• RAMAZAN AY'ININ HİKMETLERİ 3

    RAMAZAN AY'ININ HİKMETLERİ 3
    Bahaddin KARAKUŞ

     

     

    ALTINCI NÜKTE: Ramazân-ı Şerif'in sıyâmı, Kur'ân-ı Hakîm'in nüzûlüne baktığı cihetle ve Ramazân-ı Şerif, Kur'ân-ı Hakîm'in en mühim zaman-ı nüzûlü olduğu cihetindeki çok hikmetlerinden birisi şudur ki: Kur'ân-ı Hakîm, mâdem Şehr-i Ramazan'da nüzul etmiş; o Kur'ân'ın zaman-ı nüzûlünü istihzâr ile o semavî hitâbı hüsn-ü istikbal etmek için Ramazân-ı Şerif'te nefsin hâcât-ı süfliyesinden ve mâlâyâniyat hâlâttan tecerrüd ve ekl ve şürbün terkiyle melekiyet vaziyetine benzemek ve bir surette o Kur'ân'ı yeni nâzil oluyor gibi okumak ve dinlemek ve ondaki hitâbât-ı İlâhiye'yi güyâ geldiği ân-ı nüzûlünde dinlemek ve o hitabı Resûl-i Ekrem (A.S.M.) den işitiyor gibi dinlemek, belki Hazret-i Cebrâilden, belki Mütekellim-i Ezelî'den dinliyor gibi bir kudsî hâlete mazhar olur. Ve kendisi  tercümanlık edip başkasına dinlettirmek ve Kur'ân'ın hikmet-i nüzûlünü bir derece göstermektir.

       Evet Ramazân-ı Şerif'te güya Âlem-i İslâm bir mescid hükmüne geçiyor; öyle bir mescid ki, milyonlarla hâfızlar, o mescid-i ekberin kûşelerinde o Kur'ân'ı, o hitâb-ı semâviyi arzlılara işittiriyorlar. Her Ramazan,

    Ramazan ayı, kendisinde Kur'ân'ın indirildiği aydır." Bakara Sûresi, 2:185‎ âyetini, nuranî parlak bir tarzda gösteriyor. Ramazan, Kur'ân ayı olduğunu isbat ediyor. O cemaât-ı uzmânın sâir efradları, bazıları huşû' ile o hâfızları dinlerler. Diğerleri, kendi kendine okurlar.

       Şöyle bir vaziyetteki bir mescid-i mukaddeste, nefs-i süflînin hevesâtına tâbi olup, yemek içmek ile o vaziyet-i nuranîden çıkmak ne kadar çirkin ise ve o mescitteki cemaâtın mânevî nefretine ne kadar hedef ise; öyle de Ramazân-ı Şerif'te ehl-i sıyâma muhalefet edenler de, o derece umum o âlem-i İslâmın mânevî nefretine ve tahkirine hedeftir.

       YEDİNCİ NÜKTE: Ramazan'ın sıyâmı, dünyada âhiret için ziraat ve ticaret etmeğe gelen nev-i insanın kazancına baktığı cihetteki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki: Ramazân-ı Şerif'te sevâb-ı a'mal, bire bindir.

    Kur'ân-ı Hakîm'in –nass-ı hadîs ile– herbir harfinin on sevabı var; on hasene sayılır, on meyve-i Cennet getirir. Ramazân-ı Şerif'te herbir harfin, on değil bin ve Âyetü'l-Kürsî gibi âyetlerin herbir harfi binler; ve Ramazân-ı Şerif'in Cumalarında daha ziyâdedir. Ve Leyle-i Kadir'de otuzbin hasene sayılır.

       Evet, herbir harfi otuzbin bâki meyveler veren Kur'ân-ı Hakîm, öyle bir nuranî şecere-i tûbâ hükmüne geçiyor ki; milyonlarla o bâki meyveleri, Ramazân-ı Şerif'te mü'minlere kazandırır.

       İşte gel; bu kudsî, ebedî, kârlı ticarete bak, seyret ve düşün ki: Bu hurûfâtın kıymetini takdir etmeyenler ne derece hadsiz bir hasârette olduğunu anla...

       İşte Ramazân-ı Şerif, âdeta bir âhiret ticareti için gayet kârlı bir meşher, bir pazardır. Ve uhrevî hasılât için, gayet münbit bir zemindir. Ve neşvünemâ-i a'mâl için, bahardaki mâ-i Nisandır. Saltanât-ı Rubûbiyet-i İlâhiyeye karşı ubûdiyet-i beşeriyenin resm-i geçit yapmasına en parlak, kudsî bir bayram hükmündedir. Ve öyle olduğundan, yemek-içmek gibi nefsin gafletle hayvanî hâcâtına ve mâlâyâni ve hevâperestâne müştehiyâta girmemek için oruçla mükellef olmuş.

    Güya muvakkaten hayvaniyetten çıkıp melekiyet vaziyetine, veyahut âhiret ticaretine girdiği için, dünyevî hâcâtını muvakkaten bırakmakla, uhrevî bir adam ve tecessüden tezâhür etmiş bir ruh vaziyetine girerek; savmı ile, Samediyet'e bir nev'i âyinedarlık etmektir.

       Evet Ramazân-ı Şerif; bu fâni dünyada, fâni ömür içinde ve kısa bir hayatta bâki bir ömür ve uzun bir hayat-ı bâkiyeyi tazammun eder, kazandırır.

       Evet, birtek Ramazan, seksen sene bir ömür semerâtını kazandırabilir. Leyle-i Kadir ise, nass-ı Kur'ân ile bin aydan daha hayırlı olduğu bu sırra bir hüccet-i kâtıadır.

       Evet, nasılki bir padişah, müddet-i saltanatında belki her senede, ya cülûs-u hümayûn namıyla veyahut başka bir şa'şaalı cilve-i saltanatına mazhar bazı günleri bayram yapar. Raiyetini, o günde umumî kanunlar dairesinde değil; belki hususî ihsanatına ve perdesiz huzuruna ve has iltifatına ve fevkalâde icraatına ve doğrudan doğruya lâyık ve sadık milletini, has teveccühüne mazhar eder.

       Öyle de: Ezel ve Ebed Sultan'ı olan on sekiz bin âlemin Padişah-ı Zülcelal'i; o on sekiz bin âleme bakan, teveccüh eden ferman-ı

    âlîşânı olan Kur'ân-ı Hakîm'i Ramazân-ı Şerif'te inzâl eylemiş. Elbette o Ramazan, mahsus bir bayram-ı İlâhî ve bir meşher-i Rabbânî ve bir meclis-i ruhânî hükmüne geçmek, muktezâ-yı hikmettir. Mâdem Ramazan o bayramdır; elbette bir derece, süflî ve hayvanî meşagılden insanları çekmek için oruca emredilecek.

       Ve o orucun ekmeli ise, mide gibi bütün duyguları; gözü, kulağı, kalbi, hayali, fikri gibi cihâzât-ı insâniyeye dahi bir nevi oruç tutturmaktır. Yani; muharremattan, mâlâyâniyâttan çekmek ve her birisine mahsus ubûdiyete sevketmektir.

       Meselâ; dilini yalandan, gıybetten ve galiz tabirlerden ayırmakla ona oruç tutturmak. Ve o lisânı, tilâvet-i Kur'ân ve zikir ve tesbih ve salavat ve istiğfar gibi şeylerle meşgul etmek...

       Meselâ; gözünü nâmahreme bakmaktan ve kulağını fena şeyleri işitmekten menedip, gözünü ibrete ve kulağını hak söz ve Kur'ân dinlemeğe sarfetmek gibi sâir cihazata da bir nev'i oruç tutturmaktır. Zaten mide en büyük bir fabrika olduğu için, oruç ile ona tatil-i eşgâl ettirilse, başka küçük tezgâhlar kolayca ona ittibâ ettirilebilir.

    Risale-i Nur-Ramazan İktisad Şükür/15

    Esselamu ala menittebeal huda

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen