• KİME, NİÇİN, NASIL İNANMALIYIM? 15

    KİME, NİÇİN, NASIL İNANMALIYIM? 15
    M. Kürşat İMANLI

    -   Ama benim inanacağım ilah ne doğmuş, ne de kendisi birini doğurmuş olmamalı. Tıpkı insanlar gibi üreyen ve bir ailesi olan ilah inancını asla kabul etmem! (Burada adam uzun denilebilecek kadar gülümsedi.)

    -    Hayret doğrusu… Sen bizim inancımızın esaslarını en az bizim kadar biliyorsun. Dedi.

    -    O ne demek beyefendi? Diye çıkıştım.

    -      Bizim kutsal kitabımızın adı Kur’an’dır. Kur’an’ın en kısa olan ama aynı zamanda en büyük suresi diyebileceğimiz bir suresi var.

    -     Sure nedir?

    -       Bölüm olarak anlayabilirsiniz.

    -     Hım!

    -        İşte bu surede ilahımız olan Allah, kendini bize şöyle tanıtıyor; Deki, O Allah birdir, tektir. (Her şey O’na muhtaç olan ama kendisi hiç kimseye ve hiçbir şeye muhtaç olmayan) Samet’tir. (Hiç kimse tarafından) Doğurulmamıştır. (Hiç kimseyi) Doğurmamıştır.

    -           Ne dediniz? Aynı cümleleri bir daha tekrar edin! Dedim. Ama bu esnada kanım beynime sıçradı. Adam içimi okuyor gibiydi. Ta işin en başında kendimce ve gizlice karar aldığım kurallarımı sanki bana sıralıyor gibiydi. Aynı ibareleri tekrar sıraladı. Şaşkınlığım artık gizlenemeyecek derecedeydi.

    -           Bakın kardeşim! Böyle ayaküstü olmaz. Buyurun bir gölgeye oturalım. Şöyle bir çay ikram edelim. Aç iseniz yemek ikram edelim. Rahat ve ferah bir ortamda konuşalım. Dedi.

               Yahu bu adam nasıl bir adamdı. Benim özel eğitimler sonucu öğrendiğim iletişim kurallarını biliyordu. Bilmekle kalmayıp ustaca kullanıyordu. Öyle ya iletişimin en sıhhatlisi eşitler arasında olur. Adam bana kardeşim demişti. Hâlbuki ben bir yabancıyım. Sağlıklı bir iletişim için rahat ve ferah bir ortam şarttır. Ve ikramlar eşliğinde yapılan bir iletişim çok olumlu sonuçlar verir. Nereden biliyordu. Nasıl ustaca kullanıyordu. Hiç sanmıyorum. Belki de denk gelmiştir. Diye düşünürken…

    -        Hadi buyurun. Lütfen buyurun. Dedi.

               Sesi buğuluydu. Sesi, samimiyet ve sevgi doluydu. Büyük bir ağacın gölgesine geçtik. Hoş beş edinceye kadar yemekler gelmişti. Bism… Sesiyle başlayan tam anlayamadığım uzun bir kelime fısıldadı. Ve yemeğe başladı. Yüzündeki memnuniyet bir kat daha artmıştı.

    -       Yemeğe başlarken bir şey söylediniz. Neydi? (Adam ağzındaki lokmasını sakince ve iyice çiğnedi. Yuttu. Ağzını peçeteyle sildi. Ve cevap verdi.)

    -         Besmele çektim.

    -            O ne demektir?

    -             Bir Müslüman her işine yaratıcısının izniyle ve ismiyle başlar. Ben de öyle yaptım. Bu nimetleri bize veren O’dur. Nimetler O’nundur. Ve O’nun hazinesinden çıkar. Öyle ise O’nun ismiyle ve izni dairesinde tüketmek gerekir.

    -       Yani sizin inancınızda her işiniz için yaratıcınızdan izin almanız mı gerekiyor?

    -      Evet. İznin almamız ve ismiyle başlamamız gerekiyor.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen