• NE NASIL DEĞERSİZLEŞTİ YA DA?

    NE NASIL DEĞERSİZLEŞTİ YA DA?
    Mevlüt MERGEN

    SÖZÜN ÖZÜ

    Eşyaya değer katar zaman denen değerli,

    Değerini bulduran o eller ki hünerli.

    Çakma ürün çıkınca kalite sırra kadem,

    El emeği, göz nuru dökmüyor artık ninem!..

    MM

     

    NE NASIL DEĞERSİZLEŞTİ YA DA?

     

    Köroğlu’nun “delikli demir çıktı mertlik bozuldu” sözü meşhur sözler arasındadır, bu söz geçer akçe gibi yeri geldiğinde kullanılmakta ve anlatılmak istenene yol göstermektedir, biz bu sözden hareketle “teknoloji gelişti deyip ötesini anlatmaya çalışacağız, yine geçmişe gidecek, yine Diyarbekir diyeceğiz, bir zamanların bedesteni iken “buğday pazarı” olan ve daha sonra “mezat yerine” dönüşen çarşıda satılan bazı eşyaların o günkü değerini ve benzerlerinin bugünkü değersizliğini anlatmaya çalışacağız.

    Ekonomik sıkıntıya girenlerin satmak zorunda oldukları ev eşyaları bu çarşıya getirilir ve belediye tarafından görevlendirilmiş kişilere teslim edilir ve satılması istenirdi, görevlilerden biri “tellal” idi, eşyalar arasından bir halıyı çıkarır ve çarşıdaki esnaftan birine “kapı” açmasını isterdi, esnaf halıya bakar bakmaz “Bünyan, Acem veya Isparta halısı” der ve bir fiyat verirdi, esnaf insafsızlık etmez, satılması istenen halı veya herhangi bir eşya gerçek değerini buluncaya kadar fiyatı arttırırdı.

    Bünyan, Acem, Isparta halısı dedik ve halıyı misal verdik, bugün o halılar mağazalarda yok, ama halı çeşidi çok var, hepsi de albenili, görkemli halılar ve müşterisi de oluyor bu halıların, ancak çok renkli, albenili, makinelerde dokunmuş o halılardan biri ekonomik sıkıntı sebebiyle satışa çıkarılsa nasıl bir değer biçilecek, ödenen miktarın yarısını bile bulmayacak belki alıcısı da olmayacak çünkü “çakmadır” sentetiktir, naylondur, petroldür, göz nuru, el emeği verilmemiş desenleri bilgisayardan çıkarılmış makinelerde örülmüştür, değersizdir, halı bir zamanlar değerli iken şimdi değersizleştirilmiştir.

    İkinci ki misal mobilya, her evde bulunmasa da bazı evlerde vardı, satılması için mezata verilseydi “antika” diye satılırdı, çünkü ünlü bir ustanın göz nuru ele emeği sonucu “sanat eseri” olarak bilinirdi, günümüz mobilyalarının ömrü acaba ne kadardır, piyasada marka olarak satılanlar bir zaman sonra “demode” olur ve satmak istenirse satılamaz, çünkü odaların hepsinde mobilya olduğu için boş yer yoktur ki konsun, demek ki mobilya değerli iken değersizleştirilmiştir, sözümüz yanlış anlaşılmasın “astronomik” rakamlarla ifade edilse bile ödenen para o mobilyaya değer katmamıştır, sadece bu günün evlilikte istenen eşya listesine uygunluk göstermiştir.

    Bir başka misal olarak mutfak diyelim ve geçmişteki mutfaklarda kullanılan “bakır” kapları, kazanları, pilav tavalarını, lengerilerini, sahanlarını, misinlerini hatırlatalım, deyim yerinde ise her evin mutfağında bir “servet” vardı, yılda bir kez kalaya gider, gümüş gibi olur getirilir ve kullanılırdı, çok olduğu için sanki “değeri” bilinmezdi bu bakırların, satışa getirildiğinde “kilo” olarak alıcı bulurdu, sonra yerini alüminyuma, nikelajlı eşyalara verdi, şimdi de çelik ve porselen girdi mutfaklara, o mutfakların hanımları terk-i dünya edince bakır eşyalar da terki-i mutfak ettiler, ancak o bakırlar şimdi yeniden “moda” veya “süs” eşyası olarak giriyor evlere, gümüşlüklerde, büfe üstlerinde ve evlerin en nadide köşelerinde lisan-ı hali ile “değerimi yitirir gibi oldum ama, yeniden değer kazandım” diyor.

    Misaller çoğaltılabilir, çünkü hayatın her alanında eşya vardır, insan vardır, ne yazık ki “eşya” değerini korur gibi görünse de kalitesini koruyamıyor, dün kaliteye önem veren insan yerine bugün günü kurtarmaya çalışan insan var, ikisinin arasındaki kalite farkını varın siz belirleyin, son olarak bugün için “takı” diyeceğim, yani altına getireceğim sözü, bu maden her zaman değerini korur, ulaşılması zordur, bazılarında kilolarca bulunsa da bazılarında gramla dahi bulunmaz, gelin adaylarına şanına layık takı alınır ve takılırdı, şimdi evlenmeye niyetli genç gidiyor bir kuyumcu dükkanına küçücük bir cam paçasına “tek taş” pırlanta diye kırmızı kadife kaplı bir kutunun içinde izdivacına talip olduğu kızın önünde diz çökerek: “benimle evlenir misin?” diye soruyor ve o cam parçası ki satılmak istense kuruş etmez, etkisini gösteriyor “evet” cevabını verdiriyor…

    Değerlerimizi nasıl değersizleştirdik, sorusuna cevap aradık, bulduk mu bilmiyorum:

    Selam ve da ile.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen