• MAZLUMUN AHINI MI ALDIN EY DÜNYA!

    MAZLUMUN AHINI MI ALDIN EY DÜNYA!
    Nevzat NARÇİÇEK

    MAZLUMUN AHINI MI ALDIN EY DÜNYA!

     

    Ey Dünya! Başına gelen musibetlerin bir gazap olduğunu söyleme hadsizliğimiz yok biliyorum. Zira bu itikat, bilirim ki (haşa) Kadir-i Mutlak adına ya söz söylemedir ya da Kadir-i Mutlak’ın iradesini “Biliyorum” hadsizliğidir. Onun için dilim musibete, ne gazap ne de rahmet diyebiliyor. Amma aciz lisanım şunu diyebilir ki; musibetler rahmet içinde gazap, gazap içinde rahmettir bizlere… Niye mi Ey Dünya? Çünkü acziyet içindeyiz tıpkı Aylan bebeğin sahillere vurduğu demlerde bütün insanlığın çaresiz kaldığı gibi. Ancak bir farkla ki: Aylan bebeğin cesedi biz insanlığın mirasıydı; annesinin göz nuru, babasının gözbebeği cesedi o sahile vurduran bizim kirli ellerimizdi, Firavunlaşan nefsimiz, dünyaya sahiplik sevdası güden aklımızdı. Amma firavunlaşan nefislere, dünya sahiplerine ceset saydıran ise bilinmez(!) bir sır… Belki Aylan’ın gazabı, belki de “Zaman varken doğruya, hakikate yönel” diyen bir sır. Ondandır ki gazap mı rahmet mi bilemedim. En iyisi mi biz buna bir ayet diyelim: Ehl-i aklı, ehl-i şuuru düşünceye gark eden bir ayet…

    Ve Ey dünya! Mazlumun ahına mı dokundun? Bakıyorum da esarettesin zira… Güçlüyüm diyerek, kâinata meydan okurcasına sınır tanımaz mağruriyetinle insanlığı esir ettin. Filistin’de insanlığı açık cezaevinde hapsettin, Suriye’de insanı zulme gark ederek esir ettin, Guantanamo’da korku salarak esaret saçtın, Halepçe’de elma kokusu ile özgürlüğü bebeklerin gözlerinden aldın. Bangladeş’te bir lokma ekmeğe, gözümüzün nuru bebeklerimizi mahkûm ettin, Yemen’de “ekmek” deme özgürlüğümüzü elimizden aldın. Söyleyin şimdi Ey Kudretliler! Şimdi siz niye esirsiniz? Yoksa “Sağlam kalelere sığınsanız da ölüm gelip sizi bulacak” fermanına mı inanmaya başladınız? Ya da bir sineğe mağlup olan, kendini tanrı addeden atanız Firavun ’un hakikatine inanmaya mı başladınız? Lakin bilirim ki hiç biri aklınıza gelmez. Zira bilirim ki ahir zaman nefsi şedittir, kendini ibret almaya meylettirmez… Amma yine de musibetimiz gazaptır deme hadsizliğini göstermeyecem. Zira bilirim ki, Hakiki Sahib’in gözünde kâinatın, dünyanın, sinek kanadı kadar değeri olsaydı zalim bir damla su içemezdi dünya havuzundan. Ondandır ki ne gazap diyebiliyor dilim ne de rahmet…

    Ve Ey kendini pirüpak zanneden Müslüman! Ey adalet dağıtan insan! Ey haktan zerre şaşmadığından dem vuran insanoğlu! Acaba kardeşimizle, ihlasane tebessümle hasbıhal edemediğimiz için mi selamlaşamamakla cezalandırıldık?  Ya da Kâbe’yi özçekim mekânı olarak bellediğimiz için mi Kâbe bize küstü? Veya cemaate itikadımız kalmadığı için mi, İslamiyet’i ferdiyete indirgediğimiz için mi camiler kapılarını kapattı bize? Amma Ey İnsan! Ne olursa olsun, ne vuku bulursa bulsun “Üstümüze gazap indi” deme hadsizliğini göstermeyecem… Zira hala bilirim ki ayetlerde ehl-i şuur için mana vardır. Ve bilirim ki insan nefsiyle Firavunlaşsa bile mutlak güç sahibi Kadir-i Mutlak’a karşı acizdir. Silahlarıyla taş üstünde taş bırakmasa bile bir virüse karşı acizdir. Dünyanın bütün servetini elinde bulundursa da bir yağmursuzluk karşısında fakirdir. Dünyanın aklı ile her türlü teknolojiye sahip olsa bile gözle görülmeyen bir mikroba karşı kifayetsizdir. Onun için Ey İnsan, “Musibetimiz gazap” diyemeyeceğim… Diyeceğim o ki; “ Mazlumun ahı ile Allah arasında perde yoktur ey kendini layemut sanan nefis!” ve “Ey gaflete dalmış nefis! Her musibet bir ayettir, bir ikazdır, bir ışıktır. Ya bu ayeti anlayarak ihya oluruz ya da bu ayeti esbaba verip bedbaht oluruz. Ey nefsini her şeye muktedir gören insan; aczini ve fakrini anla ki gaflet perdesi yırtılsın ve bir inkılap olsun. Öyle bir inkılap ki; güneşi insanlığı ısıtsın… Ve o güneş tebessümle doğsun mahzun gönüllere umut olarak… VE ÖYLE SICAK OLSUN Kİ İNSANLIĞI ISITSIN BUZDAN SARAY OLAN NEFİSLERİMİZ ERİTEREK…”  

     

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen