Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Unutulmaya Yüz Tutmuş Bir Geçmiş: Eski Diyarbakır! (4)

Diyarbakır’ın kadim taşları arasında gizlenen hikayeleri, şehrin ruhunu ve hafızasını yaşatan isimlerden biri de şair ve yazar M. Kadri Göral. Eski Diyarbakır’ın sokaklarında gezinen, şehrin her köşesini bilen ve yaşayan Göral, Özgür Haber’e verdiği bu özel röportajda, Diyarbakır’ın unutulmaya yüz tutmuş  geçmişine ışık tuttu.Bu yazımızla berabe  röportajımızın 4. ve son kısmını sizlere aktaracağız

Diyarbakır'ın kadim taşları arasında

Unutulmaya Yüz Tutmuş Bir Geçmiş: Eski Diyarbakır! (4)

 

Bugünluh beni urma” deyidi.

Kuncikteki Fatma hanım ayni evde oturidi

Mızmız Mıheme’nin karısi kocasından dert yanidi

Zehra teyze oturmiş gelinlirini anlatidi

Her geline bir ad tahmiş adlarıni sayidi:

Böyük geline “Ögretmen”

Küçügüne “Telebe”

Birine “Çantasız avukat”

Öbürüne de “Sessiz teyyare” deyidi.

Şeherde bişe olsa başi üsti duyulidi

Birinin başına bir hal gelse koni komşi koşidi

Dar vakıtta, her vakıtta herkes yekvucut olidi

Yerlimiş, yabancimiş ayri gayri olmidi

Müfti Halil Efendi halka vaaz veridi

“Hak Allah’ın adidır, hak yemeyin” deyidi.

Esnafın sözi namus, el sıhmasi senetti

Hepisinin üregine şu sözler işlenmişti:

“Tartarken gıram şaşma

Ölçerken santim aşma

Her bereket istersen

Helala haram katma.”

NE SÜTE SU KATILİDİ, NE EKSİK TARTILİDİ

NE YÜZLER ASILİDİ, NE KAŞLAR ÇATILİDİ

DİYARBEKİR’DE YAŞAMAH ÖMRE ÖMÜR KATİDİ.

(M. Kadri GÖRAL- Küçe Kapısı 1996)

Unutulmaya Yüz Tutmuş Bir Geçmiş: Eski Diyarbakır! (1)

Diyarbakır’ın dışında yaşayanlar bir yakınları Diyarbakır’a gidecek olursa ondan dönüşte beraberinde getirmesi için bazı şeyler sipariş ederler sizin siparişleriniz nelerden oluşuyor?

Benim siparişlerim kolay kolay getirilecek şeyler değildir. Gidenlere diyorum ki;

 

Bir gün yolun düşerde Diyarbakır’ a gidersense

Kibarlıh olsun diye bahan bir şey getirme

Kibarlığın sahan kalsın

“Kibe kudur” senin olsun

“Kibe mumbar” orda dursun

Bahan çocuhluğumi getir

Bahan oyunlarımi getir.

 

Olur olmaz yerlerde aramiyasan onlari

Şimdikilere benzemez o günün oyunlari

O zamanlar çocuhlar oyuncah moyuncah bilmezdi

Bir çelik bir de çomah oynamah için yeterdi

Nahit daşlı avlular

Toz toprah harabalar

Hevsel’ deki bahçalar onların oyun yeriydi

Her oyunun bir yeri bir de zamani vardi

Ahşam ezani oldimi kimse küçede kalmazdi

“Evli evine

Köyli köyüne

Köyi olmayan siçan deligine”

Diyerahtan çocuhlar evlerine girerdi.

 

Analar çocuhların ardi sonra dolaşmaz

Çocuhta anasının işine bulaşmazdi

Küçükler ortancaya

Ortancalar böyüge

Cümlesi de hep birden Allah’ a emanetti.

Küçeden geçenlere tahılmah böyük zevkti

Kaçıp yahalanmamah en böyük marifetti

Eger küçeden geçen süsli püsli hanımsa

Gözünde renkli gözlük başında şapka varsa

“Tango mango

Arhasında piyango”

Diye tempo tutarah oni kızdırırlardi.

 

Küçeden deve geçse çocuhlar bayram eder

Çepik çalıp heyvanın ardına düşerlerdi

“Deve deve hop hop

Kulahlari top top

Sakız verdim çeynedi

Kıçına vurdum oynadi”

Şarkısını söyleyip ortada dönerlerdi.

 

Pırnapıf’ i görenler hemen eve koşardi

Bir parça ekmek alıp torbasına atardi

Fıkara Pırnapıf da:

“Pıfına pıf

Pıf pıf pırna pıf

Pırna pırna pırna pıf”

Ede ede onlari gülmahtan öldürürdi.

 

Bir gün kısmet olurda buralara dönersense

Adet yerini bulsun diye bahan bir şey getirme

Nahit daşlar sahan kalsın

Arbedaş’ ın senin olsun

Kara daşlar orda dursun

Bahan kardaşlarımi getir

Bahan arkadaşlarımi getir

Olur olmaz yerlerde aramiyasan onlari

Şimdikilere benzemez mahlemin çocuhlari

Onlar korhi bilmezler

Pehaslari sevmezler

Yanlış yapan oldimi

İflahıni keserler

Şemsilerde adami güneş gibi yaharlar

Cin Ali’ de insani cinden beter çarparlar

Çay ögüne çimmağa

Hevsel’ e dut yemeğa

Yıldızın arhası’ na maç etmağa giderler

Ola ki göremedin

Ola ki bulamadın

Olmiya ki gidip de hırpolardan sorasan

Soracahsan mahlemin çocuhlarına sor!

Soracahsan Şeho’ ya sor!

Soracahsan Reşo’ ya sor!

O da olmadi Yaşo’ ya sor!

(M. Kadri GÖRAL– Küçe Kapısı 1996)

Unutulmaya Yüz Tutmuş Bir Geçmiş: Eski Diyarbakır! (1)

Bildiğiniz gibi bir toplumda, bir toplulukta çok eskilerden kalmış olmaları dolayısıyla saygın tutulup kuşaktan kuşağa iletilen, alışkanlıklar, bilgi, töre ve davranışlara “Gelenek görenek” deniliyor.  Günümüzde ne yazık ki, sadece sayılı birkaç ailede yaşatılan Diyarbakır halkının vazgeçilmez gelenek göreneklerini anlatır mısınız?

 

Toplumları birbirinden farklı kılan onların gelenek ve görenekleridir. Diyarbakır’da gelenek göreneklerin yerine getirilmesinde gösterilen hassasiyet kültürel değerlere olan saygının bir ifadesidir.

 

Ebe Meliha’ nın elinde bir cevher daha doğdu

Doğmasıyla beraber evi neşeye boğdu

Bir Cuma sabahında selavatlarla geldi

Dünyaya gelir gelmez kıçına tokat yedi

Bir yandan altına işedi

Öte yandan gelenekler işledi

O bikırtik başına olmadık işler geldi.

 

“Kırhi çıhti” dediler hamama götürdüler

Başından aşağıya okunmuş sular döktüler

El açıp Yaradan’a şöyle dua ettiler:

 

DAĞDA DAVARIM OTLASIN

OCAHTA AŞIM KAYNASIN

BEN BÜYÜTTÜM BESLEDİM

ALLAH YAVRUMİ SAHLASIN.

 

“Dişi çıhti” dediler tililili çektiler

Bir sinin içinde başına hedik döktiler

Etrafına eşyaları dizdiler

Hangisini alacak diye meraknan beklediler

Çocuğun eli makasa gitti

Herkes çocuğa bir meslek biçti

Kimisi “Berber olacah” dedi

Kimi de “Yoh kele terzidir” dedi

Anası ortaya atıldı

“Ameliyat tohtori olacah” dedi.

 

“Nezer degmiş” dediler üzerlik getirdiler

Tuz ile karıştırıp başında çevirdiler

Ateşe atanda da maniler söylediler:

 

ÜZERLİKSEN HAVASAN

HER DERTLERE DEVASAN

ÇITIR PITIR ETTİHÇA

KADA BELA SAVASAN.

 

Başındaki belayı dua ile savdılar

Eline elifba verip hocaya yolladılar

Hoca:

ELİF KESİN ENNİ

ELİF KESE İNNİ

ELİF KOTUR ÜNNİ dedi

Çocukcağız:

BE KESE BENNİ

BE KESE BİNNİ

HOCA KURBAN NENNİ dedi

Demesiyle beraber derin uykuya geçti.

 

Günler de su gibi akıp geçti

Okul, askerlik derken

Sıra “BAHSE KERE” ye geldi

Aile meclisi karar verdi

“OĞLANIN BAŞINİ BAĞLİYAH” dedi

Ana iş başi etti

Kızları kalite kontrolundan geçirdi

Kimini şişman buldu

“LEHEM ŞEHEMDİR” dedi

Kimini zayıf gördü

“ÇIRRİGİ ÇIHMİŞ” dedi

Kimini “YAĞI ALINMIŞ İMANSIZ PEYNİRE”

Kimini “TAHTA DARABA” ya benzetti

Kızın birinden su istedi

Kız bardağı bırakıp gidince

“DELİDEN SU İSTE ETEGİNİ TUT” dedi

Kiminin ağzını kokladı

Kiminin dilini yokladı

Kimini hamamda inceledi

Kimini evinde teftiş etti

“GAYRETİ OLANIN NAMUSİ DA OLUR” dedi

Gayretli olanını tercih etti.

 

Geleneklere uygun her şey yerine geldi

Selavatla dünyaya gelen oğlan

Tekbirle dünya evine girdi

Dünyaya gelende kıçına tokat yemişti

Dünya evine girende de beline yumruk yedi.

(M. Kadri GÖRAL- Küçe Kapısı 1996)

 

Diyarbakır sevgisi nasıl bir sevgidir? Bu sevginin kaynağı nedir?

 

Diyarbakır sevgisi tarif edilemeyecek büyük bir sevgidir. Değerli şairimiz Cahit Sıtkı Tarancı kız kardeşi Nihal hanıma yazdığı mektupta “NİHAL! DİYARBAKIR’I SEVMEK BİR VAZİFE HEM DE İHMAL EDİLEMİYECEK MUKADDES BİR VAZİFEDİR.”  Demiştir. Sevmek demek korumak demektir. Ne yazık ki sözde Diyarbakırlılardan birileri “Eşraftanız dediler, şehir çocuğuyuz dediler gelip başına geçtiler. Başına olmadık işleri hep onlar getirdiler.”

Diyarbakır sevgisinin kaynağı bu şehrin mukaddes bir şehir oluşudur. Peygamber kabirlerinin olduğu yere “ARZ-I MUKADDES” denir. Diyarbakır ARZ-I MUKADDESTİR. Onun kudsiyetine saygı gösterenler mükâfatını görmüşler saygısızlık edenler de cezasnı çekmişlerdir. Bu diyara kötülük yapan çarpılır, iyilik yapan da mükâfatını kat kat gürür.

 

Ha bu Diyar, ha bu Diyar

Ha bu Diyar yokmu ha bu Diyar

İçime işlemiş benim bu diyar

Bağrımı yarsalar Diyar çıkar

Damarımı keseler bakır akar

Diyarbakır dedin mi

Gözüm dolar gönlüm coşar.

Bu diyarda saygı var

Bu diyarda sevgi var

Diyarbakır’ın üzerine

Nebiler duası var.

Kırklardağı’nda Kırklar

Yedikardaşlar’da Yediler

Hazreti Süleyman’da nice yiğitler

Diyarbakır için canlarını verdiler

Onlar hak eriydiler

Hak yolda Hak’ka erdiler

Son nefeslerinde Hak’ka şöyle niyaz ettiler

“Sevgi dolu dinimizi

Şeker şerbet dilimizi

Sana emanet ettik

Sıtar et ilimizi.”

Dinleri iliğimize işledi

Dilleri dilimizden düşmedi

Diyarbakır elleri

Düşman eline düşmedi.

KURBAN OLAYIM DİYARBAKIR’A

DİYARBAKIR’IN TAŞINA TOPRAĞINA

DİYARBAKIR’A HAİNLİK EDENİN

TOPRAK BAŞINA OLA.

(M. Kadri GÖRAL- Küçe Kapısı 1996)

Unutulmaya Yüz Tutmuş Bir Geçmiş: Eski Diyarbakır! (4)

Son baskısını 2003 yılında yaptığınız insanların “Altın arasak buluyoruz, Küçe Kapısı’ nı hiçbir yerde bulamıyoruz” dedikleri şiir kitabınızından bazı şiirlerin de yer aldığı bu röportaja katılarak bizlere bir nebze olsun eski Diyarbakır’ı yaşattığınız için size okuyucularımız adına teşekkür ediyorum. Son olarak söylemek ya da paylaşmak istediğiniz bir şey varsa onu bizimle paylaşırsanız mutlu oluruz.

 

Kendileriyle ortak duyguları taşıdığımız Diyarbakırlı kardeşlerimizle beni bu röportajda buluşturduğunuz için size içtenlikle teşekkür ediyor okuyuculara sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Çok sevilen “Oğlum Ehsan!”  Şiirimle onlara veda etmek istiyorum.

Bir anne duymuş ki zamanımızda kızlar oğlanlara “Mektebin bitir, anan baban yitir, arabayı getir, al beni götür” diyormuş. Bunu duyan annenin içi hiç rahat eder mi? Bakalım bu anne gurbetteki oğluna mektupta neler söylemiş,

 

Oğlum Ehsan!

Ana heyran nasılsan?

Ne haldasan?

Biz seni aramasah sormasah

Sen bizi ne arisan ne de sorisan

Sen ne hersiz bir evlatmışsan

Bemırad olmiyasan

Hahın kızinan gezisen dolaşisan

Edemisen anan mektup yazasan?

Heç Allah’tan korhmisan bizi merakta bırahisan?

Dünegin diyazan oğli Hüsen gelmişti Ankara’dan

 

Getmişem sağlık haberin ondan almişam

Seni belediye otobozunda görmiş bir kıznan

Sözlüm diye bahsetmişsen o kızdan

Bir de yüzük tahmişsan barmağan

Niye oğlum sen anasız kalmişsan

Sansahan evlanmağa kahmişsan?

Hüsen’e dedim ki

“Hüsen! Hele birezim kızi anlat”

Dedi ki

“Ne anlatayım diyaza ay parçasi bemırad

Gülende güller açi ağliyanda incinen mercan saçi

Bele güzel ne görülmiş ne duyulmiş

Hak teala öz nurundan yaratmiş”

Ehsan! Niye sen hırıf olmişsan

Böyükleren danışmadan evlanmağa kahmişsan?

Kardaşındanda mi ibret almisan?

Getti bir tango kız getirdi

Ne kendisi rehet etti

Ne de bizi rehet ettirdi

Kız da kız olaydi üregim yanmazdi

Ele zaif ele zaifti ki

Ayni Çirtik Eso’ya benzidi

Çirpi gibi bacaği

Emin Ağa’nın ayaği gibi ayaği

Çamaşır tokaci gibi de elleri vardi

Ne ağlidi ağliyasan

Ne gülidi gülesen

Ne konuşmağımızi begenidi

Ne bişirdığımızi yeyidi

Zıkkımın köküni yiyeydi

Hırçikli meftüneyi ağzına koymidi

Kibekudura kaşığını degdirmidi

Pencegoşt kebabından hanımın meğdesi bulanidi

Herbişede kusur bulidi

Herbişeye yengi yengi adlar tahidi

Ben deyidim babakanuç

O deyidi patlıcan ezmesi

Ben deyidim lebeni

O deyidi yoğurt çorbası

Ben deyidim hılorik aşi

O deyidi ekşili İzmir köftesi

Yoh! Carut degil faraşmiş

Küçe degil sokahmiş

Hebene degil destiymiş

Havuça pırçikli demah ayıpmiş

Ben bele konişiyam diye benden utanimiş

Niye kendi yaptığından utanmidi?

Gün evle olidi yatahtan kahidi

Ne hevşi süpüridi ne ayahyoluna su dökidi

Benim elimden çaput

Onun elinden roman düşmidi

Gezmağa gidende de en öge o düşidi.

Bir gün baban tükenden geldi

Sakosi çininde içeri girdi

Hanımın kızı yerinden bile teprenmedi

Baban çoh ağırına getti

Bırahsam alimallah saçıni pırçigini yolacahti.

Ben ne şanssız bir karimişam anam!

Kaynanaların zalım zamanında gelin olmişam

Gelinlerin zalım zamanında da kaynana olmişam

Kime ne etmişem ki bulmişam?

Ehsan! Sen senolasan

Akli başında bir kız alasan!

İster Diyarbakırlı olsun

İstersen yedi yabancıdan olsun

Yeter ki helal süt emmiş bir kız olsun

İstiyem ki sonradan peşman olmiyasan

Kari kısmi ayakkabi degil ki sıhtimi çıharan atasan

“Namusumdur” diyecahsan

Ömribillah çekecahsan

Ehsan! Biliyem eyisen hoşsan

Her şeye çabuh kızisan

Kızanda da alalo gibi kabarisan

Oğlum! Asebi erkeğin kahri çoh olur

Kahır çeken kari zor bulunur

Onun için kariların hamuri sabırnan yoğrulmuştur

Onlar hanımdır

Onlar hatundur

Onlar sultandır

Onların mekânı cennet-i âlâdır

Onlar ışıktır

Onlar nurdur

Onlar yüce Allah’ın erkeklere bir lütfudur.

(M. Kadri GÖRAL- Küçe Kapısı 1996)