• EKRANLARDAKİ ÇİRKİN GÖRÜNTÜLER HEP AYNI!..

    EKRANLARDAKİ ÇİRKİN GÖRÜNTÜLER HEP AYNI!..
    Mevlüt MERGEN


    Çöküntü manevidir, öz’e dönüş
    ne zaman,
    Hayasızlık pek moda, aman Allah’ım
    aman.
    Kanalların kiminde “kadın” geçer
    akçedir,
    İffet, namus ve haya gezilmeyen
    bahçedir!..
    MM
    EKRANLARDAKİ ÇİRKİN
    GÖRÜNTÜLER HEP AYNI!..
    Düşüncelerimizi, duygularımızı
    açığa vurmadığımız zamanlar, yani
    gazetede okurlarımla buluşmadığımız
    zamanlar yine de yazardım,
    “günlük” olarak yazardım, geçmiş
    yıllarda elime bir “ajanda” geçse
    idi, yaşadığım gün içindeki duygularımı
    sayfalarına aktarırdım, “sakla
    samanı gelir zamanı” denir ya, o
    niyetle yazardım, şöyle yazmışım
    3 Haziran 1992 Çarşamba günü:
    “fuhuş, kumar ve alkol dünyayı
    çökertmede/İffete saldırı var renkli
    camda, perdede” bu ikilikle yetinmemiş
    şunları da eklemişim:
    Bir yangındır kaplayan dünyanın
    semasını..Dumansız, alevsiz
    ama sıcak mı sıcak, yakıcı mı yakıcı,
    günümüz insanının tutkuları (!)
    bahane edilerek fuhuş sektörü sanayi
    sektörünün fevkinde vergi
    ödetmede patronlara, alkol fabrikaları
    üç vardiya çalıştırmada işçilerini…
    Kumarhaneler ise 24 saat ful
    mesai halinde, hem de çok çeşitli
    kollarda çalışan kumarhaneler;
    milli piyango, toto-loto, at yarışları,
    müşterek bahisler yetmezmiş
    gibi TV’lerdeki çekilişler, bu çekilişlere
    katılabilmek için harcanan
    telefon paraları…
    Kumarhaneleri, bilardo salonlarını,
    okey partilerini, poker oyunlarını
    da artık varın siz hesap edin ve
    tabloyu görün…
    O günlüğü şöyle noktalamışım:
    “bir büyük kumarhane şu ülkenin
    her yanı/bedava kazanç hırsı sarıvermiş
    insanı” Aradan tam on yedi
    sene geçti, acaba değişen bir şey
    oldu mu, oldu tabii, bir kere özel
    televizyonlar çoğaldı, bunların
    kimi alış-verişle meşgul, kimi de
    görenlerin haya damarlarını çatlatacak
    “üryan” kadınları kullanarak
    sözüm ona “fuhuş” teşviki yapmakla,
    bu kanallara kimseler “dur”
    deme yetkisine sahip değil ki yayınları
    önlenemiyor, acaba
    RTÜK’ün yetki alanının dışında
    mıdır bu ahlaksızlık akımını sürdüren
    sözüm ona kanalları kapatmak...
    “Müslüman mahallesinde salyangoz
    satmak” gibi bir şeydir
    bazı kanalların icra-i faaliyetleri,
    bilmiyorum “aile” nasıl korunuyor
    bu yayınlara rağmen, hele “diziler”
    masum (!) aşk hikayeleri bir sezon
    da bitirilemiyor da gelecek sezona
    aktarılıyor devam etmek için, Avrupa
    bizi kendi aralarına almasa da
    biz onları geçtik sanırım avrupalı
    olmada!..
    “Kanallar” deyince “spor” kanallarını
    es geçmek olmaz, bunların
    yayınları sanki daha seviyeli,
    spor severlere hitap ediyorlar, ilgi
    alanıma girmediği için sadece “Beşiktaş”
    maçlarını öğrenmek istiyorum,
    siyah beyazlı değilim ama, bu
    renklerin cazibesi sanki daha çok,
    bir de “milli maçlar” konusu var,
    bu maçlar nedense “millete” gösterilmiyor,
    sadece “şifreli” kanallar
    yayınlıyor bu maçları, oysa TRT
    milli bir kanal değil mi, gün boyu
    özendiriyor seyircilerini milli maçı
    izlesinler diye maçın başlama saatinde
    ekran bir bölümü hariç millet
    için aşılması en zor duvar oluyor..
    Televizyon 1968’lerde girdi
    toplum olarak hayatımıza, çıkacak
    gibi değil, ancak “özelleri” millileştirmek
    belki zordur ama hiç olmazsa
    millete saygılı olmaları yasal
    düzenlemelerle istenebilir, kadın
    cinayetleri, kadına şiddet haberleri
    sanırım tehlikenin boyutunu
    haber veriyor, televizyon bu olaylarla
    doğrudan bağlantılı değil ancak
    “örnek” sunmak yönüyle ıslah
    edilmelidir.
    17 yıl önceki yakınmalarımız
    ne ise şimdi yine aynıdır, hem de
    artmış olarak, düşünce özgürlüğü
    medeniyetin gereğidir ancak bu
    özgürlük milli ve manevi değerlere,
    aileye saldırı özgürlüğü olarak
    algılanmamalıdır.
    Selam ve dua ile.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen