• Eğitimci – Yazar Kalkan: Eğitim sistemimiz batı etkisinden uzak ve fıtrata uygun olmalıdır

    Eğitimci – Yazar Kalkan: Eğitim sistemimiz batı etkisinden uzak ve fıtrata uygun olmalıdır
    Eğitimci – Yazar Kalkan: Eğitim sistemimiz batı etkisinden uzak ve fıtrata uygun olmalıdır
    20.05.2022 Cuma

     

    ADANA- Türkiye’de eğitim sistemi karmaşası, Meslek liseleri ve Ortaokulları projesi ile eğitimde 5 yaş çocukların zorunlu eğitim kapsamına alınması konularında Eğitimci – Yazar Adnan Kalkan önemli değerlendirmelerde bulundu.

    Türkiye’de eğitim sistemi karmaşası, Meslek liseleri ve Ortaokulları projesi ve Resmî Gazete’ de yayımlanan "2022 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı”nın "eğitim" başlığı altında, fırsat eşitliği temelinde tüm kademelerde eğitime erişimin sağlanmasına ilişkin, erken çocukluk eğitiminde 5 yaş zorunlu eğitim kapsamına alınması konularında açıklamalarda bulunan Eğitimci Yazar Adnan Kalkan, önemli değerlendirmelerde bulundu.

    Türkiye’de eğitim sisteminin Batı’nın etkisinde geliştiğini ve insanımızın fıtratını çok fazla yansıtmadığını belirten Eğitimci Yazar Adnan Kalkan, “Eğitimde, özellikle Osmanlı Devleti’nde Tanzimat’tan sonra Batı’ya gönderilen öğrenciler, geri geldiğinde Batı’nın kültürünü getirip, tekniğini getirememesi sonucu başlayan bir kargaşa, garabet ve yanlış sistemin söz konusu olduğunu vurguladı.

    “FITRAT PEDAGOJİSİ ÇERÇEVESİNDE YENİ BİR EĞİTİM SİSTEMİ OLUŞTURULMALIDIR”

    Cumhuriyet’in kurulması ile beraber eğitimde Batı etkisi devam etti. Bu sistemle bizim bir nesil yetiştirmemiz çok zor ki yaklaşık 100 belki de 150 yıldır bunu bir türlü başaramadık diyen Kalkan, “Çünkü temel yanlış atıldığı takdirde, üzerine sağlam bir bina yapamazsınız. Eğitim sistemimizin de özeti belki budur. Birçok Bakan yeni çalışmalar yapmak istedi fakat her gelen bir önceki sisteme değişmeli dedi ve sistemi değiştirdi. Ama sebep; dediğimiz gibi temel problemi olduğu için, bana göre eğitimde ıslahat değil inkılaba ihtiyaç vardır. Yeni bir eğitim sistemi, fıtrat pedagojisi çerçevesinde şart. Yani ilkokulda, ortaokulda, lisede ve dahi üniversitede bu anlamda ciddi bir çalışma yapılmalı. Bunu da sadece akademisyenler, öğretmenler değil, bir bütün olarak hatta sivil toplum kuruluşlarının da eğitime gönül vermiş insanlarını bir araya getirerek, kendi öz kültür ve inanç kodlarımız üzerine şekillendirmek gerek. Ancak bu şekilde arzu edilen bir gençlik veya nesil yetiştirmemiz çok daha rahat olacaktır.” dedi.

    “ANAOKULUN ZORUNLU EĞİTİME DAHİL EDİLMESİ KESİNLİKLE DOĞRU BİR KARAR OLMAZ”

    “Zorunlu eğitimi sorunlu eğitim olarak tarif ediyorum” ifadelerini kullanan Kalkan, “Çünkü zorunlu eğitim dediğimiz zaman, -tamam ilkokul çağlarında bir zorunlu eğitim olabilir; yani her vatandaş okuma, yazma ve temel eğitim kriterlerini ve ilkelerini öğrenmeli- fakat, fakat bununla birlikte zorunlu eğitim, bugün Türkiye’ye hem manevi anlamda hem de özellikle maddi anlamda ciddi darbe vurmuştur. Dolayısıyla zorunlu eğitim dediğimiz zaman, ilk dört yıl belki ciddi anlamda bir çalışma yapılabilir. Hani insanların okula gitmesi vesaire… Fakat Anaokulu zorunlu eğitim tam dahil edilmemeli. Anaokulu’nda bir çocuğun anneye, yuvaya ihtiyacı var. Kendi duygusal, psikolojik gelişimi ve sosyal gelişimin bir boyutu açısından anne ile zaman geçirmesi gerekiyor. Öz güveni, öz saygısı, aile bağlarının kuvvetlenmesi, aidiyet hissinin oluşması için ilk 4-5 yıl özellikle aile ile birlikte zaman geçirmesi gerekiyor. Bunu da sanırım bir zorunlu eğitime dahil etmeye çalışıyorlar ki kesinlikle doğru bir karar olmaz.” diye konuştu.

    “Ortaokul yaşı insanların şekillenmeye başladığı, mesleki anlamda da çıraklık yaşı olmasından dolayı, burada eğer siz bu yaşı zorunlu eğitime dahil ederseniz, bugünkü gibi ortaokuldan ve liseden mezun olup hiçbir yerde çalışamayan gençler ortaya çıkacaktır”

    Kalkan, zorunlu eğitimin mesleki öğrenime yansıması hakkında şunları kaydetti:

    “Fakat bununla birlikte ortaokul yaşı insanların şekillenmeye başladığı, mesleki anlamda da çıraklık yaşı olmasından dolayı, burada eğer siz bu yaşı zorunlu eğitime dâhil ederseniz, bugünkü gibi ortaokuldan ve liseden mezun olup hiçbir yerde çalışamayan gençler ortaya çıkacaktır. Bununla birlikte Lise kesinlikle zorunlu olmamalıdır. Yani bir insan on iki yıl kendini eğitim kurumuna dahil edip, bunun sonucu olarak da eğer -herhangi bir mesleki anlamda- ayakları üzerinde duracak bir meslek elde edemezse zaten psikolojik olarak çöküyor. Zamanla yeniden başlayayım dediği takdirde de artık mesleki anlamda kritik yaş dönemini geçmiş oluyor. Dolayısıyla kesinlikle on iki yıllık zorunlu eğitim süreci yanlıştır.

    “ZORUNLU EĞİTİMİN KESİNLİKLE KALDIRILMASI TARAFTARIYIM”

    Eğitimi on iki yıl tutmanın erken birliktelik dedikleri 18 yaş öncesi evlilikleri de engelleme çabası olduğunu vurgulayan Kalkan, “Kendilerinin 18 yaş sınırı koyduğu, belki uluslararası bir sistemle, bunu engellemek için de eğitimi on iki yıl mecbur tutuyorlar fakat bu da yanlıştır. Bu minvalde ‘Okulsuz Toplum Projesi’ bir süredir üzerinde çalıştığım bir konu. Okulsuz Toplum Projesi dediğimizde uzaktan eğitimle veya aile eğitimi ile çocuğun geliştirilmesi ama yine diploma aldırılmasıdır. Yani öğretim ve eğitimi birbirine karıştırıyoruz. Eğitim sonuna kadar, son nefese kadar eğitim olması gerekiyor. Fakat öğretimin bu şekilde olmaması gerekiyor. Elbette öğrenme ömür boyudur ama bu öğrenmenin ömür boyu sürmesi zorunlu eğitime tabi olarak, dört duvar arasında olmaması gerekiyor. Yani bu minvalde zorunlu eğitimin kesinlikle kaldırılması taraftarıyım.” diye belirtti.

    “28 Şubat Dönemi’nde eğitim çift ayaklı darbe yemiştir”

    Türkiye’de, eğitime 28 Şubat Dönemi’nde çift ayaklı bir darbe vurulduğu ve bir ayağının imam hatip diğer ayağınınsa meslek liseleri olduğunu söyleyen Kalkan, “Meslek liseleri neden başarısız? Meslek liselerine 28 Şubat döneminde çift ayaklı bir darbe gerçekleştirildi. Bu ülkeye yapılan bu çift ayaklı darbenin İmam Hatip’leri itibarsızlaştırmak için aynı zamanda da puan problemi ortaya çıkarılarak imam hatiplere ciddi bir darbe vurmak suretiyle yapıldı. Bu da yetişen neslin inanç krizi ile yetişmesine sebep oldu. Aynı zamanda ikinci darbe ise Meslek liselerine ve Türkiye’nin mesleki kalkınması ya da maddi kalkınmasına vuruldu ki bana göre asıl mesele de buydu. Dolayısıyla Meslek liselerini itibarsızlaştırmak, aynı zamanda Meslek liselerine bir darbe vurularak mesleki anlamda kalifiye elemanların yetişmesi engellendi ve yıllardır 28 şubattan bu yana bu sorunu yaşıyoruz.” diye konuştu.

    “Bir fabrikada bir mühendis çalışacaksa, onun yanında 20-30 bazen 40 teknik elemanın çalışması gerekiyor. Dolayısıyla bugün meslek ortaokullarının açılması bu anlamda çok önemlidir”

    Paylaşılan veriler ve raporların, Türkiye’nin en büyük probleminin üretim problemi olduğu gerçeğini ortaya çıkardığını dile getiren Kalkan, “Bu krizi, bugün belki biraz daha derinden yaşamamızın temel sebebi yine üretim problemidir. Çünkü bir fabrikada üretim yapılabilmesi için bir taraftan teknik elemana, diğer taraftan da mühendisine ihtiyaç vardır. Bakın bir fabrikada bir mühendis çalışacaksa onun yanında 20-30 bazen 40 teknik elemanın çalışması gerekiyor. Dolayısıyla bugün meslek ortaokullarının açılması bu anlamda önemlidir. Çünkü şu gözle baktığımız zaman; Meslek liseleri eğer kaliteye kavuşursa böylece ülkenin çeşitli fabrikalarında, tarlasında, bahçesinde bu işin eğitimini almış ve bu işi gerçekten kaliteyle yapabilen gençleri ve insanları yetişecek. Bununla birlikte neden ortaokulun mesleki anlamında açılmasının üzerinde bu kadar duruyorum? Özellikle 4-5 yıldır bu meseleyi dava edindim. Çünkü bu ülkenin kalkınması, bütün ümmetin ve dahi insanlığın kalkınması demektir. Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin güzel bir sözü vardır. Bu minvalde, ‘Manen terakki maddeten terakkiye bağlıdır’ der. Yani manevi kalkınma maddi kalkınmaya bağlıdır. Bugün, bir insan maddi anlamda ayakları üzerinde duramıyorsa, İslam’ı dahi beş şart olarak yaşayamaz, üç şart olarak yaşar. Çünkü maddi kalkınma yani maddi anlamda ayakları üzerinde duramıyorsa, yani kısacası parası yoksa hacca gidemiyor, zekât veremiyor. Dolayısıyla bir de bu boyuttan bakılmalıdır. Bir de kendi ayakları üzerinde duramayan kişinin öz güveni, öz saygısı ve cesareti olmadığı gibi toplumsal alanda da öğrenilmiş çaresizlik gibi bir aşağılık kompleksi yaşar.” şeklinde konuştu.

    “İŞ ARAYAN, KALİFİYE ELEMAN OLMADIĞI İÇİN İŞ BULAMIYOR; İŞVEREN DE BU MİNVALDE KALİFİYE, MEZUN ELEMAN OLMADIĞI İÇİN İŞÇİ BULAMIYOR”

    Üniversiteden mezun olan gençlerin temellerinin sağlam olmadığı ve iyi bir meslek elde edemediğinden dolayı yüz binlercesinin boşta olduğu vurgusunu yapan Kalkan, şunları ifade etti:

    “Dolayısıyla bir taraftan fabrika sahipleri kalifiye kaliteli teknik eleman arıyor, onlar da dertli, adam bulamıyoruz diyor. -Arabamı tamire götürüyorum, soruyorum: “Nasıl çalışan eleman bulabiliyor musunuz? Tamirci: “hocam yok” diyor. -Dolayısıyla bakın ülkenin temel problemi; iş arayan, kalifiye eleman olmadığı için iş bulamıyor, işveren de bu minvalde kalifiye, mezun eleman olmadığı için işçi bulamıyor. Peki bu ülke nasıl kalkınacak? Çözüm anlamında ben yıllardır şunu söylüyorum. Mesleki ortaokullar açılmalıdır. Neden peki? Mesleki ortaokullar açıldığı takdirde, daha ortaokuldan iki yönlü bir kazanım söz konusu olacaktır. Mesleki ortaokul açıldığı takdirde, öğrenci fıtratına uygun bir şekilde, o dönemin çıraklık yaşı dediğimiz zamanda çıraklığı öğrenecek. Bu pedagojik sıralama çok önemli, ilkokul; öğrenciye temel karakter ve okuma yazmanın öğretileceği, kritik yaş olan ortaokul; çıraklığı yaşayacağı ve lise, tam anlamıyla artık çıraklığı atlatıp kalfalığı öğreneceği, kalfalık yapacağı fıtrat yaşıdır. Üniversite ise ustalık yaşıdır. Yani liseyi bitirdikten sonra ise usta olacak. Dolayısıyla bu anlamda eğer biz eğitimi ortaokul da meslek ortaokulu olarak açarsak, dolayısıyla bir öğrenci hem çıraklığı hem kalfalığı hem de ustalığı elde edecek ve böylece boş bir öğrenci olarak mezun olmayacak. Dolayısıyla bu minvalde biz baktığımız zaman, peki neden ortaokul? Bunun temeli Selçuklu ’da ‘Ahilik Teşkilatı’na ve Osmanlı'da ‘Lonca Sistemi’ne dayanır. Selçuklu ‘da Osmanlı’da Ahilik Teşkilatı ve Lonca Teşkilatı sağlam olduğu sürece yıkılmamış, zayıflamamıştır. Ne zaman ki bu sistemler zayıflamaya başlamış o zaman hem Selçuklu hem de Osmanlı -tabi    ki diğer sebeplerle beraber- tepetaklak gitmiştir. Onun için burası çok çok önemlidir. Çünkü hem teknik kalkınma hem de maddi kalkınma tamamen üretime bağlı olduğundan, günümüzde de meslek ortaokulları açılmalıdır.”

    PEKİ, BU KRİZDE YETERİ KADAR KAYNAK NASIL BULUNACAK?

    Günümüzde meslek liselerinin birçoğunun can çekiştiğini ve sınıfların boş, öğretmenlerinse neredeyse bazı meslek liselerinde öğrenci sayısından daha fazla olduğunu ifade eden Kalkan, “Dolayısıyla ne yapacağız? İlkin mevcut meslek liselerinin bazı sınıflarını ortaokula çevireceğiz. İmam hatipler de böyle başladı biliyorsunuz. Her meslek lisesinin bünyesinde bir de ortaokul öğrenci kaydı alınması gerekiyor. Dolayısıyla kaynağa da çok ihtiyaç olmamış oluyor. Bu çözümler ile birlikte ben buradan gerek Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a gerekse de Sayın Milli Eğitim Bakan’ımız Mahmut Özer’e sesleniyorum: ‘Bu ülkeye en büyük faydayı sağlamak istiyorsanız, meslek ortaokullarının açın. Meslek liselerinde bu şekilde destekleyin.’ Bakın bir örnek daha söyleyeceğim. Salgın döneminde covid-19 salgın döneminde, diğer okullar, fen liseleri dahi yatarken, tabiri caizse meslek okulları maske, dezenfektan, kolonya… ürettiler. Dolayısıyla en zor zamanda, en kalitesiz olarak topluma yansıtılmış olan ve başarısı en düşük olan meslek liselerinin ne kadar işe yaradığını gördük. Bu sebeple bu ülkenin kalkınması ve sadece kendine değil ümmete ve insanlığa faydalı olması, şahlandırılması için tekrar mesleki orta okullara ihtiyaç var. Mesleki ortaokulları açılmalı ve Meslek liselerine bu şekilde kalite kazandırılmalı.” dedi. (İLKHA)

    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen