Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Kudüs ,İsrail ve Filistin üçgeninde tarihsel gerçekler

İşgal rejiminin Gazze’ye yönelik saldırılarını tarihsel boyutuyla değerlendiren Prof. Dr. Oktay Bozan, 1917’den bu yana süre gelen işgalin sadece Filistin değil, Ortadoğu’nun birçok bölgesi için tehlike arz ettiğinin altın çizdi.

İşgal rejiminin Gazze'ye yönelik

Kudüs‘ün Yahudiler için önemini ve işgal rejiminin bölgedeki oluşumunun tarihsel sürecini aktaran Dicle Üniversitesi Tarih Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Oktay Bozan, 1948’den beri işgal rejiminin sebep olduğu olayların dünya barışını ciddi anlamda tehdit ettiğini, Akdeniz’e yığınak yapan devletlere bakıldığında bu hadisenin kısa vadede çözülmeyecek gibi göründüğünü belirterek bugün Gazze’de yaşananların yarın başka şehirlerde yaşanabileceğine dikkat çekti.

Kudüs’ün tevhid tarihi kadar kadim bir şehir olduğunu hatırlatan Bozan, “Kur’an-ı Kerim’den de baktığımızda birçok peygamberin tevhid mücadelesini verdiği, tevhid-şirk mücadelesinin verildiği önemli şehirlerden biridir. Kudüs’le alakalı isimlere bakıldığında genellikle barış ve kutsallığı ifade eden ifadeler söz konusu olmuştur. Ancak barış, özgürlük ve kutsallığı ifade eden bu şehir son 100 yıldır ciddi anlamda çatışma ve katliamlara sahne olmaktadır.” dedi.

 

“İsrailin sebep olduğu olaylar dünya barışını ciddi anlamda tehdit etmektedir”

Bugün israilin başlatmış olduğu çatışmaların özelde Ortadoğu’yu genelde ise Müslümanları ciddi anlamda etkilemekte ve üzmekte olduğunu söyleyen Bozan, “Bakıldığı zaman 75 yıl önce 1948’de kurulan israilin sebep olduğu olaylar dünya barışını ciddi anlamda tehdit etmektedir. Adeta dinler ve medeniyetler arası bir çatışmaya neden olabilecek bir mahiyet arz ediyor.” ifadelerini kullandı.

İşgal rejiminin tarihsel sürecinden bahseden Bozan, “Bundan 106 yıl önce 1917 yılında İngiltere’nin başlatmış olduğu işgal ve birinci Dünya savaşı sonrasında israilin kurulmasına giden süreç, Ortadoğu’da barışı tehdit etmeye başlamış oluyor. 19’uncu yüzyılda Yahudilerin kendilerine bir yurt arayışı içerisinde olmaları Hazreti Davut ve Hazreti Süleyman’ın milattan önce 1000’li yıllarda kurmuş olduğu bir krallık üzerinden arz-ı mevud düşüncesinden hareketle siyonist devlet kurma düşüncesi Yahudilerde adım adım izlendi. Bu konu Avrupa basınını ve diplomasisini elinde bulunduran kişiler tarafından yakından takip edildi ve Yahudilerin Filistin Bölgesine göçe özendirilmeye çalışıldı.” dedi.

 

“Akdeniz’e yığınak yapan devletlere baktığımızda bu hadise kısa vadede çözülmeyecek gibi görünüyor”

Filistin Bölgesinde bir Yahudi devletinin kurulmasına tarihi olarak bakıldığında teolojik ve tarihi temele dayalı bir olay olduğunun altını çizen Bozan, “1917’de İngiltere’nin desteğiyle başlayan işgal, bugün Ortadoğu’da adeta İslam dünyasının kalbine saplanmış bir hançer olarak yer aldı. Bu hançer paslı ve zehirli bir hançerdi. Bu hançerin etkisiyle İslam dünyasında Filistin bölgesinde başlayan bu çatışmalar zaman içerisinde derinleşmeye başladı ve gittikçe o bölgede kendisine devlet süsü vermiş olan, sapkın bir ideoloji ile beslenen bir yönetim, o bölgede istikrarı tehdit etmeye başladı.” şeklinde konuştu.

Bozan, “Birinci Dünya Savaşı’nın en önemli sonucu bir israil devletinin temelinin atılmasına yol açması, ikinci Dünya Savaşı’nın en önemli sonucu olarak israilin kuruluşunu tamamlamış olması, bugün sebep olduğu olay, katliam, abluka ve bombardımanları tetikleyebilecek bir boyuta gelmiştir. Çünkü Akdeniz’e yığınak yapan devletlere baktığımızda Çin, Rusya, Amerika ve Avrupa devletlerinin burada bulunduğunu görüyoruz. Dolayısıyla bu hadise kısa vadede Müslümanların lehine çözülmeyecek gibi görünüyor. Çözülebilmesi için İslam dünyasındaki tarihi aktörlerin, devlet başkanlarının, yönetimlerin ve halkların aynı uygulamayı gerçekleştirmesi gerekiyor.” diye belirtti.

 

“Gazze’de yaşanan yarın başka şehirlerde yaşanabilir”

Aynı inanca sahip olan insanların kalpleri ve kılıçları aynı hedefe yönelmediği, ortak bir ekonomik program, siyasi duruş ve bilinç inşa edilmediği sürece günübirlik bir değişken politikayla bunun kalıcı çözüme ulaşmasının çok mümkün gözükmediğini sözlerine ekleyen Bozan, şu ifadelere yer verdi:

“1948’den bugüne kadar israilin sebep olduğu tüm anlaşmazlıklarda durum Müslümanların aleyhine gelişmiş oldu. Yani Süveyş Kanalı krizinden 1967 savaşları ve akabindeki olaylarda sürekli Müslümanlar mevzi ve nüfus alanlarını kaybetti. 1914’lü yıllarda yaklaşık nüfusun yüzde 4’ünü, coğrafyanın yüzde 5’ini işgal eden Yahudiler gelinen noktada yaklaşık yüzde 90-95’ini kontroller altına almış oluyorlar.”

“Karşımızda sınırları olmayıp sadece hayalleri olan ve bu hayallerde sapkın bir ideolojiye dayandırılan Avrupa’nın başkentlerinden sürülmüş ve onlar adına orta doğuda Müslümanlara karşı mücadele eden bir sapkın ideolojinin mensupları, her geçen gün arz-ı mevud düşüncesini genişletmeye ve büyütmeye çalışıyorlar.” ifadeleriyle konuşmasını sürdüren Bozan, bu açıdan bakıldığında sadece Gazze’nin değil; Şam, Bağdat, Anadolu, Mekke, Medine’nin de tehdit altında olduğunu düşünmek gerektiğini söyledi.

Bozan, “Karşımızdaki mücadele eden kişi ya da kişilerin hiçbir kutsal tanımadığını, kendi güven kaygısı psikolojisi üzerinden sürekli olarak dünyanın en gelişmiş silahlarını kullanarak dünyanın en büyük devletlerinde arkasını almak suretiyle mücadele ettiğini görmekteyiz. Bu aşamada Gazze’de mücadele eden insanların başarıya ulaşabilmesi sadece bizim dualarımızda olmayacak, fiili adımlar atmak, ekonomik fedakarlıklar, devletler arası iş birliği yapmak ve uluslararası camiayı harekete geçirmek suretiyle ancak başarılı olabilir. Aksi halde bugün Gazze‘de yaşanan yarın başka şehirlerde yaşanabilir diyebiliriz.” şeklinde konuştu.