• ŞAM’A YOLCULUK VE RAHİP BAHİRA

    ŞAM’A YOLCULUK VE RAHİP BAHİRA
    M. Kürşat İMANLI

    ŞAM’A YOLCULUK VE RAHİP BAHİRA

    Yetimler yetimi 12 yaşlarındaydı. Tarihler 583 yılını gösteriyordu. Ebu Talip bir ticaret kervanıyla Şam’a gitmek için yola çıktı. Masum yeğenini de yanına almıştı. Busra’da uygun bir yerde konakladılar. Konakladıkları yere yakın mesafede bir manastır ve bu manastırda çok dindar, bilgin ve mübarek bir rahip vardı. Rahibin adı Bahira idi.

    Rahip Bahira, münzevi yaşayan biriydi. Yani insanlarla görüşüp konuşmaktan pek hoşlanmazdı. Kendini ilme ve ibadete adamıştı. O zamanın hak dini olan Hristiyanlığı gücünün yettiği kadar yaşamaya çalışıyordu. İncil’den ve Tevrat’tan son peygamber hakkında müjdeli haberlerin tamamını okumuştu. Gelmesi beklenen son peygamberin vasıflarını, özelliklerini son derece iyi biliyordu. Ayrıca bulunduğu manastırda bir kitap vardı. Bu kitabı okuyup anlayan, o zamanın en bilgin kişilerinden biri oluyordu. Rahip Bahira da bu kitabı okumuştu.

    Bir gün kervanların gelip geçtikleri, zaman zaman konakladıkları yola doğru bakarken çok ilginç bir durum gözüne çarptı. Bir insanı güneşten koruyacak kadar bir bulut kümesi bir kervanla beraber hareket ediyordu. Takip etti. Kervan biraz sonra mola verdi. O bulut parçası da kervanla beraber durdu. Bu kervanda bulunan bir çocuğun bir ağacın altına oturduğunu ve ağacın O’na doğru meylettiğini fark etti. Böyle bir olayın ne anlama geleceğini herkesten fazla o biliyordu. Kervanın geçtiği noktalarda rast gelinen ağaçların, taşların eğilerek selam verir gibi bir hal gösterdiklerini de fark etmişti. Olabilir miydi? Beklenen son peygamber bu kervanda bulunabilir miydi? Onu böyle düşündüren ve heyecanlandıran şey; bu tür olayların ancak bir peygamber için olacağıydı.

    Hemen adamlarını gönderdi. Bütün kervanı kiliseye ziyafete çağırdı. Olabilecek bütün hürmeti gösteriyorlardı. Yemek esnasında gelenlere dikkatle baktı. Fakat umduğunu bulamadı. Aradığı simada, beklediği özelliklerde bir kişi göremiyordu. Kafileden gelmeyen var mı? Diye sordu. Geride bir çocuk kaldı dediler. Böyle yapmayın. Onu da getirin dedi. Getirdiler.

    İşte şimdi rahip Bahira’nın gözleri hayretten fal taşı gibi açılmıştı. Heyecandan yutkunarak bu gelen çocuğa sorular soruyordu. Bu çocuğun eli, yüzü nur içinde ve her hareketi bir denge üzerindeydi. Fasih, seçkin bir Arapça ile konuşuyordu. Konuşurken kelimeler mübarek ağzından tane tane dökülüyordu. Bu çocukla çok ciddi bir şekilde ilgilendi. Bu ilgi kafiledeki herkes gibi Ebu Talib’in de dikkatini çekti.

    Rahip Bahira, Ebu Talip’e bu çocuk kimin? Diye sordu. Ebu Talip, benim oğlumdur, dedi. Rahip; olamaz, bu çocuğun yetim olması gerekir dedi. Ebu Talip itiraf etti. Evet, yetimdir. Benim yeğenimdir, dedi. Rahip çok saygılı bir şekilde yetimler yetimine dönüp sırtına bakabilir miyim? Dedi. İzin verildi. Heyecandan kalbi hızlanmış olan bu yaşlı rahip nihayet bu yetimin sırtını ve sırtında bulunan avuç içi büyüklüğündeki peygamberlik mührünü gördü. Artık hiç şüphesi kalmamıştı.

    Ahir zaman peygamberi çocuk yaştaydı. Ve şu an Rahip Bahira O’nun mübarek huzurundaydı. Kendisinin peygamberi olan İsa (as)’ın, ümmetinden olmak için dua ettiği zat karşısındaydı. Acaba kilisesini sırf bu buluşma için mi bu mevkie yaptırmıştı? Acaba yıllar yılı aslında burada nebiler nebisinin mübarek yüzünü bir kerecik olsun görebilmek için mi beklemişti? Acaba kaç geceler onun hasret ve iştiyakıyla gözyaşları dökmüştü? Bu soruların cevabını bilemiyoruz.

    Rahip Bahira artık olaya müdahil olmuştu. Ebu Talip’i özel bir yere çekti. Yahudiler hasutturlar. Yani çok hasetçi ve kıskanç olurlar. Bu çocuğu üzerindeki alametlerinden tanırlar. Ahir zamanda gelmesi beklenen son peygamber olduğunu anlarlar. Zarar verirler, dedi.

    Ebu Talip, zaten küçüklüğünden beri bu mübarek yeğeninin üzerindeki farklılığı, seçkin ahlakı görüyordu. Evine geldiğinden beri yokluk nedir unutmuşlardı. Şimdi de onları daha önce hiç görmemiş olan bu mübarek rahip sevgili yeğenini doğrudan tanımıştı. İleride çok büyük işler yapacağından bahsediyordu. Tereddüt etmedi. Rahibin tavsiyesine kulak verdi. Şam’a kadar gitse büyük ihtimal ile çok daha büyük kârlar edebilirdi. Fakat oracıkta ticaretini yaptı. Ardından gerisin geri dönüp Mekke’nin yolunu tuttu.

     

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen