• TAZİYE EVLERİNDE YEMEK MESLESİ!..

    TAZİYE EVLERİNDE YEMEK MESLESİ!..
    Mevlüt MERGEN

    SÖZÜN ÖZÜ

    Acı üstüne acı borçlanıp yemek vermek,

    Fatiha’ya geleni doyurup da göndermek..

    Yanlış uygulanıyor aslında “doğru” olan,

    Bu şehrin kültürünün içersinde kaybolan!..

    MM

     

    TAZİYE EVLERİNDE YEMEK MESLESİ!..

     

    Meşhur sözdür: “her evden gelin çıkmaz ama cenaze çıkar” işte cenaze çıkan evin içinde acı ve kederin “teselli” edilmesi için o evde akraba ve komşular tarafından “kazan” kaynatılmasına izin verilmez, deyim yerinde ise üç gün boyunca “sıraya” girilir ve cenaze çıkan evde bulunanlara yemek ikram edilir, böylece hem İslami bir hayır işlenmiş olur, hem de insani bir güzellik sergilenir.

    Diyarbekir Sahabe-i Kiramın yaşadığı bir şehirdir, İslam’ın yardımlaşma ve “acıyı ve mutluluğu paylaşma” özelliği bu şehirde asırlar boyu sergilene gelmiştir, biz bu özelliğin bu şehirde yaşandığını hem de yaşayarak gördük, merhume annemin ve babamın vefatlarında akrabalar ve komşular hanemizde tencere kaynatmadılar, evlerinde pişirdikleri yemekleri getirerek servis ettiler, biz de “taziye” için gelenlere acı kahve “mırra” ikram ettik, acı kahvemizi içenler bize. “Allah bir daha böyle acı göstermesin” diyerek dua ettiler, bizi teselli ettiler…

    Sonra ne oldu ise oldu bu gelenek, bu özellik “tedavülden” kalktı, “taziyeler artık cenaze evlerinde yapılamaz” gerekçesiyle ilk kez merhum “Hacı Sait Özşanlı’nın” girişimiyle ve iyi niyetiyle “taziye evi” kuruldu, çığ gibi büyüdü bu taziye evleri, gayet güzel tefriş edildiler, içlerinde çay ocağı, mescit ve bir de yemekhane gibi bölümler oluşturuldu, taziye evine gelenlere yemek ikramı “yanlışı” bu evlerde “doğru” gibi kabul edilerek uygulanmaya başlandı.

    Yakın olsun olmasın, tanısın tanımasın herkese “sevaptır” dini bir vecibedir diye düşünülerek taziye evleri dolup boşalmaya başladı, yemek saati gelince lokantalardan, yemek fabrikalarından getirilen yemekler “ikram” edilir oldu, ancak o yemeklerin bir maliyeti, faturası vardır ve cenaze evi bu faturayı ödemek durumundadır, para yoksa bankadan “kredi” çekmek vardır, yani borçlanarak yemek ikram edilince ilk kez Diyarbekir müftülüğü bu yanlışa dikkat çekti ancak başarılı olamadı, çünkü taziyeye gelenlere karşı “mahcubiyet” söz konusu olduğu için yemek verilmekte ısrar edildi ve ediliyor,

    Geçen gün “Özgür haber gazetesini okuyanlar Hani Kaymakam Turan Soğukluk’un bu konuda bir uyarısını gördüler, Sayın Kaymakam harekete geçerek bu yanlışı düzeltmeye çalışıyor, inşallah başarılı olur, fakat ”cehalet” hüküm sürdükçe başarı zor elde edilir, zira taziye sahibi yemek ikram etmediğinde devreye başkaları girer ve dostluğunu, akrabalığını gösterir, bu şekilde cenaze sahibini mahcup eder, bu bakımdan başarı zordur diyoruz taziye evlerinde yemek ikramının önüne geçilmesi..

    Zor dediğimiz ikramın terk edilmesi hususunda başarı sağlanırsa ayrı bir mesele ortaya çıkar, şöyle ki, cenaze sahibinin evinde yemek pişmez, üç gün boyunca aç mı kalacak o insanlar, bu durumda Belediyelerin veya kaymakamlıkların devreye girmesi gerekir, cenaze sahibinden sorularak kaç kişi iseler o miktar yemek gönderilir ve böylece taziye evine özellikle “yemek” için gelenlerin de beklentisi düşer, bu uygulamayı İstanbul’da bir yakınımın vefatı dolayısıyla ilçe belediyesinin yaptığını yerine getirdiğini görmüştüm, hatta belediye cenaze evine: “dua için hoca efendi ister misiniz?” sorusunu da sormuştu..

    Hani Kaymakamı Turan Soğukluk bu konu üzerinde hassasiyetle ve ısrarla durur, ilçe müftülüğünden destek alırsa “zor” başarılmış olur, bir de taziye evlerindeki “sigara içilmez” levhasının yanına “yemek yedirilmez” uyarı levhası asılırsa çok daha etkili olur diye düşünüyorum.

    Selam ve dua ile.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen