• DİYARBEKİR’LİLER VE ÇERMİK!..

    DİYARBEKİR’LİLER VE ÇERMİK!..
    Mevlüt MERGEN

    SÖZÜN ÖZÜ

    Derde derman arayan, Çermik yolunu tutsun,

    Yıkansın sularında hastalığı unutsun.

    Sebze ile meyvesi bu mevsimde pek boldur,

    “Urum” dutunu yerken, suyunu tasa doldur!..

    MM

     

    DİYARBEKİR’LİLER VE ÇERMİK!..

     

    Bu şehrin sevdası böyledir işte, aktüalite olarak birçok konu varken bu şehir hep kendinden söz ettirir, bizim tesellimiz ise çok dediğimiz konuların onlar kadar belki daha çok ilgileneni var, yazarı çizeri vardır, bize de kala kala Diyarbekir kalıyor ve biz de ona karşı kendimizi sorumlu tutuyor aynı konuları arada sırada dile getirsek de dokunmadığımız konuları bizi severek okuyan okurlarımızla paylaşmayı seviyoruz.

    Son bahar günlerindeyiz, bu günler Diyarbekir halkının “Çermik” kaplıcasına gitme günleridir, çünkü daha önceleri civar il ve ilçelerden gelenler otelleri doldurmuşlardır, haliyle kaplıca kalabalıktır, havalar soğumaya yüz tuttuğu için herkes iline, ilçesine gider, ayrıca sebze ve meyve zamanıdır bugünler, Diyarbekir’lilerin bu günlerde kaplıcayı tercih etmelerinin bir iki sebebini belirttik, o zamanlar böylesine bol vasıta yoktu, Belediye otobüsü hiç yoktu, sadece Diyarbekir-Çermik arasında çalışan iki tane otobüs vardı.

    Buzdolabının olmadığı o günlerde halk “kar” eriterek soğuk su içebilirdi, ama böylesi sıkıntılar önemsizdi çünkü insanlar oraya “tatile” değil “tedaviye” gidiyorlardı, otellerde yer yatağı kullanılırdı ki ailelerin çoğu yatağını kendisi götürürdü, yalnız Çermik’te değil her yerde “değişim” başladı, şimdi modern çok yıldızlı otellerin açıldığını görüyor bu durumdan hoşnut oluyoruz, Çermik çağ’a ayak uyduruyor diyoruz.

    Beğenilmeyenlerin yerine daha modernleri, daha güzelleri konarken, nedense bir zamanlar “sağlık hizmeti” verilen D.Ü. tıp Fakültesi’nin Çermikteki kliniği artık yok, o klinikte tedavi gördüğüm günlerden kaldı bu şiir:

     

    ÇERMİK’TE AKŞAM

    Sene doksan iki, eylül ortası,

    Çermik’teyim yine, dizimde sızı.

    Kalbime saplanmış hüznün oltası,

    Çektikçe ağına çeker bahtsızı.

     

    Bir küçük oda ve bir kat yatak,

    Mezarı andıran odamda yalnız,

    Köşede halimi seyreden çanak,

    Anılar ruhumu delen çuvaldız.

     

    Yaş damlacıkları akar gözümde,

    Çocuklarım, babam, sırdaşım yatak.

    Bu denli yalnızlık bilmem ömrümde,

    Yalnızlık duygusu şaire batak.

     

    Kırk sekiz yaşında ilk kez ben miyim,

    Yalnızlığa mahkum edilen adam?

    Et, kemik, çelik mi, nedir bedenim,

    Sorunda söylesin sırdaşım odam?

     

    Ötelerde yükselen şu gülücükler,

    Kalbimi kanatan mazi bıçağı.

    Seccadem sunuyor bol öpücükler,

    Hissini duyarım he

     

    Kaynadı gözyaşım, çaydanlığımda,

    İçtim yalnızlığı ben bu ilçede.

    Yalnızlık Çermiğin akşamlarında,

    Bilmeyen sanır ki şair tatilde!..

    Çermik, 19.09.1992

     

    Yine o günlerdeki Çermik’i, Çermik’liyi bir şiirle anlatmış şöyle demiştik:

     

    ÇERMİK TÜRKÜSÜ

    Dağlar arasında bir şirin belde,

    Saymakla bitmeyen hazinesi var.

    Meyvesi pek boldur, hele eylülde,

    Jeotermal denen definesi var.

     

    Esnafı katıdır ucuza satmaz,

    Kazançla uyanır, zararla yatmaz,

    Çermik’li insana ölünce çatmaz,

    Alnında sinirin nişanesi var.

     

    Tamamen şifadır kaplıca suyu,

    Şöhreti dünyada bulmuştur şüyu,

    Temizlik istenir, çünkü bol suyu,

    Yazayım okuyun, daha nesi var.

     

    Oteli bolcadır, dıştan boyalı,

    Bulunmaz içinde mefruşat halı,

    Girince görünür nasıl foyalı,

    Berberi, aş evi, çayhanesi var.

     

    Her mevsim buraya gelir yabancı,

    Onlar yolcu olur, Çermik’li hancı,

    İmarsız yapısı onulmaz sancı,

     

    Çalışır görünen beledyesi var.

    Gecesi serince, gündüzü sıcak,

    Yeşili göklere açmıştır kucak,

    Üzümü pek tatlı, hem salkım saçak,

    Paşa armuduyla, bol vişnesi var.

     

    Çermiğin gecesi cümbüşle dolar,

    Gürültü çok fazla tutmaz uykular,

    Her sabah değişir havuzda sular,

    Küveti, kurnası, lif, kesesi var.

     

    Çok hastalık var ki şifası burda,

    Bilinmez dertlerin devası burda,

    Çermik sakızıyla kınası burda,

    Tülbentte, yazmada işlemesi var.

     

    Köprüsü, camisi tarih kokuyor,

    Çarpık kentleşmeye meydan okuyor,

    Evlerde genç kızlar kilim dokuyor,

    Kilimi, savanı, seccadesi var.

     

    “Ramazan”, “Zülfikar”, “Paşa” sı boldur,

    Bakkallık hem kısa, hem rahat yoldur,

    Şairim Çermik’te bir hasta kuldur,

    Fakülteye bağlı hastanesi var.

     

    Çok değil nüfusu birkaç bin kadar,

    Asayiş berkemal, gerçek huzur var,

    Ziya Gökalp olmuş Çermik’e medar,

    Şairi, bilgini, allamesi var.

     

    Kalkınmaya hazır bekler kasaba,

    Kaynağı pek boldur, gelmez hesaba,

    Teşviki gönderse şu devlet baba,

    Fabrika özleyen çok meyvesi var.

     

    Türküsü Çermiğin yazmakla bitmez,

    Ma’mur olan yerde baykuşlar ötmez,

    Çermik ilgi ister bu kadar yetmez,

    Halkının yoksulluk bahanesi var.

     

    Şairim uzattın, sözü kısa kes,

    Kalemin yoruldu almadı nefes,

    Güzel türkü okur Ramazan Şenses,

    Çermik bahçesinde bülbül sesi var!..

    Çermik, 12.09.1992

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen