• DEĞER VERMEK

    DEĞER VERMEK
    Ferhat AYGÜN

    DEĞER VERMEK

     

    Endişe ve korkuyla karakterize edilen, sıkça mantıksız kuruntularla bilinen ben! Gördüğüm her taşın içinde kalp, her kafanın içinde beyin var sanıyorum. Yanılıyorum. Bu yüzden mutlu olamıyorum. Gündüzün aydınlığa, gecenin karanlığa gömülmesi ile beliren mutsuzluk. Değişsin artık bir şeyler dersin, bir türlü değişmez şartlar. Mutsuzluk yayılır her tarafıma, hiç kimse feryadımı duymadan, yüreğim sevgiye, değere, mutluluğa aç, felçli biri gibiyim. Anne karnındaki bir çocuk gibi büzülmüşüm. Ama bilirim ki küçük bir umut da vardır. Belki de geçer zamanla bu acılarım. Düşlerim yorgun, çekip gitmek var ya...  Öyle bir noktaya geliyorsun ki, kendini bulman gerekiyor. Kendini bulamamanın, yokluğun sebebini düşünüp, değersizlik ve yetersizlik içinde boğulup kalıyorsun. Boşluktasın, o boşlukla birlikte kaplar insanın içini değersizlik duygusu, sonra bu içindeki boşluğun ne olduğu bilmediğin bir kabartı yüreğini doldurur. Düşünceler hep aynı noktada kilitlenir. Bu hayattaki yorulmuşluğun umursamazlığına kavuşana kadar sancı içerisinde kıvranıp tutunacak dal arayışı içerisinde yitip gidersin. Öyle değil mi? Yaşamın değeri, önemi, insanın amaçlarından beslenir. Bu duygu ve düşünceler, hayata karşı insanın amaçlarına ulaşma isteği, hayata karşı olan yaşam sevincini artırır. İşte bu değersizlik ve yetersizlik duyguları içinde hiçliği var eden varlık, evrenin de var olmasının nedenidir. Bizim var olmamızın nedeni de hiçliktir. Yaşadığımız evren, duygunun ya da düşüncenin zihindeki soyut, genel tasarımı, anlamıdır. Böylece kavramların, simgelerin olduğu bir dünya içinde doğup, hayatımızı devam ettirip, göçüp gidiyoruz. Değersiz ,yetersiz bir şekilde hissederek.

    Üstüne basa basa ifade etmek isterim ki, üretilen, var olan, var edilen her şey değerlidir. Herkes ve her şey değerlidir. İnsan şunun farkında olmalı: Beni ben yapan her özelliğim, benim kim olduğumu gösterir. Beni herkesten ayıran farklılığım dış görünüşüm değil; düşüncelerim, yaşayış tarzım ve duygularımdır. Çünkü öyle varlıklarız ki, her geçen gün değişebiliriz. Evrensel nitelikte olan değerler, değişmediği hâlde biz sürekli ani duygu, düşünce gelgitleri yaşıyoruz. Fakat şöyle bir gerçek var ki, bizi biz yapan insani değerler kolay kolay değişmez. Kendini bilen, ne istediğini bilen, hayatına, bu hayatın gerçekliğine ve ben bilincine bir anlam katmış olur. O halde yetersizlik, değersizlik duyguları belirli kriterlerin oluşmasına bağlıdır. Bu kriterler bir dış etken tarafından mı yoksa iç etkenler tarafından mı oluşuyor? Bildiğimiz, farkında olduğumuz an bu olumsuz duygulardan kurtuluruz. İnsan her şeyden önce toplum içinde yaşayan sosyal bir varlık olduğu için kişiliğinin ortaya çıkmasında ve şekillenmesinde yaşadığı çevrenin etkisi altındadır. 

    Burada kişinin içinde bulunduğu toplum, bireyin duygu, düşünce ve davranışlarını belirleyici rol oynadığı görülür. İnsanı var eden aile olduğu gibi, içinde yaşadığı toplum da bu değersizlik, yetersizlik duygusunun gelişmesinin kaynağıdır. Bu sır da çocukluğumuzda gizlidir. Eğer bir kişi hayatına eşlik eden ,yol arkadaşı olan değersiz, yetersiz duyguları hissederse bilin ki o kişide bu duygular çocukluğundan miras kalmıştır. 

    Erich Fromm’un ifade ettiği gibi, her s¸eyi sevmenin ön koş¸ulu, kişinin kendisini sevmesidir. Kendini sevmek ve öz güven kavramları ile eş¸ anlamlı olup sevebilme, güvenme, yaratıcılık ve kendini ifade edebilme özellikleri, öz güvenin yansımalarıdır. Bu toplumsal olguların bir ürünüdür, ilk oluşumları aile içi iliş¸kiden kaynaklanır.

    Dikkat ettiniz mi, her şeyin, bütün duyguların besleyici kaynağı aile olup her şey ailede başlıyor.  Zaman zaman herkes kendini değersiz hissediyordur, yaptıklarından pişmanlık duyarak, en kötüsü hatayı sadece kendinde arayarak. Kendimden bilirim, hep insanların hayatlarında köprü, kilometre taşları oldum. Hiç kimseyi kırmamak, herkesi mutlu etmek için tavizler verdim. "Karşımdaki insan mutlu olsun ben de mutlu olurum" dedim. Tanıdığım herkesin mutluluğunu istedim. Onlar mutlu oldu, bana ise hep mutluluğun arkasından bakmak düştü. En acısı, en can yakanı ise gün gelip o insanların senin onların mutlu olması için verdiğin çabayı göz ardı etmesiydi.

    O zaman şunu anlıyorum ki, Charles  Bukowski`nin dediği gibi, insanların seni en çok sevdiği zaman, onların işine en çok yaradığın zamandır. İnsan en büyük hatayı birisine gereğinden fazla değer verdiği zaman yapar.  Kısacası size naçizane tavsiyem, hayatınızdaki insanlara çok değer verirseniz giderler. Değer vermezseniz de giderler. Yani insanlar giderler... Çok uğraşmayın. Önce kendinizi sevin. Son olarak, her yeni güne kendinize değer vermekle başlayın. Sizin kendinize vermediğiniz değeri kimse size vermez!..

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen