• KUR’ÂNÎ AÇIDAN HZ. EBÛ TÂLİB’E ATILAN BÜYÜK İFTİRALAR (3)!!!!

    KUR’ÂNÎ AÇIDAN HZ. EBÛ TÂLİB’E ATILAN BÜYÜK İFTİRALAR (3)!!!!
    Seyyid Hüseyin ZERRAKİ

    KUR’ÂNÎ AÇIDAN HZ. EBÛ TÂLİB’E

    ATILAN BÜYÜK İFTİRALAR  (3)!!!!

     

    Ebû Tâlib hakkında şu âyet de nâzil olmuştur: “Şüphesiz sen sevdiğin kimseye hidâyet edemezsin. Fakat Allah dilediği kimseye hidâyet eder.”

    Taberî, mürsel bir hadîsle bu iki âyetin nüzûl sebebini yazmış; Müslim de Sahîh’inde Sa’îd bin Müseyyeb yoluyla aynı rivâyeti nakletmiştir. Büyük müfessirler de Müslim ve Buharî hakkındaki hüsnüzanlarından dolayı aynı rivâyeti nakletmişlerdir. Bu rivâyet pek çok açıdan sorunludur:

    1.         Rivâyeti nakleden tek kişi olan Sa’îd Bin Müseyyeb, Hazret-i Ali’ye düşmanlığını açıkça belirtmiş biridir. Bu durumda onun Ali, Ali’nin babası veya onların hânedânı hakkında söylediği, uydurduğu hiçbir ley delil olarak kabul edilemez. Çünkü o, bu hânedâna hakaret etmekten zevk alan biridir. İbn Ebi’l-Hadîd şöyle yazmaktadır:

    Sa’îd bin Müseyyeb’in, Ali hakkındaki fikirleri değişmişti. Ömer bin Ali de ona kötü muamelede bulunuyordu. Abdurrahman bin Esved, Ebû Dâvud Hemedânî’den şöyle naklediyor:

    Sa’îd bin Müseyyeb’i, Ömer bin Ali bin Ebî Tâlib’in yanına giderken gördüm. Sa’îd ona hitaben şöyle dedi: “Ne oldu da Rasûlullah’ın mescidine bu kadar gidip geliyorsun? Kardeşlerin ve amcanın çocukları da mı böyle yapıyor?” dedi. Ömer, “Ey Müseyyeb’in oğlu! Her vakit mescidde olayım da sen buna şahitlik et diye gidip geliyorum!” dedi. Sa’îd, “Öfkelenmeni istemiyorum, çünkü babanın (Hz. Ali) şöyle dediğini duydum: Şüphesiz benim, Allah’ın katında öyle bir makamım var ki, Ebû Tâlib evlâtları için yeryüzündeki her şeyden daha üstündür.” Ömer, “Ben de babamın şöyle dediğini duydum: Münafığın kalbinde, söyleyebileceği hikmetli bir söz yoktur.” dedi. Sa’îd “Bu sözünle bana münafık mı diyorsun?” diye sordu. Ömer, “Ne söylediysem odur.” dedi ve geri döndü.

    Vâkıdî şöyle naklediyor:

    Sa’îd bin Müseyyeb, İmâm Zeyne’l-Âbidîn’in cenazesine geldi ve namaz kılmadı. Ona, “Ehlibeyt’ten olan bu salih kimse için namaz kılmıyor musun?” denilince Sa’îd, “İki rekât namazı, bu salih kimse için namaz kılmaktan daha üstün bilirim.” dedi.

    Saîd bin Müseyyeb’i ve onun Allah’ın dini içinde nasıl bir terazi tuttuğunu anlamak için, İbn Hazm’ın Katâde’den naklettiklerine bakmak yeterlidir.

    Katâde dedi ki, “Saîd’e Haccâc bin Yûsuf’un (Ümeyyeoğullarının meşhur celladı) arkasında namaz kılınır mı?” diye sordum. Sa’îd, “Ben, ondan daha kötülerinin arkasında da namaz kılarım.” cevabını verdi.

    2.         Buhârî’nin ve diğerlerinin naklettiği rivâyetlerde, her iki âyetin peşpeşe ve Ebû Tâlib’in vefatı sırasında nâzil olduğu ve anlamlarının da buna işaret ettiği iddia edilmektedir. Ancak bu iddialar doğru değildir. Çünkü ilk âyet (Tevbe, 113) Medenî’dir (Medine’de nâzil olmuş) ve müfessirlerin de üzerinde ittifak ettiği gibi Mekke’nin fethinden sonra nâzil olmuştur. Medenî ve Kur’ân’ın en son nâzil olan sûrelerinden olan Tevbe Sûresi ile Mekkî (Mekke’de nâzil olmuş) olan ikinci âyet (Kasas, 56) arasında on yıla yakın bir zaman vardır.

    3.         İstiğfar âyeti (Tevbe, 113) Medine’de, Ebû Tâlib’in vefatından yaklaşık sekiz yıl sonra nâzil olmuştur. Bu zaman aralığında Peygamber, “Allah’a yemin olsun ki sana dua etmekten menedilmediğim sürece senin için af dileyeceğim.” buyurmuşken böyle bir şey yapar mı? Dostluğun ve muhabbetin menbaı olan Peygamber ve müminler, müşrikler ve münafıklar ile dostluktan, onlara muhabbet duymaktan ve onlar için af dilemekten menedilmişken, böyle bir şey yapabilirler mi? “Allah’a ve ahiret gününe îman eden bir topluluğun, -babaları, oğullarıi kardeşleri yahut akrabaları da olsa- Allah’a ve peygamberine düşman olan kimselere sevgi beslediğini göremezsin. Allah onların kalplerine îmanı yazmış ve onları kendi katından bir ruh ile desteklemiştir.”

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen