• TOPLUMSAL BİR KURUM OLARAK SUFFA

    TOPLUMSAL BİR KURUM OLARAK SUFFA
    M. Kürşat İMANLI

    TOPLUMSAL BİR KURUM OLARAK SUFFA

    Sevgili Peygamberimiz (asm) Medine’ye hicret etmiş ve sevgili dostu Hz. Ebu Bekir (ra) burada devesi Kusva’nın ilk çöktüğü yerin arsasını satın alarak mescit arsası olarak hediye etmişti. Sahabeler, yeryüzünde ender görülecek bir yardımlaşma ve kardeşlik göstermiş, el birliği ile mescidin inşası tamamlanmıştı. Her toplumda bulunması muhtemel olan kimsesizler Medine İslam toplumunda da vardı. Medine İslam toplumu iki ana temelden oluşuyordu. Ensar ve Muhacir…

    Ensar, Medine’de yaşamakta olan Müslümanlara Sevgili Peygamberimiz tarafından verilen isimdir. Yardımcılar anlamına gelir. Çünkü Medineli Müslümanlar canlarını, mallarını tehlikeye atmak pahasına da olsa İslam’a ve Müslümanlara sahip çıkmışlar; evlerini, gönüllerini açmışlardır. Hazreti Peygamberi Mekkeli müşrikler dışladıkları halde Medineliler hem sevgililer sevgilisini hem de din ve davetini kabul etmişleridir. Muhacir ise evini, şehrini, malını, mülkünü, akrabalarını, varını yoğunu Allah için feda ederek doğup büyüdüğü Mekke’den Medine’ye göç edenlere denilir.

    İslam tarihinin en belirgin toplum hareketi olan hicret gerçekleştiğinde Efendimiz (asm) Medineli her bir Müslüman ile Mekkeli Muhacirler arasında kardeşlik bağı kurdu. Tarihte eşine rastlanmayan ve Efendimizle sahabelerine mahsus olan bu uygulama sonucu olarak; Mekkeli her ailenin Medineli bir kardeş ailesi olmuştu. Öyle ki; Medineli bir mümin iki evi varsa birini, iki dükkânı varsa birini, iki tarlası varsa birini Mekke’den hicretle Medine’ye gelen kardeşine hediye ediyordu.

    İşte bu kardeşlik duyguları içerisinde Sevgili Peygamberin kendi adına nispetle anılmakta olan mescit inşa edildi. Bu mescitte kimsesiz, fakir sahabeler yatılı olarak kalmaya başladılar. Bunlara Suffa ehli denilmeye başlandı. Ebu Hureyre başta olmak üzere sonraları her biri büyük birer âlim, vali ve diplomat olarak yetişen bu yatılı sahabeler zaman zaman oldukça yokluk ve zorluklar çekmişlerdir. Hazret-i Peygamberin bir saat bile sohbetine mazhar olan bir bedevi sarsılmaz bir iman seviyesine çıkıyordu. Hatta o zamanın en medeni milletlerine üstatlık ve hocalık yapacak kadar yüksek bir ahlak, edep ve iman sahibi oluyordu.

    Bir saat bile efendimizle sohbet etme şerefine mazhar olan kişilerde bu denli kuvvetli bir iman ve yüksek bir ahlak kazanımı oluyorsa; ömrünü Efendimizin dizinin dibinde geçiren, gölge gibi Efendimizi takip ve taklit eden insanların ne derece yüksek iman zirvelerinde olacaklarını hayal edelim.

    İşte sahabelerin ilimde en yükseklerinden, ahlakta efendimizin güzel ahlakına en çok benzeyen kişiler özellikle ve öncelikle bu Suffa ehlinden çıkmıştır. Bazı zamanlarda yüzden fazla oluyorlardı. Ortalama on yıl efendimizin terbiyesinde bulunmuşlardır. Aralarından bazıları dinimizi öğretmek, bazıları valilik yapmak, bazıları elçilik gibi görevler için bizzat Efendimiz (asm) tarafından çeşitli bölgelere gönderilmişlerdir. Bazıları ise ilimden başka hiçbir şeyle meşgul olmamışlar ve talebe yetiştirmişlerdir.

    Bir gün Suffa ehlinden olan Ebu Hureyre açlıktan takatsiz kalmıştı. Efendimiz (asm) hazretleri ona rast geldi. Ve kendisini takip etmesini emretti. Efendimizin hücresine vardılar. Baktılar ki; bir kap süt hediye gelmiş. Efendimiz (asm) Ebu Hureyre’ye; gidip Suffa ehlinin tamamını çağırmasını emretti. Ebu Hureyre içinden; bu süte en çok ben muhtacım dedi. Fakat Efendimizin emrini hemen yerine getirdi. Sayıları yüzden fazlaydı. Efendimiz (asm) Ebu Hureyre’ye sütü sırayla arkadaşlarına dağıtmasını emretti. Ebu Hureyre sıradaki kişiye süt kabını veriyor, o kişi doyuncaya kadar sütten içiyor ve Ebu Hureyre’ye kabı geri veriyordu. Bu şekilde yüzden fazla sahabenin tamamı o safi sütten içip, doyup gittiler. Efendimiz (asm) Ebu Hureyre’ye; “geriye senle ben kaldık, iç”! Buyurdu. Ebu Hureyre doyuncaya kadar içti. Bırakmak isteyince Efendimiz (asm) tekrar iç! Diyordu. Artık Ebu Hureyre dedi ki; “seni hak din ile gönderen zata yemin olsun. Yer kalmadı ki içeyim”! Geriye kalan kısmını Bismillah diyerek Efendimiz (asm) içti. Yüz bin afiyet olsun. Bir kişilik süt yüzden fazla aç insan doymuştu.

    Başka bir gün efendimize bir kap yemek gelmişti. Akşama kadar bütün Suffa ehli gelip o az yemekten doyuncaya dek yemişlerdir. Bir kişilik yemek yüzden fazla aç insana yetmiştir. Suffa ehli bu iki örneğe benzer çok ikramlara uğrayan mübarek bir heyetti.

    Hazret-i Ömer, hilafeti süresince sahabelerin zorunlu haller haricinde Medine dışına çıkmalarına müsaade etmemiştir. Bu sebeple Medine tam bir ilim merkezi olmuş ve tarih boyu öylece kalmıştır. Suffa ehlinin geleneği artık şehre mal olmuştur. Sonraki yüzyıllarda İslam devletlerinde Suffa geleneği Dar’ül eytam (yetimler evi), dar’ül aceze (acizler evi) gibi yatılı okullar ve tedavi kurumları vasıtasıyla devam ettirilmiş ve geliştirilmiştir.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen