yazdığım gazetelerde mevzuat gereği “Sigortalı olarak gösterilmemişim” sözü biraz özele taşıdık, kusura bakılmasın çünkü “dert adamı söyletir” demişler.

    Ulusal medya sadece “yerel” gazetelerin canına okumadı, yerel televizyon kanaları da payını aldı bu durumdan, oysa gerek gazete olsun gerekse televizyon kanalları ile olsun yere meseleler gündeme taşınıyor, çözümleri için önerilerde bulunabiliniyor, çünkü onlar için “yerel” olan her şey önemlidir.

    Ulusal medyanın resmi ilan, reklam gibi sıkıntıları yok, çünkü “ulusaldırlar” kanalları izleniyor, cerideleri marketlerde ve en ücra köylere kadar götürüldüğü için de “sıkıntıları” yok.

    Bilmiyorum biz bunca sözümüzle hangi renkte bir “tablo” çizdik, takdirini okurlarımıza bırakıyoruz.

    Selam ve dua ile.

    EVDE KAL DUADA KAL

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen