• TANRIVERDİ’DEN ‘TEFSİR TARİHİ’ SEMİNERİ

    TANRIVERDİ’DEN ‘TEFSİR TARİHİ’ SEMİNERİ
    Eyüphan KAYA

    TANRIVERDİ’DEN ‘TEFSİR TARİHİ’ SEMİNERİ

     

    Prof. Dr. Hasan Tanrıverdi “tefsir tarihi” temalı bir seminer verdi. Şube Başkanlığını Metin Evsen'nin yaptığı Diyarbakır Birlik vakfında 1.5 saat süren bu önemli seminer nitelikli bir katılım ve ilgiyle dinlendi. Tanrıverdi hocanın nüktedan anlatımıyla sunulan bu önemli semineri tamı tanıma yazmak zor, ama satır aralarını şöyle özetleyebiliriz;

    Diyarbakır Birlik vakfında 1.5 saat süren bu önemli seminer nitelikli bir katılım ve ilgiyle dinlendi.

    Tanrıverdi hocanın nüktedan anlatımıyla sunulan bu önemli semineri tamı tanıma yazmak zor, ama satır aralarını şöyle özetleyebiliriz.

    Kur’anı kerim Muhkem ve Müteşabih ayetlerden oluşur, ancak çoğunluk müteşabih ayetlerdir. Kur’anın tamamı vahiydir, ancak Kur’anda yer almayan vahiy de vardır. Bir kısmını peygamber ümmetiyle paylaşmış ki buna “hadisi kudsi” denir.

    Bazı alimlerin dediği gibi, peygamberimizin söylediği her şey Allah’atarafından bildirilmemiş. Onun için Hz. Muhammed’in Kur’an dışında din adına söylediği ifadelere hadis denir. Hadis de kudsi ve nebevi hadis olmak üzere ikiye ayrılır.

    Allah diyor …diye başladığı hadisler Kur’anda yer almayan vahiydir ve Kursi hadis olarak adlandırılır.

    Vema yentiku anilheva (O kendi nesniden konuşmaz) ayeti Kur’an için inan ayettir. Çünkü o zaman tartışılan Sünnet değil ayetlerdir.

    İmami Siyuti diyor ki; “yaptığım araştırmaya göre 61 tane Hadis-i Kutsi tesbit ettim.”

    Mesela Aescidi aksanın ilk kible olması hakkında ayet yok, ama “kıble beytullahtır” ayeti gelince orada Allah diyor ki “ilk kıbleyi de biz tayin etmiştik” ama onunla ilgili bizim bildiğimiz bir ayet yok, demek ki vahy sadece Kur’anla sınırlı değil.

    *Kur’an açık bir arapça ile indirilmiştir.Ama Arap dili gramer kuralları, edebi sanatları ve belağatını da barındırıyor.

    *Kur’an'da mukadder cümleler de var. Mesela; Musa’ya dedik ki asanı taşa vur,…. 12 çeşme den su fışkırdı. Burada o da vurdu yok, zaten anlaşılan bir ara cümleyi Allah söylememiştir.

    Dolayısıyla Kur’an düz konuşma değil, belağatı var, grameri var, edebi sanaatı var…

    Acaba Tefsir ve Tevil aynı şey mi?

    Tabi ki farklı şeylerdir. Tefsir ayetlerin açık anlamıdır, ama Tevil Ayetin ifadesyle: “Allah ve derin ilim adamları anlar” anlaşılmayan bir tek ayet dahi olamaz. Çünkü o zaman o Ayetin inmesinin bir anlamı olmaz.

    Mesela Hz. Yusuf’un rüyası, Anne Babası ve Kardeşleri onu ziyaret edince Hz. Yusuf aleyhisselam “bu benim rüyamın tevilidir” der.

    Mesela Hz. Musa ile Salih kul kıssası var, Hz. Musa o Salih kulun yaptığı işlerin tevilini anlayamıyor.

    Peygamberimiz İbni abbas için dua ederken “ya Rebbi ona tevili” öğret diye dua etmiştir.

    Mesela “İzacae… “ suresi nazil olunca sahabeler seviniyor, ama İbni Abbas özüntü duyuyor ve diyor ki “bu sure peygamberin vefatının yakınlaştığına işarettir.” öyle de oluyor. İşte tevil.

    Bu tevili, bazı şia alimleri (İmamları), bazı şeyhler bilir, şeklinde yorumlanınca işler karıştı.

    Yüce Allah hem Kur’anı indirmiş hem de onu izah etmiş ve Kur’anı izah etme görevi peygamberimize vermiş. Bazılarının söylediği gibi peygamberimizi bir postacıya benzetmek hiç doğru değildir. Postacı mektubunuzu getirir, hiç içine de bakmaz.

    Mesela Namaz, Hac, Zekat, Oruç islamın rükünleri ama yerine getirme tarzı Kur’anda yok.

    Sahabe sormuş namazı nasıl kılalım? Hz. Peygamber demiş ki “benim namaz kıldığım gibi namaz kılın”

    Genel hukuk hiyerarşisine baktığınız zaman Anayasa-Yasa- mevzuat ve yönetmelik sıralaması dikkat çeker. Bir sonra olan bir öncekine ters düşmemelidir.

    İslam hukuk sisteminde de Kur’an, Sünnet, Kıyas ve İcma olmak üzere dört ana unsurdan oluşuyor, daha doğrusu modern hukuk islamın prensiplerine uyuyor.

    Ayrıca sahabenin anlamadığı ayetleri Hz.peygambere sormuşlar. Bir de Kur’anı Kerim sadece bir bölgenin konuştuğu Arapça ile inmemiş, öyle ayetler inmiş ki bazı sahabeler anlamını bilememiş, başka kabilelere mensup sahabeler anlamını bilmişler.

    İslam hukukunda Ayet ve hadis paketlenmiş, artık mesele içtihada kalmış.

    Elbetteki farklı yer ve zamanda yaşamış insanların Kuran ve Sünnete bakışı farklı olabilir, ama bu içtihatlar Mezhep haline gelince sıkıntı oradan başladı, neredeyse mezhep din düzeyine çıktı.

    Şia’da imamet makamında, sünnilerin mistik mütasavvuflarında aşırılık var,

    Aklı ön plana çıkaran insanlar da mucizeleri inkar etmeye başladılar.

    Kimisi şefaatimiz garantidir dedi, bir kesim de şefaat yok demeye başladılar.

    Halbuki şefaat var ama ne bol keseden bir şefaattir, ne mutezilenin dediği gibi şefaat yoktur. denemez. Peygamberimiz hüküm koymuş mu? Evet koymuş. Buyur birkaç örnek verelim.

    Meytet, kesilmeden ölen hayvandır ve eti yenmez, ama Peygamberimiz su hayvanları hariç demiş.

    Veraset, Ayet diyor ki, bir adam öldüğünde borçları ve vasiyeti hariç diğer malı varislerine dağıtılır, Hz.peygamber borca dokunmuyor ama varasete 1/3 sınırını koymuştur.

    Fitre zekatı, bütün mezheplerde vaciptir, ama Kur’anda geçmiyor.

    Hz. Ömer zamanında ölü araziler, peygamber zamanında ölü arazileri ihya eden aynı zamanda o arazi onun oluyordu, sonradan su-i istimal edildi ve Hz. Ömer zamanında şöyle bir şart getiriliyor “en az üç yıl zarfında orayı ekip biçecek.”

    Hariciler ve mutezililer ayet ve hadis arasındaki irtibatı kopardıkları için din adına kaba kabahatlar yapmışlar.

    Mucize Allah’ın kurdetinin bir tecellisidir ve hiçbir zaman peygambere mal edilemez. Halen de mucizeyi akılla izah etmeye çalışan günümüz alimleri vardır ve yanlış yapıyorlar.

    *Ababil kuşlarının Ebrehe’nin ordusuna verdiği sıkıntıyı akılla izah etmek mümkün mü? O kuşları gönderen Allah’tır, birileri gelmiş attığı taşlarda bilmem zararlı madde vardı deyip bilimle akılla bağdaştırmaya çalışıyorlar.

    Hz. İbrahim’in ateşte yanmaması bir mucizedir. Allah diyor ki “biz ateşe emrettik, ona serinlik ver.”

    Peygamberimiz hicret esnasında düşmandan kendini korumak için üç gün mağarada saklanmış, hal böyleyken biri “ben gözümü açıp kapattım, bir de baktım Mekkedeyim” demesi elbetteki kabul edilemez. Keramet var, ama iş olsun diye keramet tecelli etmez.

    Kısacası Hadis islam hukukunda ikinci kaynaktır, onu bir kenara bırakırsanız yanlış yapar ve içinde çıkılmaz bir hal alırsınız. Mucizeler de, şefaatte var, ama piyasada bilinen şekliyle değil.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen