• KİME, NİÇİN, NASIL İNANMALIYIM? 14

    KİME, NİÇİN, NASIL İNANMALIYIM? 14
    M. Kürşat İMANLI

    KİME, NİÇİN, NASIL İNANMALIYIM? 14

     

                Arkasından Hristiyanlara benzer şekilde bunların da Üzeyir adındaki peygamberlerini Tanrının oğlu olarak kabul ettiklerini öğrendim. Tabii ki bunların inanış şekli de ölçülerime uymadı.

                Bununla beraber dinlemeye devam ettim. Baktım varlıkların, evrenin yaratılışını açıklarken inandıkları ilahlarının yorulduğundan bahsediyorlar. Yerleri ve gökleri altı günde yaratan ve sonra yorulup istirahate çekilen, dünyanın işlerine ve işleyişine müdahale etmeyen bir ilah anlayışı içindeydiler.

                Asla böyle bir şeyi kabul edemezdim. Bizzat yaşamıştım. Bir gizli güç sahibi beni imkânsız denilecek bir yerden sağ salim kurtarmıştı. Halimi görmüştü. Sesimi, yalvarmamı, yakarışımı işitmişti. Ve bunlardan öte işlere ve işleyişe müdahale etmişti. Hal böyle iken işlere ve işleyişe müdahale etmeyen bir ilah anlayışını nasıl benimseyebilirdim? Benimsemedim. Kabul etmedim.

                Ne yalan söyleyeyim ciddi şekilde yorulmuştum. Ümidim kırılma noktasındaydı. Şu ana kadar iyi mesafeler almış olmama rağmen aklım tam ikna olamıyordu. Kalbim tam tatmin bulamıyordu. Öyle bir inançla karşılaşmalıyım ki; Evet, kesinlikle aradığım bu! Diyebilmeliyim. Bütün sorularıma mantıklı, akla uygun, ikna edici cevaplar bulmalıyım.

                En sonunda dedim ki; İstanbul’a gitmeliyim. Kısmetimi bir de orada aramalıyım. İlk uçakla İstanbul’a hareket ettim. Defalarca gelmiştim. Ama bu defaki gelişim çok özel bir amaç içindi. Belki aradığımı burada bulurum dedim. Ve çıkıp geldim.

                En büyük camilerinden birine gittim. Caminin içini de gezdim. Dışını da. Yalan yok. Ürperdim. Ama kendimi kaptırmamaya söz vermiştim. Merakla caminin dört bir yanında dolaşırken dudakları kıpır kıpır eden, eli yüzü oldukça temiz, elbisesi sade ama göz dolduran bir kişi gülümseyerek bana selam verdi.

                Adam şiir gibi bir şeydi. İçindeki mutluluk yüzünden okunabiliyordu. Çok mutluydu. Basit bir mutluluk olmadığı da belliydi. Bu adamda ikinci fark ettiğim özellik samimiyet idi. Bu da gözlerinden okunuyordu. Adama dönüp gayr-ı ihtiyari sordum:

    -                                                                                                                                                    Müslüman mısınız?

    -                                                                                                                                                    Evet, elhamdülillah Müslümanım.

    -                                                                                                                                                    O ne demek?

    -                                                                                                                                                    Müslüman olduğumu kabul ettim. Ve bu halime şükür ettim.

    -                                                                                                                                                    Her neyse. Ben sizin dininizi anlamak, tanımak istiyorum. İstanbul’a bunun için geldim.

               Dedim ve başımdan geçenleri bir bir anlattım. Adam can kulağıyla dinliyordu. Ben anlatırken bazen gülümsüyor, bazen hayret ediyordu. Hikâyemi anlattım. Ardından ölçülerimi sıraladım. Hayret! Adamda hiçbir telaş veya tedirginlik eseri yoktu. Aksine ben şartlarımı sıraladıkça memnuniyet derecesi artıyordu.

                Ben öyle birine bağlanmak istiyorum ki; Ona bağlandıktan sonra O’ndan başka ne kimseden en küçük bir korkum kalacak… Ne de O’ndan başka hiç kimseye muhtaç olmamayayım. İşte ben böyle bir ilah arıyorum. O ilaha bağlanmak için doğru bir inanç arıyorum.

    -                                                                                                                                                    Bizim dinimiz islamiyettir. İslamiyetin temelinin temeli ise az önce bahsettiğiniz Bir olan, gücü, kudreti ve merhameti sonsuz olan Allah’a inanmaktır. Kulluk bağı ile O’na bağlanmaktır.

    -                                                                                                                                                    Ama benim inanacağım ilah bir olmalı. Yetkisini başkasıyla asla pay etmemeli.

    -                                                                                                                                                    Zaten bizim inancımızın birinci esası budur. Yani öyle bir Allaha inanıyoruz ki; O’ndan başka ilah yoktur. Birdir. Tektir. Her şeyin anahtarı O’nun yanında ve her şeyin dizgini O’nun elindedir.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen