• Unutulmayan değerlerimizden HÜSNÜ İPEKÇİ

    Unutulmayan değerlerimizden HÜSNÜ İPEKÇİ
    Unutulmayan değerlerimizden  HÜSNÜ İPEKÇİ
    13.08.2018 Pazartesi

     

     

    Feyza Hanım: Kökü çok eski tarihlere dayanan Diyarbekir ilimde edebiyatta ve sanatta olduğu gibi musiki kültüründe de mümtaz simalar yetiştirmiştir.

    Bu mümtaz simalardan biride 1932 yılında Cemal Yılmaz Mahallesi, Dutlu sokakta Kemalettin hoca efendinin oğlu olarak dünyaya gelen HÜSNÜ İPEKÇİ’dir.

    İlkokul dördüncü sınıftan baba mesleği olan 1800’lü yıllarda Diyarbekir şehrinde ipek tezgâhlarının en yoğun olarak bulunduğu, dokumacılık yapılan 300 imalathane ve 200 ustanın denetiminde 1500 tane çocuk, yetişkin erkek işçi çalıştırılan Diyarbekir’de imal edilen ipek kumaş “puşi” üretiminde gayrimüslimlerin yanında çalışmaya başlamış olup, soyadı kanunu ile meslekleri icabı “ ipekçi” soyadını almıştır.

    O dönemde Diyarbekir’de poşuculuk ve ipekböcekciliğinin her safhasını bilen bir ustadır.

    Bunun yanı sıra köylü kadınların başlarına taktığı “kum” denilen fes ve “kazzaziyecilik “ denilen mesleği de “Cumhuriyet ilkokulu müdürünün kendisini okula götürerek sormuş olduğu tüm matematik sorularına vermiş olduğu doğru cevaplar neticesinde aldığı ilkokul diploması”nın ardından başlar.

    14 yaşına geldiği zaman dönemin ünlü ses sanatçısı Celal Güzelses’in plaklarını gramafondan dinler.

    Eski bir ud alarak öğrenmeye çalışır. Halepli Yumma adında bir bayanın Hacı Paşa köşküne her yıl gelip bir kaç ay kalması ve ud ustası olması, onun bu ustadan ders alarak ud çalmayı ilerletmesi ve Hayık aşçı’dan dört ay gibi bir sürede cümbüş dersi alarak 1949 yılında Diyarbekir halk musiki cemiyetine girmesiyle müzik hayatının ayrılmaz bir parçası olarak yaşamı boyu devam eder.

    Cemiyet arkadaşları Sami Hazinses, Hayık Aşçı ile cemiyette cümbüş çalışmaları yaparken Merhum Celal Güzelses’in kendisini fark ederek, keman ustasının olmadığını dile getirmesi üzerine Abdurrahim Başkan’dan eski bir kemanın tamiri sonrası satın alır.

    Altı ay cemiyete gitmez evde kendi imkanı ile kemanı öğrenmeye çalışır.

    Diyarbekir musiki cemiyetine dönüşünde Edip Gürmeriç’in verdiği nota derslerine katılır.

    18 kişi ile devam eden çalışmalarda katılımın azalması neticesinde Kalan son 3 kişiden kendisi, bestekar ve güftekar Şefik Gürmeriç ve Cumhurbaşkanlığı senfoni orkestrası şefi olan Gürel Aykal’dır.

     

    Kemanı çalmayı ilerletmesi Celal Güzelses’in onayı ile vefatına kadar ekip çalışmalarına katılmasını sağlar.

    1957 yılında bir gün iş yerinin yanındaki kahvenin önündeki kürsüde otururken güzel ve alımlı bir bayanın geçmesi üzerine

    “ Gözleri fettandır

        Kaşları aldı beni

        Tükendi sabrı kararım

        Kalkarsam öperim seni”

    Sözcük dizelerini bu bayana ithafen söyler. Aradan geçen 3 günün sonunda aynı bayan

    Mardin kapısında açmış olduğu lastik kaplama dükkanına bir erkekle gelince o günkü söylemiş olduğu söz dizelerine istinaden geldiklerini düşünerek bir an panikler.

    Fakat olay düşündüğü gibi değildir.

    Karşısındaki bayan Güneydoğuda plakları  çok tutulan, kendisinden ders alma talebi ile gelen ses sanatçısı Ayşe Şan’dır.

     

    Bu teklifi geri çevirmeyen İpekçi, yaklaşık 6 ay makam ve usul dersleri verir Ayşe Şan’a.

    35 yıl ofis semtinde muhtarlık yapan Hüsnü İpekçi’nin torunu da müzik öğretmeni olup, dedesi gibi keman çalıp özel dersler vermektedir.

    Bu büyük usta 7 Eylül 2007 günü aramızdan ayrılarak hakkın rahmetine kavuşmuştur. Kendisine Allah’tan rahmet dilerken, başka bir değerimizde haftaya kadar

    SEVGİYLE KALIN...

    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen