• Gelişme döneminde aileden ayrılan çocuk ruhsal çöküntü yaşıyor

    Gelişme döneminde aileden ayrılan çocuk ruhsal çöküntü yaşıyor
    Gelişme döneminde aileden ayrılan çocuk ruhsal çöküntü yaşıyor
    15.01.2022 Cumartesi

     

    Gelişme dönemini aileden ayrı geçirmenin ruhsal çöküntüleri de beraberinde getirdiğini belirten uzmanlar, özellikle 6 yaşa kadar zorunlu olmadıkça yatılı okul ve kurs gibi süreçlere girilmemesi gerektiğini ifade ediyor.

    Çocuğa küçük yaşlardan itibaren sorumluluk verilmesini ve ortaya çıkan sonuçlara katlanmayı öğrenmesi gerektiğini belirten uzmanlar, çocuğun çevresindeki zorluklardan korunmasını amaçlayan helikopter ebeveynliğin sakıncalarına dikkat çekiyor.

    Uzman Klinik Psikolog Serkan Elçi, gençlerin aileleri ile kurduğu ilişkilere değinerek hem ebeveynlere hem de gençlere daha iyi bir ilişki için önerilerde bulundu.

    ÇOCUK GELİŞME ÇAĞINDA AİLENİN YANINDA OLMALI

    Çocuklukta 0-6 yaş’ta başlayan gelişimin 22-24 yaş aralığında da sonlandığını belirten Serkan Elçi, "Gelişme dönemini aileden ayrı geçiriyor olmak ruhsal çöküntüleri de beraberinde getiriyor. 6 yaşa kadar çok zorunlu haller olmadığı müddetçe yatılı bir okul, kurs ve benzeri sürece asla girilmemeli. Daha sonraki yıllarda özellikle ergenlik sürecinde hem gencin hem de ailenin isteklerinin örtüşüyor olması oldukça kıymetli." dedi.

    ÜNİVERSİTE TERCİHİNİ KENDİ YAPMALIDIR

     Üniversite tercihlerinin kim tarafından yapıldığının çok önemli olduğunu belirten Elçi, üniversite tercihinin gençlerin kendi özgür iradesiyle verdikleri bir kararsa bunun sorumluluğun da yine kendilerine ait olduğunu söyledi.

    Elçi, "Ailelerin üniversite tercihleri anlamında gençlerin arzularını yok saydığı, kendi ideallerinin peşinden tercihleri yaptıklarını sıkça görüyoruz. Özellikle ailenin ilk çocuklarının yaşadığı yaygın bir sorundur. Tek başına üniversiteye girmiş olmak yeterli olmuyor. Bulunduğu yaş itibariyle karakterinin şekillendiği, ergenlik döneminin son evrelerinde ruhsal buhranların görülmesi hala muhtemeldir." ifadelerini kullandı.

    KÜÇÜK YAŞLARDAYKEN SÖZ HAKKI VERİLMELİ

    Ailelerin çocukları ile sadece okul başarısı üzerinden iletişim kurmalarının oldukça yanlış bir yaklaşım olduğunu vurgulayan Elçi, "Beraberinde yaşadığı ortamı da sorgulamak, isteklerine saygı duymak, ailesinin kızacağını bildiği davranışları olsa da kendisini açmakta zorlanmayacağı düzeyde ilişkinin olması şart. Bu ilişkiyi gençlik dönemine gelmeden çocukluk döneminde kurmak kıymetlidir. Korkunun ve bastırılarak yaşamanın bir yaşam stili haline geldiği ailelerde psikolojik rahatsızlıkların açığa çıkması kuvvetli bir olasılıktır. Bu yüzden daha küçük yaşlardayken bir birey gibi davranıp, söz hakkı verilmeli ve söylemleri dikkatlice dinlenmeli. O zaman ailede korkunun yerine özgür irade devreye girecektir." değerlendirmesinde bulundu.

    YAŞ DEĞİŞTİKÇE İHTİYAÇLAR DA DEĞİŞİYOR

    Her yaşın kendine özgü ihtiyaçları olduğunu belirten Elçi, "Bebeklikte temel ihtiyaçlar, çocuklukta oyun ve aile içi ilişkiler, ergenlikte arkadaşlık - dış dünyayla sıkı bağ ve yetişkinlik döneminde de o yaşa kadar elde edilenlerin toplam kapasitesiyle ilerlemeye devam edilir. Bu yüzden başlangıçta olan 0-6 yaş döneminde ailelerin güvenli bağlanmayı aşılamak adına aile içindeki ortamı birbirine karşı güvene ve sadakate bağlamaları gerekiyor. Aksi takdirde çocuk rol modellerinden görmüş olduğu ilişki biçimini ergenlik döneminde perçinleyecek ve yetişkinliğe geçişte de bu güvensizlik ile devam edecektir." dedi.

    GENÇLER İŞ İMKANI OLAN BÖLÜMLERE YÖNLENDİRİLMELİ

    Öncelikle ailelerin vereceği temel güven duygusunun geleceğe dair var olan karamsarlığın azalmasını sağlayacağını ifade eden Elçi, "Gencin iş imkanları olan bölümlere yönlendirilmesi ve olası iş hayatlarında da mümkün olan kolaylıkların sağlanarak yetiştirilmesi kıymetlidir. Bu yüzden toplumun en küçük birimi olan aileden, yönetim birimlerine kadar uzanan geniş bir yelpazede destek sağlanmalı." diye konuştu.

    SEÇİLEN MESLEK SOSYAL ÇEVREYİ DE ŞEKİLLENDİRİYOR

    Meslek seçimi gibi kendi hayatlarını nasıl sürdüreceğine etki eden konularda gencin kendi karar veremiyor olmasının tatminsiz bir hayatın başlangıcı anlamına geldiğini ifade eden Psikolog Serkan Elçi, "Meslek, gencin hayatını sadece ekonomik boyutu ile değil, sosyal çevre anlamında da şekillendirecektir. Bir öğrenci arzu ettiği bölümün dışında bir bölümde okuyunca, üniversite yıllarında da kaliteli sosyal yaşantıyı da kuramayacaktır. Çünkü aynı bölümü seçen gençlerin ortak paydaları ve ortak zevkleri olur. Kendisini bu sefer diğerlerinden farklı görecek, iletişim kurmakta da güçlük çekecektir." dedi.

    HER ZAMAN GENÇLERİN YANINDA OLUNDUĞU HİSSETTİRİLMELİ

    Gençlerin kendileri arzu ettiği takdirde ailelerinden destek almaları gerektiğini ifade eden Elçi, "Aşırı destek ve güvensizlik, birbiriyle uç olsa da benzer sonuçlar doğuruyor. ‘Her türlü sorunda yanındayız, sen talep ettiğin müddetçe’ gibi bir yaklaşım, gencin hem kendisini güvende hissetmesine hem de aşırı müdahalelerin durdurulmasına yardım edecektir. Ebeveynler iyi bir jokey gibi olmalılar. Bir örnekle ile eğer atın yularını serbest bırakırsanız kendisi yürür ve gider, çok sıkarsanız da tekmeyi atıp yine kendi yoluna gider. Bu yüzden tut-bırak-gözlemle ile ilerlemek en doğru yöntem olarak görülüyor." diye konuştu. (İLKHA)

    Dr. Numan Turan: Çocukla çatışmaya girmektense ona alternatifler üretmek gerekiyor.

     

    Çocukların internet kullanımına engel olmaktan ziyade alternatifler üretmek gerektiğini belirten İstanbul Medeniyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Numan Turan, çocuklara interneti yasaklamak yerine güvenli hale getirmenin önemine dikkat çekti.

    Günümüzde çocukların internetteki faaliyetleri, dışarıdaki sosyal davranışları kadar önemli hale geldi. Bu yüzden çocukların internette karşılaştıkları bilgiler arasında yolunu bulmasına ve olumlu bir deneyim yaşamasına yardımcı olmak kritik önem taşıyor.

    İnternet kullanımı, 6-15 yaş grubundaki çocuklar için 2013 yılında yüzde 50,8 iken 2021 yılında yüzde 82,7 oldu. İnternet kullanımı cinsiyete göre incelendiğinde; 2013 yılında yüzde 53,7 olan erkek çocukların İnternet kullanım oranının 2021 yılında yüzde 83,9'a, 2013 yılında yüzde 47,8 olan kız çocuklarının İnternet kullanım oranının ise 2021 yılında yüzde 81,5'e yükseldiği görüldü.

    İstanbul Medeniyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Numan Turan, konuyla ilgili İLKHA muhabirine değerlendirmede bulundu.

    "Özellikle velilerin dikkat etmesi gereken şey; çocukların interneti hangi amaçla kullandığı, internetin içeriğinde takip ettikleri şeyin neler olduğuna dikkat etmek gerekiyor."

    İnternet kullanımı denildiğinde endişelendiğini, aslında burada endişelendiren şeyin internet kullanımının kendisi değil çocuğun vaktini nasıl harcadığı olduğunu belirten Turan, "Aslına bakarsanız çocuğun internet kullanımıyla bilgiye erişimi kolaylaşıyor, dünyanın birçok yerindeki akranlarıyla etkileşim içinde olabiliyor. Dolayısıyla endişe verici bir durum olarak değil nimet olarak da değerlendirilebilir çünkü çocuklar bilgiye daha kolay erişebilecek veya gelişmelerden daha kolay haberdar olabilecek, yeni dünyaya daha iyi hazırlanabilecekler. Burada özellikle velilerin dikkat etmesi gereken şey; çocukların interneti hangi amaçla kullandığı, internetin içeriğinde takip ettikleri şeyin neler olduğuna dikkat etmek gerekiyor. Bunun için velilerin gözetim altında tutmasını sağlayacak envai çeşit program var. Çocuğun da bağımsızlığına, inisiyatifine zarar vermeden çok fazla müdahil olmadan gözlemleyebileceği birçok program var, belki bu programlar değerlendirilebilir. İnternet kullanımını kötü olarak değerlendirmek doğru olmayacaktır." dedi.

    "VELİLERE EN BÜYÜK TAVSİYEM, ÇOCUĞUNUZA ZAMAN HARCAYIN"

    Turan, velilerin dikkat etmesi gereken hususlar hakkında şu tavsiyelerde bulundu:

    Öncelikle sağdan soldan geçerken doğrudan çocuğa müdahale edilmemeli çünkü çocuk da bireyselliğini, bağımsızlığını geliştirmek, kendi becerilerini keşfetmek istiyor ve günümüzde internet bunun önemli araçlarından bir tanesidir çünkü çocuk internet kullanırken aslında cihaz da kullanıyor, internet aslında oradaki bir ağ, çocuğa bazı şeylere ulaşım imkânı veren bir ağdır. Dolayısıyla internetin kendisi zararlı değildir. Yandan, sağdan, soldan geçerken bir göz ucuyla bakmak gerekiyor. Çocuk acaba ne ile ilgileniyor, internet veya cihaz üzerindeyken ne ile meşgul oluyor. İkincisi, ne kadar zaman harcıyor? Sabah kalkıp akşama kadar cihaz üzerindeyse, internet olmasa dahi cihazla o kadar zaman harcamak çocuğun fiziksel, sosyal, akademik gelişimini olumsuz etkileyecektir. Çocuğun herhangi bir aktivite ile bu kadar çok ilgilenmesi (Bu bilimsel aktivite de olabilir.) sabahtan akşama kadar gelişim çağında, özellikle erken dönemlerde çocuğun dünyayı ve çevresini tanımasını isteriz. Çocuğun bilimsel derslerinde o kadar zaman harcaması bile olumlu değerlendirilmeyebilir çünkü çocuğun oyuna da ihtiyacı vardır. Dolayısıyla ne kadar zaman harcadığına bakmak gerekiyor. Üçüncüsü, çocuktaki değişimlere bakmak gerekiyor. Veli; internette nasıl zaman harcadığını görmese dahi çocuğun genel değişimini gözlemleyerek çocukta olumlu veya olumsuz bir duruma yönelik herhangi bir gelişme var mı? Yok mu? Bunu gözlemleyebilir. Mesela bu değişimler ne olabilir, çocuk olduğundan daha farklı davranıyorsa; örneğin, agresif davranışlar gösteriyorsa veya derslerine gitmemeye başlamışsa, ders notları düşmeye başlamışsa veli uzman yardımına başvurabilir. Dördüncüsü, genelde velilere bunu tavsiye ediyorum; internet kullanımı çocuğun yaptığı yüz şeyden bir tanesi ise onun dışında çocuk aslında birçok şey yapıyor. Aile içinde, okulda, arkadaşlarıyla, televizyon başında, ödev başında geçirdiği zaman gibi birçok şey yapıyor. Veli internete odaklanmaktan ziyade diğer alanlara odaklanabilir. İnternet biraz fazla oluyor olabilir ama eksik kalan, velinin şikâyet ettiği neler var. Burada velilere en büyük tavsiyem, çocuğunuza zaman harcayın. Çocuğun ne yapmasını istiyorsunuz? Kitap okumasını mı, ders çalışmasını mı istiyorsunuz? Bunun anahtar aktivitelerinden bir tanesi çocuğun okumaya alışması, çocuğunuzla birlikte okuyun. Hem bu veliler için de iyi olacaktır. Belki onlara da okuma alışkanlığını cesaretlendirici bir tavsiye olacaktır. En büyük tavsiyem velinin çocuğuyla zaman harcamasıdır. Müze kartı alın, aylık bir müzeye gidin. İlla ki mangal yapmaya gerek yok, İstanbul'un birçok yerinde dışarı çıkarak gezilecek alanlar var. Genelde veliler AVM'leri tercih ediyorlar ama onun dışında birçok çarşı, pazar, parklar bu tür yerler var burada birlikte zaman harcayın. Bu özellikle erken yaşlarda daha önemlidir, lise öğrencisi daha fazla bağımsız hareket etmek isteyecektir ama ilk ve ortaokul öğrencisi veliyle zaman geçirmekten hoşlanacaktır. Bu aktiviteler esnasında da çocuk daha iyi tanınabilir.

    "VELİNİN AMAÇSAL HAREKET ETMESİ GEREKİYOR."

    Velinin çocuğunu dinlerken amaçsal dinlemesi gerektiğine dikkat çeken Turan, "Çocuğun ilgisinin ve endişelerinin neler olduğunu, hayatta yapmak istediği şeylerin neler olduğunu, veliden beklentilerinin neler olduğunu… Bunu illaki sormaya gerek yok. Ne ile ilgileniyorsun diye sorduğunuz zaman, bana bile sorsanız cevap vermekte zorlanırım ama çocuk cümle aralarında bunları veliye verecektir. Velinin de bunlar üzerinden amaçsal hareket etmesi gerekiyor. Belediyelerin, vakıf, dernek, kurumların ve devlete ait kurumların organize ettiği gerek yaz okulları gerek hafta sonu programları olsun birçok program var. Bunlar da araştırılabilir ve değerlendirilebilir. Çocuk bu alanlara kanalize edilirse çocuğun daha zengin bir büyüme ortamına kavuşması sağlanabilir." diye konuştu.

    Oyunun çok büyük bir sektör olduğunu, ülkemizde de son yıllarda yayıldığına, oyunları tamamıyla kategorik bir şekilde zararlı diye değerlendirmenin yanlış olacağını ifade eden Turan, "Oyunun içeriğine bakmak gerekiyor. Burada da çocuğun çevresindeki ondan sorumlu yetişkinlerin bilgi sahibi olması gerekiyor. Hangi oyun, içeriği nedir, ne kadar sürede tamamlanıyor, çocuk bu oyunlar içerisinde diğer bireylerle etkileşim içerisine giriyor mu? Girdiği bireyler yetişkin mi? Çocuğa herhangi bir telkinde bulunuyorlar mı? Çocuğu herhangi bir yere yönlendiriyorlar mı? Veli, bu oyunların ismini öğrendikten sonra bilgilerini internetten de temin edebilir. Dolayısıyla oyunu ikiye ayırmak gerekiyor. Çocuğun gelişimine faydalı katkı sağlayacak oyunlar; çocuğun problem çözmesine, strateji geliştirmesine veya herhangi bir konuda bilgi sahibi olmasına fayda sağlayacak oyunlar. Bir de şiddet içerikli, çocuğa telkinde bulunan örneğin git şurada şunu yap gibi telkinde bulunan oyunlar diye değerlendirmek gerekiyor. Bu tür durumlarda da çok panik olmamak gerekiyor. Çünkü bilimsel çalışmalarda özellikle şiddet içerikli oyunların çocukları şiddete ittiğine dair birçok çalışma hipotez ortaya çıktı. Bu konu ile ilgili birçok çalışma yapıldı. Geldiğimiz noktada bunun bir faydası olduğunu söyleyemeyiz ama çocukta eğer bir şiddete eğilim gözlemliyorsak tüm suçu da oyuna atamayız. Bir çocuk sadece oyun oynadığı için herhangi birisine zarar vermeyecektir. Böyle bir ilişki iddia edemeyiz. Çocuğun belki oyun içinde silahla tanışması veyahut da ona aşina olması, kanıksaması, bunun normalleşmesi, başka bir insana zarar vermenin normalleşmesi bundan dolayı şiddete eğilim olan bir bireyin o şiddeti harekete geçirmesi, hayata geçirmesi kolaylaştırabilir. Onun dışında bir çocukta şiddet eğilimi gelişiyorsa, oyun bir parçasıdır ama belki de oyun yüzde 5-10'dur. Çocuğun hayatında yaşanan diğer şeylere bakmak gerekiyor. Çünkü burada şiddet içerikli bir oyun çocuğu şiddete itiyor diyorsak, burada şunu varsayıyoruz; çocuk orada şiddet uygulayan figürü model alıyor. Aslında bir varsayımda bulunuyoruz ama biz sahaya inerek çocuk kimi model alıyor diye baktığımızda çocuğun özdeşleşmek istediği figürlerin model aldığını gözlemliyoruz. Oyunlardan ziyade dizilerin daha fazla etkisi olabilir. Oyunlardaki karakterler genelde gerçek hayatta olmayan karakterdirler ama dizideki bir ünlü, model figür daha çok çocuğun olmak istediği hayatın içinde daha kolay bulabileceği figürler, karakterlerdir. Daha da önemlisi çocuğun birebir çevresindeki insanlardır. Örneğin; akranları, anne, baba, amca, dayı, komşu bu insanlarda şiddet yok ise ve toplumun kendisinde şiddete tolerans gösterilmiyor ise bir çocuğunda sırf oyun oynadığı için şiddete yönelme ihtimali düşüktür. Söylediklerim; şiddet içerikli oyunlar faydalıdır anlamına da gelmiyor. Burada şuna dikkat etmemiz gerekir. Çocuğun oynadığı oyunlarda, izlediği dizilerde ve filmlerde, okuduğu romanlarda; bilimin, girişimciliğin, liderliğin, topluma faydalı olmanın konu olarak işlenmesini isteriz. Çocuktaki beyin yapısının bu şekilde gelişmesini isteriz. Buna odaklanmak gerekiyor. Oyunun bir parçası diğer alanlarda ne oluyor buna odaklanmak lazım. Oyundan başka çocuk nelere maruz kalıyor buna odaklanmak lazım." şeklinde konuştu.

    "İLGİ ALANLARINI GÜÇLENDİRMEK, DİĞER ALANLARA YÖNELİK İSTEĞİNİ GÜÇLENDİRMEK DAHA AKILLICA BİR STRATEJİ OLACAKTIR"

    Sadece çocuklar için değil yetişkin insanlarında sosyal medyalarda geçirdiği vaktin endişelendirici olduğunun altını çizen Turan, "Çocukla çatışmaya girmektense ona alternatifler üretmek, zenginleştirmek gerekiyor. Özellikle ergenlerle, genç yetişkinlerle; 'sen bunu bırak oynamayacaksın artık', cihazı elinden almak gibi eylemler ailedeki çatışmaya daha çok hizmet edecektir ve kalıcı da olmayacaktır. Onun için çocukla veya bireyle kurduğumuz etkileşim alanlarını zenginleştirmek, çeşitlendirmek gerekiyor. İlgi alanlarını güçlendirmek, diğer alanlara yönelik isteğini güçlendirmek daha akıllıca bir strateji olacaktır. Çözüm daha geç olacaktır; çocuktan cihazı almak, yasaklamak çok daha kolay ama kalıcı bir çözüm üretmeyecektir. Diğer faydalı alanlara ilgisini arttırmak daha uzun sürede sonuç verecektir ama kalıcı sonuç verecektir." ifadelerini kullandı. (İLKHA)

     

    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen