• RİSALE-İ NUR'DAN Sekizinci Mektup

    RİSALE-İ NUR'DAN Sekizinci Mektup
    Bahaddin KARAKUŞ

    RİSALE-İ NUR'DAN

    Sekizinci Mektup 

     

    Allah'ın adıyla ‎”Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin” İsrâ Sûresi, 17:44.‎

    ‎”Kullarına karşı sınırsız rahmet sahibi olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran Allah”

    Fatiha Sûresi, 1:3.‎ ‎Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.‎ Ayeti kerime girdiklerinin ve her mübarek şeyin başında zikredilmelerinin çok hikmetleri var. Onların beyanını başka vakte ta'likan, şimdilik kendime ait bir hissimi söyleyeceğim:

       Kardeşim, ben ‎"Kullarına karşı sınırsız rahmet sahibi olan ve rahmetinin eserleri dünya ve âhireti dolduran Allah." Fatiha Sûresi, 1:3.‎ isimlerini öyle bir nur-u a'zam görüyorum ki bütün kâinatı ihata eder ve her ruhun bütün hâcat-ı ebediyesini tatmin edecek ve hadsiz düşmanlarından emin edecek, nurlu ve kuvvetli görünüyorlar. Bu iki nur-u a'zam olan isimlere yetişmek için en mühim bulduğum vesile; fakr ile şükür, acz ile şefkattir. Yani ubudiyet ve iftikardır. 

       Şu mesele münasebetiyle hatıra gelen ve muhakkikîne, hattâ bir üstadım olan İmam-ı Rabbanî'ye muhalif olarak diyorum ki:

       Hazret-i Yakub aleyhisselâmın Yusuf aleyhisselâma karşı şedit ve parlak hissiyatı, muhabbet ve aşk değildir belki şefkattir. Çünkü şefkat, aşk ve muhabbetten çok keskin ve parlak ve ulvi ve nezihtir ve makam-ı nübüvvete lâyıktır. Fakat muhabbet ve aşk, mecazî mahbublara ve mahluklara karşı derece-i şiddette olsa o makam-ı muallâ-yı nübüvvete lâyık düşmüyor. Demek, Kur'an-ı Hakîm'in parlak bir i'caz ile parlak bir surette gösterdiği ve ism-i Rahîm'in vusulüne vesile olan hissiyat-ı Yakubiye, yüksek bir derece-i şefkattir.

      İsm-i Vedud'a vesile-i vusul olan aşk ise Züleyha'nın Yusuf aleyhisselâma karşı olan muhabbet meselesindedir. Demek Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan, Hazret-i Yakub aleyhisselâmın hissiyatını, ne derece Züleyha'nın hissiyatından yüksek göstermişse şefkat dahi o derece aşktan daha yüksek görünüyor.

       Üstadım İmam-ı Rabbanî aşk-ı mecazîyi makam-ı nübüvvete pek münasip görmediği için demiş ki: "Mehasin-i Yusufiye, mehasin-i uhreviye nevinden olduğundan ona muhabbet ise mecazî muhabbetler nevinden değildir ki kusur olsun."

       Ben de derim: "Ey Üstad! O, tekellüflü bir tevildir; hakikat şu olmak gerektir ki: O, muhabbet değil belki yüz defa muhabbetten daha parlak daha geniş daha yüksek bir mertebe-i şefkattir."

       Evet, şefkat bütün envaıyla latîf ve nezihtir. Aşk ve muhabbet ise çok envaına tenezzül edilmiyor.

       Hem şefkat pek geniştir. Bir zat, şefkat ettiği evladı münasebetiyle bütün yavrulara, hattâ zîruhlara şefkatini ihata eder ve Rahîm isminin ihatasına bir nevi âyinedarlık gösterir. Halbuki aşk, mahbubuna hasr-ı nazar edip her şeyi mahbubuna feda eder; yahut mahbubunu i'lâ ve sena etmek için başkalarını tenzil ve manen zemmeder ve hürmetlerini kırar. Mesela, biri demiş: "Güneş mahbubumun hüsnünü görüp utanıyor, görmemek için bulut perdesini başına çekiyor." Hey âşık efendi! Ne hakkın var, sekiz ism-i a'zamın bir sahife-i nuranisi olan güneşi böyle utandırıyorsun?

       Hem şefkat hâlistir, mukabele istemiyor; safi ve ivazsızdır. Hattâ en âdi mertebede olan hayvanatın yavrularına karşı fedakârane ivazsız şefkatleri buna delildir. Halbuki aşk ücret ister ve mukabele talep eder. Aşkın ağlamaları, bir nevi taleptir, bir ücret istemektir.

       Demek, suver-i Kur'aniyenin en parlağı olan Sure-i Yusuf'un en parlak nuru olan Hazret-i Yakub'un (as) şefkati, ism-i Rahman ve Rahîm'i gösterir ve şefkat yolu, rahmet yolu olduğunu bildirir ve o elem-i şefkate deva olarak da

    ‎"En iyi koruyucu Allah'tır; merhametlilerin en merhametlisi de Odur."

    Yusuf Sûresi, 12:64.‎dedirir.

    ‎Bâkî olan sadece Odur.‎

    Said Nursî 

    Esselamu ala menittebael hüda

    Risale-i Nur-Mektubat/31,32

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen