• RAMAZAN AY'ININ HİKMETLERİ

    RAMAZAN AY'ININ HİKMETLERİ
    Bahaddin KARAKUŞ

    RAMAZAN AY'ININ HİKMETLERİ

     

    İKİNCİ NÜKTE: Ramazân-ı Mübareğin savmı, Cenâb-ı Hakk'ın nîmetlerinin şükrüne baktığı cihetle, çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki: Birinci Söz'de denildiği gibi, bir padişahın matbahından bir tablacının getirdiği taamlar bir fiyat ister.

    Tablacıya bahşiş verildiği halde, çok kıymettâr olan o nîmetleri kıymetsiz zannedip onu in'am edeni tanımamak nihayet derecede bir belâhet olduğu gibi, Cenâb-ı Hak hadsiz envâ-ı nimetini nev-i beşere zemin yüzünde neşretmiş. Ona mukabil, o nimetlerin fiyatı olarak, şükür istiyor.   

    O nimetlerin zâhirî esbâbı ve ashâbı, tablacı hükmündedirler. O tablacılara bir fiyat veriyoruz, onlara minnettâr oluyoruz; hatta müstehak olmadıkları pek çok fazla hürmet ve teşekkürü ediyoruz.

    Halbuki Mün'im-i Hakikî, o esbâptan hadsiz derecede o nimet vasıtasıyla şükre lâyıktır. İşte O'na teşekkür etmek; o nimetleri doğrudan doğruya O'ndan bilmek, o nimetlerin kıymetini takdir etmek ve o nimetlere kendi ihtiyacını hissetmekle olur.    İşte Ramazân-ı Şerif'teki oruç, hakikî ve hâlis, azametli ve umumî bir şükrün anahtarıdır.

    Çünkü sâir vakitlerde mecbûriyet tahtında olmayan insanların çoğu, hakikî açlık hissetmedikleri zaman, çok nîmetlerin kıymetini derk edemiyor. Kuru bir parça ekmek, tok olan adamlara –hususan zengin olsa– ondaki derece-i nîmet anlaşılmıyor. Halbuki iftar vaktinde o kuru ekmek, bir mü'minin nazarında çok kıymettar bir nîmet-i İlâhiye olduğuna kuvve-i zâikası şehâdet eder. Padişahtan tâ en fukaraya kadar herkes, Ramazân-ı Şerif'te o nîmetlerin kıymetlerini anlamakla bir şükr-ü mâneviye mazhar olur.

    Hem gündüzdeki yemekten memnû'iyeti cihetiyle; "O nîmetler benim mülküm değil. Ben bunların tenâvülünde hür değilim; demek başkasının malıdır ve in'amıdır. O'nun emrini bekliyorum." diye nîmeti nîmet bilir; bir şükr-ü mânevî eder. İşte bu suretle oruç, çok cihetlerle hakikî vazife-i insaniye olan şükrün anahtarı hükmüne geçer.   

    ÜÇÜNCÜ NÜKTE: Oruç, hayat-ı içtimaiye-i insaniyeye baktığı cihetle, çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki: İnsanlar, maîşet cihetinde muhtelif bir surette halkedilmişler. Cenâb-ı Hak o ihtilafa binâen, zenginleri fukaraların muâvenetine davet ediyor. Halbuki zenginler; fukaranın acınacak acı hallerini ve açlıklarını, oruçtaki açlıkla tam hissedebilirler.

    Eğer oruç olmazsa, nefisperest çok zenginler bulunabilir ki, açlık ve fakirlik ne kadar elîm ve onlar şefkate ne kadar muhtaç olduğunu idrak edemez. Bu cihette; insaniyetteki hemcinsine şefkat ise, şükr-ü hakikînin bir esasıdır. Hangi fert olursa olsun, kendinden bir cihette daha fakiri bulabilir. Ona karşı şefkate mükelleftir.   

    Eğer nefsine açlık çektirmek mecburiyeti olmazsa, şefkat vasıtasıyla muâvenete mükellef olduğu ihsanı ve yardımı yapamaz; yapsa da tam olamaz. çünkü hakikî o hâleti kendi nefsinde hissetmiyor.

    Risale-i Nur-Ramazan İktisad Şükür/9Demek oruç yalnız aç kalmak değil imiş! Bir Devlette veya o memlekette aç ve yoksul insanlar var ise ! Orada bulunan tüm yetkili merciler, mal ve mülkü olan veya tok olan herkes mesuldur. Yetimler var, dullar var, yoksullar var, idaresi olmayanlar var . Muavenet zamanı  ! Bu Ramazan Ay'ı büyük bir manevi ticarettir. Allah hepimize Ramazan-ı şerif-i anlamayı ve yaşamayı nasip etsin inşaallah. Esselamu ala menittebeal huda

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen