• S A K I I I N ! . . .

    S A K I I I N ! . . .
    Mevlüt MERGEN

    SÖZÜN ÖZÜ

    Her yanında tuzak var, uçurumdan sakın gel,

    Düşmanından ırak dur, dostlarına yakın gel.

    Yalan ballı da olsa acısı sonra çıkar,

    Aldanan gafillerin dünyasını tez yıkar!.

    MM

     

    S A K I I I N ! . . .

     

    Geçen hafta “eski kışları” konu ettiğimiz bir söyleşimizde sur içindeki toprak damlı evlerin damlarında biriken karları küçeye dökmeye çalışan loğcuların aşağıdan geçmekte olanları uyarmak için “sakııın” dediklerini hatırlatmıştık, sözün başında söylemek gerek, biz 30 yıldır sur içinden “fiili” olarak ayrılmamıza rağmen “kalben” bir türlü ayrılamıyoruz, nasıl ayrılabiliriz ki orada doğup büyüdük, yaşadık, hatıralarımız bizi bırakmıyor ki biz onları nasıl bırakalım ki, içi güzellik dolu, anlam yüklü hatıralar nasıl bırakılabilir ki, her vesile ile anlatılmak ister, çünkü artık o hatıraları oluşturan yaşam şekli ne sur içinde, ne de sur dışında var.

    Sadece damlardaki karları sokağa dökmeye çalışan “loğcular” kullanmazdı “sakın” sözcüğünü, çoğu zaman arkamızdan “sakıın” diyerek bizi uyarmaya çalışan birisinin olduğunu anlar ve hemen yürüdüğümüz küçenin duvarına doğru geçerdik, çünkü ya sepetli bir hamaldı, ya da sırtında 100 belki daha ağır okkalı buğday çuvalı taşıyan bir “boti” hamaldı,hem bize çarpmak istemiyor, hem de kendi yolunu açmaya çalışıyordu “sakııın” demekle..

    Acaba bunları niçin anlatıyoruz çünkü anlatmak durumundayız, bu şehrin nasıl bir “medeniyet şehri” oluğunu aksini düşünenler öğrensin diye anlatmalıyız, ömrümüz boyu, biz “sakın” uyarısını sadece arkamızdan birisi bize çarpmasın diye değil, başkalarına zarar vermemek, başkalarının bize olası zararları dokunmasın diye beladan kaçmak için de kullandık, akla “olumsuz” ya da “negatif” ne gelirse ondan korunmak için de kullandık sakın uyarısını, okurlarımıza da “hayrı” tavsiye ederken “şerden” sakınmalarını öğütledik...

    Muallimler talebelerine sakın dersine çalışmazlık yapma, , analar kızlarına “kız çocukları ziyaret” gibidir, yolda giderken kaşına gözüne sahip çıkmazlık yapma, babalar oğullarına yolda giderken komşu kapılarından içersine bakma, ustalar çıraklarına sanatı iyi öğren ki benim ustalığıma leke gelmesin gibisinden bir şeyi anlatırlarken illa ki “sakın” demeden bitirmezlerdi sözlerini, sakınmak belanın üzerine balıklama atlamak demek değil, aksine beladan hızla uzaklaşmak demektir.

    “Sakın” sözcüğü tedavülden kalkmadı da sanki kullanım alanı değişti, sakın yerine günümüzde “pardon” icat edildi, ikisinin arasında çok fark var, sakın derken başkasına zarar vermemek, çarpmamak amaçlanıyordu, oysa günümüzde çarptıktan, zarar verdikten sonra “pardon” deniyor, kısaca dünkü “pozitif” anlam taşıyan “sakın” sözcüğü, bu gün “negatif” durumlarda “pardon” denilerek kullanılıyor, dün medeniyet deniliyordu bugün “uygarlık” deniyor.

    “Sakın” sözcüğü edebiyatta da kullanılmıştır, mesela Medine’ye yaklaşılırken bindiği vasıtada “edeple” oturması gerekeni ayaklarını uzatmış halde gören Urfalı Şair Nabi’nin “sakın terk-i edepten makam-ı Mustafa’dır bu” beyti asırlardır okuna gelen bir şaheserdir, yalnız beladan değil, çarparak zarar vermekten ibaret değil sakın demek, “günahtan” sakındırmak manasını da taşıyor, “edep” medeniyetin özünü teşkil eder, çünkü edepli yani medeni insan hem sakınır, hem sakındırır, belki konu dışı olacak ama değil, eski mekteplerde, medreselerde, tekkelerde, hatta camilerde bile “edep yahu” levhası herkesin göreceği yerlere asılırdı, bu levhayı hattatlar özene bezene yazarlardı, günümüze gelmek istemiyorum ancak yeri geldiği için söylemek gerek, bugün üniversitenin olmadığı şehir yok, ancak, nedense üniversiteli gençler otobüste, tramvayda veya başka vasıtalarda oturdukları yerlerini yaşlılara hastalara ve kadınlara vermemek için ya telefonu ile oynuyor ya da uyku numarası yapıyorlar ki bu hareketlerinin “edeple” alakası yok, aksine edepsizlik sergiliyorlar..

    Aslında bizim 15 yıldır süre gelen bu söyleşilerimiz “sakınırken” sakındırmayı da amaçlıyor, gücümüzün yettiğince başkalarına bulaşmaktan sakınarak sözlerimizi hep “ortaya” söyledik, çünkü insanları incitmek kolay, ancak incinmiş kalpleri tedavi etmek zordur diye düşündük, görevini ihmal edenlerin, yolsuzluk yapanların isimlerini, makamlarını anarak deşifre etmedik, çünkü inanıyoruz ki herkes yaptığının karşılığını mutlaka bir gün bulacaktır, o zaman sakınırken sakındırmak için sözü “halk” içinde olsa dahi “hulk” içinde söylemeye gayret ettik.

    Selam ve dua ile.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen