• ANILARIMIZDA GAZİ GÖŞKÜ!..

    ANILARIMIZDA GAZİ GÖŞKÜ!..
    Mevlüt MERGEN

    MESİRE

     

    Beden dinlenmek ister, yeşilin gölgesinde,

    Gençlik özlemi yatar yaşlanan sinesinde.

    Bir “tutam” çiğ köfteyle, yanında da ayranı,

    Mesire günleridir, sevenlerin bayramı!..

    MM

     

    ANILARIMIZDA GAZİ GÖŞKÜ!..

     

    “Sur” içinde yaşadığımız günlerde mesire yerlerinin şehre en yakını “gazi köşkü” idi, yolu yokuş olduğu için atları yorulmasın diye “paytona” bile binmezdik, ailece yüklenirdik eşyalarımızı, mangal, kilim ve diğer eşyaların her biri birimizde olurdu, yürürken yorulsa idik “hatun” kastalında su içer biraz dinlenirdik.

     

    Köşkün bulunduğu yere merdivenle çıkılırdı ve merdivenleri öylesine güzeldi ki çıkanları hiç yormazdı, çıkarken de “baylara, bayanlara, beşi birlik sayanlara naneci Bedir geldi” tekerlemesini bizzat kendisiden dinlerdik.

     

    Yalnız merdivenlerinin “albenisi” değildi hoşumuza giden, deyim yerinde ise dallarından sarkan o güzelim “Muhammedi güller” ve rengarenk çiçeklerin yanına konmuş: “dokunmayın çiçeklere yazık olur emeklere” yazılı uyarı tabelaları bu bahçenin güzelliğine güzellik katarlardı.

     

    “Seman köşkü” diye de anılan bu köşk son zamanlarda bir ara ziyaret edilmez olunca unutur gibi olduk, oysa orada unutulmaz hatıralarımız ve unutamayacağımız bir dostumuz vardı: “Aziz Kadri Özkılıç” kendisiyle en son eşimin vefatı dolayısıyla hem kabristanda, hem de taziye evinde görüşmüştük.

     

    Geçen gün iki özlemi, yani Gazi köşkünü ve onun müsteciri Aziz Kadri’yi ziyaret dip bir “çay” içelim istedik, her zamanki güler yüzü ve misafir severliği üzerindeydi Aziz Kadri’nin, daha önceleri köşk ve çevresinin tamamı onun müstecirlik sorumluluğu altında iken şimdi köşkün arka bahçesinde ağırladı bizi, köşkün havuza bakan duvarındaki taşlar da sanki hüzünlüydüler, çünkü renkleri sararmaya yüz tutmuştu, içimden acaba “Aziz Kadri’nin hüznü mü bu taşları böyle sarartıyor” diye geçirdim, ama bunu soramadım kendisine..

     

    Sormama gerek yoktu çünkü Aziz Kadri bizi görünce içini dökmeye başladı, “kadir” bilmezlikten yakınıyordu, bazı insanların kendisini ve köşke geçmişte yaptığı hizmetleri anlayamadıklarını söylüyordu, bizde en az onun kadar “anlaşılamamaktan” ötürü kederliydik, konuşurken birleştiğimiz tek nokta bu şehrin insanının artık bu şehirde yaşamadığı gerçeği idi eğer bu şehrin insanı bu şehirde yaşamış olsalardı n kadir bilmezlik lafı edilirdi, ne de nankörlük..

     

    “Önümüzdeki yıl yapılacak yerel seçimlerde bu şehrin insanları hizmet yüklensinler” istiyordu Aziz Kadri, haklıydı, ancak tek şart bu şehri yürekten seven olmalıydılar belediyelere hizmet için talip olacak olanlar, 1950’den bu yana acaba kaç tane bu şehri seven ve şehrin insanı olan “belediye reisi var?” diye meraklandığımızda “istisna” olanların dışında kimseleri göremiyouz..

     

    Bir zamanlar sürücülere “ehliyet” sınavlarında çıkılan köşkünün yokuşunda şimdi “gelinler” fotoğraf çektiriyor, allı-morlu giysiler içindeki gelinler, yanlarında damatları görünce “hey gidi dünya hey” dedim, dünya nasılda değişiyor, dünün allı-morlu güllerinin yerine şimdi allı morlu gelinler süslüyor gazi köşkünü…

     

    Güneşin batış saatinde köşkte idik, “açık” olsun istediğimiz çayımızı yudumlarken aşağıda akan Dicle nehrini, üzerindeki on gözlü köprüyü ziyaret için gelenlerin arabaları yolu iki taraflı kaplamış gibiydi, bunları görünce şunu anladık “nostaljik” duygular içinde olan yalnız biz değildik, insanlar yeni yapılanları değil dünden bugüne gelen “mekanları” görmek istiyor, oralarda az bir zaman olsa dahi yaşamak istiyor, tıpkı bizim bir çay içme isteğimiz gibi.

     

    Aziz Kadri bizim masamızın dışında bir başka masadaki konuklarıyla da ilgileniyordu, çünkü o masada oturanlardan birileri bir zamanlar bu şehirde yaşamışlar ve şimdi uzaklarda “Eskişehirde” yaşıyorlardı, “İhsan Koçak” ismini duyunca hemen 1953’lü yıllara gittim, dört yoldaki avlulu iş hanını hatırladım, oğlu idi İhsan Koçak’ın Eskişehir’de kalan Diyarbekir’li, onlara ayak üstü “hoş geldiniz” derken Aziz Kadri’ye de Allahaısmarladık diyerek ayrıldık “Seman” ya da “gazi” köşkünden..

     

    Selam ve dua ile

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen