• BUNCA ZAMAN İÇİNDE NELER ANLATMIŞIM? (*)

    BUNCA ZAMAN İÇİNDE NELER ANLATMIŞIM? (*)
    Mevlüt MERGEN

    SÖZÜN ÖZÜ

    Herkes anlatmalıdır yaşadığı zamanı,
    İlini, ilçesini, göz açtığı mekanı.
    “Söz uçar yazı kalır” ne de güzel demişler,
    Eli kalem tutana doğru yol göstermişler!..
    MM

    BUNCA ZAMAN İÇİNDE NELER ANLATMIŞIM? (*)

    İmzamızı taşıyan kitaplarımızı okudunuzsa eğer gördünüz ki yaşadığım şehir Diyarbekir'in içine girerek Sahabe ordusunun bu şehrin fethinden ve bu fetihteki Peygamber muştusundan yüreğime sevinç çığlıklarıyla anlatırken feryat etmişim.
    "Feryat etmişim" diyorum çünkü bu şehir halkı henüz bu fethi olması gereken ve istenilen etkinliklerle kutlayamadı.. Ama inanıyorum bir gün gelecek bu şehre gönül vermiş "Diyarbekir sevdalıları” Diyarbekir'in fetih günü olan 27 mayıs günü şimdiye kadar yapılandan çok daha programlı etkenliklerle kutlanacaktır...
    Böylesi bir umut besliyorum yaşlı ve yorgun yüreğimin bir köşesinde.. Bu umudu yüreğimde beslemeye hakkım olduğunu düşünüyorum, çünkü tarihini dile getirmeye çalıştım Diyarbekir'in, bir "akademisyen" edasıyla olmasa bile, bir "tarihçi" gözüyle bakmasam bile bir şeyler söyledim bu şehir hakkında..
    "Kapılarını" dillendirdim.. "Bu şehir" dedim ve gezdim içerisini.. Çoğu insan gibi ben de meraklandım "İlk belediyelerini" ve merakımı giderdim bu konuda edindiğim bilgilerle..Her biri bir tarih hazinesi olan "camilerimizi" anlatmasına doyamadığım için defalarca anlattım..
    "Balıklı Göl" camisi ve diğerleri dedim bir konu başlığı altında, ki, bunların isimleri bilinir de kendileri bilinmez.. Hele "Sultan Sa'saa" Camisi ve medresesi.. Kalıntısı kanayan bir yara gibi duruyor Hasan Paşa Hanının karşısında..
    İç kale'ye uğradım camisinden ve buradaki sahabe-i kiramdan menkıbeler sundum okurlarıma.. "türbelerimiz" ayrı bir bölüm oluşturdu sohbetlerimin arasında.. "Medreselerimiz" de öyle.. "Kiliseler" deyip teğet geçemezdim.. Kiliselerin hemen akabinde müslim-gayri müslim birlikteliğimize yaşadığım günlerden misaller vererek söz ettim.
    "Şemsiler" den "Evlerimize" ve kendi "Evimize" bile uğradım.. Kendi evimizdeki "ağız tadımızı" hatırladım, hatırlattım. "şivemiz" dedim "Düğünlerimiz" ve "sazlarımızı" ekledim anlattıklarıma..
    Bir bilinip de bilinmeyeni yani "Sıra gecelerimizi" gerçek ismi olan "Arifane geceleri" diyerek bildirdim. "Ünlülerimiz öylesine çok ki, bazılarını misal kabilinden aldım sohbetlerimin arasına.. "Gördüklerim" derken şahsen hayatta iken kendilerini gördüğüm, çoğuyla tanıştığım, konuştuğum kişileri saygıyla ve rahmetle yad ettim..
    "Basınımız" demeden sohbetlerimi asla bitiremezdim.. Çünkü ömrümün çoğu bu camianın içinde geçmiştir.. "Hanlar" ve "palas" lar dönemlerine işaret ettim.. Bütün ilçelerimizi anlatmam gerektiğine inanıyorum ama, neylersiniz ancak bir iki tanesine dokunabildim, "Çermik" dedim, "Eğil" diye sürdürdüm..
    Dicle nehrimizi öyle sessiz ve sakin yanımızdan akıp giderken onu hatırlatmadan edemedim, onun kaynaklarını ve pınarlarını "Evliya Çelebi'ye" sordum o söyledi, hatta "Çayda çırayı" bile o dedi "bizimdir" diye..
    Hayali bile cihana bedel olan geçmiş zamanı bu zamanlara taşımanın gayretini güderken "şark Çıbanı" nı her gün yüzümde görürken sizlere de göstermeden edemezdim.
    Notalara dökülen bazı şiirlerimi de sizlere sunmak istedim.. "Bibi" yi Hayri Yoldaş Diyarbakır'a kazandırdı.."Günahım" ı da Ali Atilla Sütşurup besteledi ve güzel bir sese "Fatih Çavuşoğlu" na okuttu..
    Bütün bu anlattıklarıma bakıp da "iddialı" olduğumu sanmayın lütfen.. Hatalarımın çokluğunu idrak eden birisiyim.. Ancak sizlere kendimi, şehrimi dolayısıyla "hatıralarımı" bir şekilde anlatmak en büyük arzumdu. Ben bu arzuyu yerine getirdim..
    Güzellikleri yaratan yüce Rabbimiz, önce sevgili peygamberimizi bu güzelliklerle donatmış, onu sevenlere de bu güzelliklerden vermiş, O'nun sevdiklerini de hem sevmiş hem de güzelleştirmiştir.. Tıpkı Sahabe-i Kiram gibi.. Tıpkı Allah dostları "Evliyaullah" gibi.. Tıpkı Mekke gibi.. Tıpkı Medine gibi.. Tıpkı Şam gibi.. Tıpkı İstanbul gibi Veee.. Tıpkı "Şehr-i Amid" gibi..
    Kim ki bu Şehr-i Amid'de doğmuşsa ve hatta bu şehirde azıcık da olsa yaşamışsa bu şehri sevmek boynunun borcudur.. Bu borcu ödemek durumundadır. Borcun ödenmesi ona hizmetle mümkündür, ona saygı duymakla mümkündür..
    Eğer bu söylediklerimden azıcığını yapabilmişsem bu Rabbimin lütuf ve keremiyle olmuştur.. Çünkü bütün yardımlar O'ndandır.. Bütün bu anlattıklarımın içinde yaptığım bütün hatalardan öncelikle Rabbimden af diliyor, O'nun sevgili Habibine selat ve selam ediyorum. Okurlarımca kabullenilecek "özürlerim" varsa ki var olduğuna inanıyorum aflarına sığınıyorum..
    (*) Bibi’nin Diyarbekir feryadından
    Selam ve dua ile.
    Diyarbekir, 13.09.1999

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen