• İSLAM MEDENİYETİNDE İNSAN TASAVVURU (II)

    İSLAM MEDENİYETİNDE İNSAN TASAVVURU (II)
    İbrahim YARDIM

    İSLAM MEDENİYETİNDE İNSAN TASAVVURU (II)

     

    Batı Medeniyetinin insan tasavvurunda insanın insanlığa hizmet etmesi, hamiyet ve gayret sahibi olması gibi önemli bir ilkenin göz ardı edilmiş olması, bireysel çıkarları önemseyen/önceleyen yani şahsi menfaatini toplumun menfaatinin önünde tutan bir bakış açısına zemin hazırlamıştır. Hâlbuki Bediüzzaman’ın dediği gibi “kimin himmeti milleti ise o tek başına bir millettir, Kimin himmeti nefsi ise o insan insan değildir”

    İslam Medeniyetinde insana atfedilen birçok değer ve şerefle beraber insana birtakım sınır ve çizgiler de belirtilmiştir. İnsanın bu sınır ve çizgilere uymaması halinde hem maddi hem manevi müeyyideler/cezaî yaptırımlar uygulanmıştır. Çünkü haram ve günah çizgisi gibi İslam’daki sınırlar, özelde insanın genelde toplumun can, mal ve namus güvenliğini sağlamak amacına yöneliktir.  Dolayısıyla İslam’a göre bir insan, sınırını yani haddini de bilmelidir.

    İslam Medeniyeti, insanın özgürlüğünü de helal dairesinde kabul eder. Zira insan özgür bir varlık olmakla beraber abdullahtır yani kulluğun şuurunda olarak helal dairesinde yaşamak zorunluluğu vardır. Zaten “helal dairesi geniştir. Keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur.”

    İslam Medeniyeti, toplumun maddi ve manevi huzuru için birtakım değerler sistemi kurmuştur. İnsandan bu değerler doğrultusunda bir hayat yaşaması istenir. Böylece istikametli bir hayat tarzına sahip olur ve ifrat ile tefrit gibi aşırılıklardan kendini muhafaza etmiş olur. Neticede her gün yaklaşık kırk defa namazda Rabbinden niyaz ettiği sırat-ı müstakimde yaşamış olur. Sırat-ı müstakim orta yoldur ve aşırılıklardan uzaktır. Din ve değerlere de en uygun olandır. İslam Medeniyetinin de insandan istediği ve beklediği budur.

    İslam Medeniyeti’ne göre değerlerden yoksun bir yaşam tarzı insanın huzuru olumsuz etkiler ve neticede insanın hem Allah hem kul nazarında değer kaybına uğramasına sebebiyet verir. Adalet, iffet, şecaat, hikmet vefa, hayâ, sadakat ve dürüstlük gibi insan hayatı açısından hayati öneme sahip olan değerler yaşandıkça bireysel ve toplumsal birçok dertlere deva, problemlere çare ve sorulara cevap bulunmuş olacaktır. Böylece insan hak ettiği değeri/yeri bulmuş olacaktır.

       İslam Medeniyeti, Allah’ın emir ve yasaklarına riayet ettiği ölçüde insana bir kıymet biçer. Zira din-i mübin-i İslam’ın en gerçek mümessili olan Hz. Peygamber (sav) veda hutbesinde üstünlüğün ölçüsünün takva olduğunu beyan eder. Takva vesilesiyle Rabbine yaklaşan yani din ve değerlerine göre bir hayat hassasiyetine sahip olan bir Müslüman diğer insanlardan daha üstündür.

    Sonuç olarak diyebiliriz ki insanlık İslam’a ve İslam’ın değerlerine her zamankinden daha muhtaç bir dönemi yaşamaktadır. Ancak şu var ki bu ihtiyacı Müslüman olmayan insanlara hissettirebilme için biz Müslümanların İslam’ı elden geldikçe aslına uygun olarak en güzel bir şekilde temsil etmeye çalışmalıyız. Zaten bizler doğru İslam’ı ve İslam’a yakışan doğruluğu hayatımız ile izhar edebilmek sair dinlerin tabileri bile akın akın İslam’ a gelip onunla müşerref olacaklardır. İslam medeniyetinin cihana hâkim olduğu yıllara dönebilmek için en önemli görev Müslüman’a düşmektedir. Bu bağlamdaki en ciddi problem ise İslam’ı temsiliyet sorunudur.  Rabbim bizleri İslam’ı en güzel bir tarzda temsil eden hakiki kullarından eylesin. Âmin…

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen