Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Kadir İnanır: Yeniden çözüm süreci başlatılırsa en önde giderim

Çözüm sürecinde akil insanlar heyetinde yer alan sanatçı Kadir İnanır, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir daha çözüm süreci başlatması halinde “En önde giderim, yeter ki adı ‘barış’ olsun” şeklinde değerlendirdi.

Kadir İnanır: Yeniden çözüm süreci başlatılırsa en önde giderim

Kadir İnanır: Yeniden çözüm süreci başlatılırsa en önde giderim! Çözüm sürecinde akil insanlar heyetinde yer alan sanatçı Kadir İnanır, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir daha çözüm süreci başlatması halinde “En önde giderim, yeter ki adı ‘barış’ olsun” şeklinde değerlendirdi.

Sanatçı Kadir İnanır  T24’ten Cansu Çamlıbel’e çözüm süreci dönemini, akil adamlık sürecini, mevcut siyasi durumu ve geleceğe dair değerlendirdiği kapsamlı bir röportaj verdi.

Türkiye’deki bütün siyasi aktörlerin ‘dünyadaki büyük güçler’ tarafından kurgulanan alanda siyaset yapabildiği tezini savunan Kadir İnanır, siyasete bir parti çatısı altında neden girmeyi tercih etmediğini anlatırken geçen yıl yapılan seçimler öncesinde Yeşil Sol Parti yönetiminin kendisine yönelik tutumuna sitemde bulundu.

Kadir İnanır Yeşil Sol Parti’nin adını kullanarak siyasi propaganda yaptığını belirterek, kendisine milletvekilliği teklifi dahi getirmediklerini söyledi.

İnanır YSP’liler için “Gelsinler, kendi bölgelerinde sokaklarda birlikte yürüyelim, bakalım kim en arkada kalacak” yorumunda bulundu.

Sanatçı Erdoğan yeniden bir barış süreci başlatması ve kendisine çağrıda bulunması halinde gidip gitmeyeceğine ilişkin sorusuna “Bugün çağırsa yine en önde giderim, yeter ki adı ‘barış’ olsun; sadece Erdoğan değil, kim söylese giderim” şeklinde yanıt verdi.

Kadir İnanır ayrıca Sur’da sokağa çıkma yasağı sürecinde oğlunun cenazeni kutu içinde alan babanın hikayesini film yapmak isteğini belirtek   “Sur’da oğlunun kemiklerini poşet içinde teslim alan babanın filmini çekeceğim” dedi.

Kadir İnanır’ın kapsamlı röportajının bir kısmı şöyle:

“Çözüm sürecini Erdoğan hazırlamadı, o sadece sahip çıktı”

– Sizinle birlikte Erdoğan’dan bahsederken 11 sene önceye dönmeden tam bir perspektif koyamayız. Erdoğan, 2012 sonunda Kürt sorununun demokratik yollardan çözümü için bir yola çıktı ama o yolculuk çok kısa sürdü. Sonra da zaten direksiyonu tam aksi istikamette bir politikaya kırdı.

Erdoğan çıkmadı o yola. Erdoğan’ın tek başına yaptığı iş değil o.

– Siz bir miktar işin içindeydiniz. Hem Akil İnsanlar Heyeti üyesiydiniz hem de Kürt siyasi hareketinden aktörlerle çok yakın ilişkileriniz oldu, hala da var. Nasıl ilerlerdi o süreç biraz anlatın. Erdoğan’ı kim o yola yönlendirdi?

Ben sana belgesini verebilirim bunun. Erdoğan hazırlamadı ama o sahip çıktı sürece.

“Demirtaş tutanaklardan açıkladı, fikir Öcalan’dandı, Erdoğan uyguladı”

– Ha belgesi de var…

Sen de bulabilirsin hemen. Selahattin Demirtaş mahkemede açıkladı onu. Mahkeme tutanaklarına girdi. Nisan 2018’deki duruşmada Demirtaş, İmralı’da Abdullah Öcalan ile yaptıkları bir görüşmeye atıfla anlattı. Hatırlarsanız, Demirtaş partisinin İmralı Heyeti’ndeydi. Dedi ki; “Benim katıldığım bir toplantıda akil insanlar konuşuldu. Akil insanlar grubu oluşturulmalı denildi. Bu, Öcalan’ın önerisiydi. Ne bizim ne hükümetin önerisiydi. Kim hayata geçirdi, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan. Akil İnsanlar Komisyonu kurdu, ilk toplantısını kendisi Dolmabahçe’de yaptı. Burada tutanakları var, okuyayım size.”

– Tabii bahsettiği tutanaklar devletin arşivindedir, haklısınız. Ama bunu siz kendi zaviyenizden bildiğiniz kadarıyla anlatın istiyorum. O süreçte siz ‘Akil İnsanlar Heyeti’ içinde olmayı kabul ettiniz.

Akil İnsanlar’ın içinde Mithat Sancar da vardı. Ondan niye bahsetmiyorsunuz?

– Mithat Sancar’dan randevu bekliyorum, bir noktada konuşmayı kabul ederse ona da sorarım elbette.

Millet niye sormuyor? O gün o heyette olup da bugün Türkiye’ye giremeyen bir sürü kurum başkanı var. Aydın Doğan’ın kızı bile vardı.

– Evet, Arzuhan Doğan Yalçındağ.

Niye onlardan bahsetmiyorlar hiç? Ondan sonra çıkıyor dangalağın birisi, “Kadir İnanır bu işlerden ne anlar?” diyor.

“Bu ülkenin her karış toprağında benim ayak izim var, Katırcılar filmini izlesinler”

– Kim demişti onu?

İsim vermiyorum ben, çok örnekleri var. Benim yaptığım filmleri biraz takip etseydi kimin ne anladığını görürdü. Yaptığım filmlerin çok önemli bir bölümünde doğudaki insanların yaşadıkları sıkıntıların tam gerçek hali vardır. Tapu Kadastro Genel Müdürü ile toprakların her karışının özelliğini tartışacak kadar bu ülkeyi tanıyorum. Kim bana bu ülkenin sevgisini öğretecek, vatan millet sevdasını öğretecek. Kim öğretecek?

Bu ülkenin her karış toprağında benim ayak izim var. Mesela o kişi, Katırcılar filmini izlese, orada on yıllardır yaşanan sınır ticaretinin gerçekte ne olduğunu öğrenir. Halkın çektiği ıstırapları görecek. Biz o filmleri çekerken o bölgede yaşadık. Altı ay orada karın içinde kalıp film çekmişim ben. O günlerde büyük haksızlık yapıldı. “Akil İnsanlar Heyeti’ne ‘Özgür çalışabilirsem’ diye girdim, özgür de çalıştım

– Akil İnsanlar Heyeti üyesi olduğunuzda size yöneltilen eleştiriler kızdırmış sizi, fark ediyorum ki hala da kızgınsınız aslında.

Bir kere ‘Akil İnsan’ konusunda anlaşalım. ‘Akil insan’ demek agâh demek değil ki, her konunun uzmanı demek değil ki. ‘Akil’ dediğin bir konuda bilgi birikimi olan, o sorunları çözmek için bilgi birikimi ve heyecanı olan insandır. Ben zaten o işe girerken, “özgür çalışabilirsem” diye girdim.

– Özgür çalışabildiniz mi peki?  

Ben özgür çalıştım, ben her yerde özgür çalışırım.

Bugün çağırsa yine en önde giderim, yeter ki adı ‘barış’ olsun; sadece Erdoğan değil, kim söylese giderim”

– O sürecin üzerinden geçen 10 senede ülkede özgürlük alanlarının tümünü boğmaya dönük baskıcı ve aşırı güvenlikçi politikalara geçen, otoriter bir devlet anlayışına sarılan, dışlayıcı bir milliyetçilik tanımını temsil eden bir siyasi partiyi kendine iktidar ortağı seçen bir Erdoğan bugün yeniden ‘çözüm’ için yola çıksa… Sizi de kendisine destek olmaya davet etse, yine gider misiniz?

En önde giderim, yeter ki adı ‘barış’ olsun. Mecburuz, başka hiçbir şansımız yok. İnanmaya bile mecburuz.

– 2013’te o sürecin içinde olduğunuz için size denilmeyen laf kalmadı. Anlatma şeklinizden söylenenlerden alındığınızı da anlıyorum. Ama tüm bunları rağmen Erdoğan bugün benzer bir yola yeniden çıksa ve sizi davet etse gideceğinizi söylüyorsunuz.

Erdoğan değil, kim söylerse söylesin giderim. Derim ki; “Gel kardeşim deneyelim, acele edelim.”

– Zaten Cumhurbaşkanı Erdoğan da size şu ortamda yeniden teklif getirmez sanırım. Farklı görüşlere tahammülü olamayan bir lider görüntüsünde. O yüzden bugün olsa size teklif getirmezdi herhâlde.

Orası belli olmaz. İşte o konularda başa dönerim. Bütün bunlara biz karar vermiyoruz.

“2015 ve 2018’te HDP’den milletvekilliği teklifi geldi, bedel ödemiş insanların önüne geçmek istemedim”

– Biliyoruz ki son 10 sene içinde birkaç kez HDP’de siyaset yapmak için teklif aldınız. Hatırlatır mısınız hangi tarihlerde teklif geldi ve neden kabul etmediniz?

2015’te ve 2018’de geldi. “Tanınan, sevilen birini bu partide görelim” anlayışını ben doğru bulmadım. Çünkü o partinin var olması için ya da o partinin savunduğu bütün değerler için yıllarca uğraşmış, çalışmış, bedeller ödemiş bir sürü insan varken ben birdenbire onların önüne geçip milletvekili olamam. Buna karakterim müsait değil. Teklifi kabul etmememin sebebi buydu, başka bir sebebi yok. O zaman o partinin adı Halkların Demokratik Partisi idi. Nerede halk diye sormuştum size ya, hatırladınız mı?

“Halk, siyasi partilerin sadece adında var”

– Size teklifi getirenlere de “Sizin partinizde halk nerede?” diye sordunuz mu?

Ben herkese soruyorum, dünyaya soruyorum. Cumhuriyet Halk Partisi’nin neresinde halk? Halk yok, sadece ismi var. Halk var, ama partilerin adında.

2023’te teklif almadım ama Genel Merkez çıkıp haberleri yalanlamadı, bir ay boyunca o haberi kullandılar.

– Son seçimde yani 2023’te Yeşil Sol Parti’den (YSP) teklif almadınız mı?

Hayır almadım.

– Ama çok haber çıktı bu konuda. Siz de o dönem, “Uzun yıllardır birçok kez milletvekilliği teklifleri aldım. Tüm bu teklifler benim için kuşkusuz onur vericidir ama ülkemizde siyaset, halk tarafından saygın bir kurum haline gelmediği sürece aktif siyaset yapmayı düşünmüyorum” diye açıklama yapınca biz de haliyle teklif geldi ama kabul etmediniz diye düşündük.

Tonlarca haber çıktı. Ama herhâlde bir tek parti genel merkezleri okumamış onları.

– Yeşil Sol Parti’den bir açıklama beklediniz ve gelmedi mi?

Ne güzel işte bir ay boyunca bu haberi kullandılar.

– YSP’nin sizin isminiz üzerinden reklam yaptığını mı ima ediyorsunuz?

Bilmiyorum kim yaptı bunu.

“Gelsinler, kendi bölgelerinde sokaklarda birlikte yürüyelim, bakalım kim en arkada kalacak”

– 2015’teki davet için, “Sadece meşhur ve tanınan birisi olduğum için milletvekili yapılmayı doğru bulmadım” dediniz. Ama bu sadece Türkiye’de olan bir şey değil. Sizin gibi kitleler açısından popülerliği ya da etki alanı yüksek meşhur kişiler toplumun bazı şeylere ikna edilmesi için tarihte farklı ülkelerde farklı süreçlerde kritik roller oynamıştır. Ronald Reagan kötü örnek, onu kastetmiyorum. Ama bugün Türkiye’de mesela ‘barış’ diye ağzını açan herkesin ikinci dakikada ‘terörist’ diye damgalanma riski taşıdığı mevcut politik iklimde sizin çıkıp barıştan demokratik çözümden bahseden bir siyasetçi olarak Meclis’te olmanızın bir anlamı olmaz mıydı? Ya da bugün çözüm sürecinin inkârı üzerine politika kuran hükümet yeniden yola çıkacak olsa, “Ne olursa olsun yine de barışa dair her adım desteklenmeli” diyor olmanızın geniş bir kesim üzerinde etkisi olması beklenmez mi normal şartlarda?

Bunların hepsi çok meşru sorular, haklısın. Kendini bu konuların uzmanı sanan ya da baş yöneticisi sanan siyasetçiler benimle beraber gelsinler yürüyelim onların bölgelerindeki caddelerde. İsterse o kişi bu mücadelenin lideri olsun, yan yana yürüyelim bakalım oralarda ne olur? Dirsek yiye yiye en arkada kalır onlar. Neden o zaman bana telefon açıp da, “Senin böyle bir niyetin var mı?” diye sormuyorsun?

– YSP eş başkanlarını mı kastediyorsunuz?

Gelemez çünkü, gelemez.

“Böyle bir siyasi anlayışın yaşandığı bir dünyaya girmek istemedim, o rozeti takmazdım”

– Bu sözlerinizden seçime YSP adıyla giren bugünün DEM Parti yönetimine dönük bir kırgınlığınız olduğunu anlıyorum.

Kırgınlık değil. Böyle bir siyasi anlayışın yaşandığı bir dünyaya girmek istemedim.

– Onlar da mı ‘düzen partisi’ oldu sizce?

Düzen partisi olmayabilir ama kendi düzenlerinin buna müsaade etmediğini görmüş olabilirler. Mesela 200 bin TL maaş fena değildir yani. Rozet de fena değildir yani.

Her gittiğin yerde bedava yemek de önemli olabilir. Bunları insanlar düşünebilirler. Ama ben milletvekili olsaydım o rozeti takmazdım.

“İstesem ben gider bağımsız milletvekili adayı da olurum”

– Neden?

İsterdim ki halkın tamamı o rozet olmadan beni tanısın. Onu halkın gözünün içine soka soka kullanmanın anlamı başka. Yani konu aslında benim milletvekili olup olmamam konusu değil. Ben giderim bağımsız milletvekili de olurum, biliyor musun? Senin dediğin formatı yakalayayım, hepsini uygulayayım, bak ne oluyor gör. Ama yolun ortasında kurşun yenir mi o ayrı mesele.

Kadir İnanır ayrıca Sur’da sokağa çıkma yasağı sürecinde oğlunun cenazeni kutu içinde alan babanın hikayesini film yapmak isteğini belirtti.  İnanır bu konudaki söyledikleri şöyle:

“Sur’da oğlunun kemiklerini poşet içinde teslim alan babanın filmini çekeceğim”

– Bugün bu ağır sansür ortamında yaşıyor olmasaydık ve en az 1 milyon dolarınız da hazır olsaydı nasıl bir hikâyenin filmini çekerdiniz.

Afişini göstereyim mi sana? Şartları oluşturayım, bunu çekeceğim. (Telefonundan bir fotoğraf gösteriyor.)

– Diyarbakır Sur’da sokağa çıkma yasakları sırasında ölen Hakan Aslan’ın kemiklerinin 7 yıl sonra babası Ali Rıza Aslan’a bir poşet içinde teslim edilmesinin fotoğrafı bu.

Evet o filmi çekeceğim de bugün o filmi gösterecek salonu kim verecek bana?

– O zaman bu film için epey bekleyeceğiz.

O torbanın içindeki kemiklerin sahibi kim? Onu anlatmadan böyle bir film çekilir mi?

“Oğlunu bulduk” diyorlar, morga gidiyor, oradan torba veriyorlar. Çok güzel bir hikâye ama çok zor tabii.

“O hikâyede iki başrol var”

– Babayı mı oynamak istiyorsunuz?

Baba ya da hâkim. İki tane başrol var. Çocuğun yanlış bir kararla idam edildiği çıkıyor ortaya. Hâkim yola düşüp köyde babayı buluyor, kendini affettirmek için. Karşılaşıyorlar.

Tabii bunlara ne kadar müsaade ederlerse… Türkiye’de muhalefetin dahi kafasını nasıl uzatacağının sınırları bile çizilmiştir. Onun da mühendisliği yapılmıştır.