• HAHOOO

    HAHOOO
    Süleyman AYDIN

    HAHOOO

     

       Diyarbakır'a özgü olan bu vaveyla çığlık, feryat ve şaşkınlığın nişanesidir. Tam olarak anlatmak gerekirse, hayretin ve yazdığım tanımlamaların hepsini kapsayan halidir. Başka illerde bu cümlenin kullanıldığına tanık olmadım. Türkçe Dil Kurumu'nun çıkarmış olduğu sözlükte yer almadığı gibi, resmi alanlarda da kullanılmaz. Mahalle arasında, daha çok çocuk yaştakilerin diline pelesenk ettiği kelamdır.

     

       Başlıkta yazdığım cümleyi, ilimizde çıkan bir gazetede yazdığım için, anlamayan yoktur sanırım. Çocukluğumda sıkça dilime doladığım haho maalesef 40 yaşımın üstünde aklıma geldi. Daha doğrusu yazacağım konuda muziplikle yorum yapmam elzem olduğundan, bu cümleden daha yaraşırı yok diye düşündüm.

     

       Geçtiğimiz Cumartesi günü, Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti'nde kahvaltılı bir basın açıklaması vardı. Seçimden önce planlanan ve o günden bu güne değin bire bir hemşehrilerimize sormak suretiyle bir anketvari çalışma yapıldı. Benim de hazır bulunduğum Akademik ve Düşünce Derneği, yaptığı çalışmanın raporunu yayınladı. Kahvaltıdan hemen sonra GGC Lokali'nin önündeki nezih alanda yeşilliklere bakarak çay içerken, Ağabey dediğim gazeteci büyüğüm Ahmet Beşenk ile havadan sudan konuşmaya başladık. Ben, Başkan Muhammed Beybur, Yönetim Kurulu Üyesi ve gazetemiz yazarlarından Recep İdikut'un da dahil olduğu muhabbet dönüp dolaşıp gazeteciliğe gelince Ahmet Beşenk şöyle bir açıklamayı zaruri bulmuş olacak ki şöyle dedi. “Ben 25 yıllık gazeteciyim, Süleyman köşe yazarıdır” Ahmet Abi'yi kırmamak adına bir gazeteci olarak değil de, bir köşe yazarı olarak ve ayrıca yönetimden, raporun hazırlanmasında görev almış olan biri olarak konuşulanları ve raporu noktası, virgülüne duydum, gördüm, analiz ettim. Rapor nasıl hazırlandı, neler yapıldı, amaç ne idi, hem hazırlanan kitapçıkta var, hem de başkanımızın konuşması esnasında vardı.

     

       İlimizin birçok gazete yöneticileri icabet etmiş ve bana göre oldukça keyifli bir ortamda açıklama, soruları cevaplama ve kahvaltı yapılmıştı. Kameraların kapalı olduğu esnada da konu üzerine kritik yapılmıştı. Bir de, Gazetemizin Genel Yayın Yönetmeni Engin Öztürk'ün de bizleri yalnız bırakmaması iki husus itibari ile beni sevindirmişti. Gazetemin en üst yöneticisi ve genç, yakışıklı muhabirimiz Ömer Türk ile birlikte beni yalnız bırakmamış, anlatılanları kendisi de dinlemiş ve görmüştü. Ola ki, yanlış hatırlarsam düzeltecek veya şahit gerektiğinde birini gösterebilecektim.

     

        Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın çabasına karşı il başkanlığının duruşu, seçim listelerine gösterilen tepki, hezimet derecesindeki sonuçlar, Belediyelere atanan kayyumlarımıza kadar geniş yelpazede değerlendirme ve rapor takdire şayandır. Neyse sözü uzatmadan şunu da eklemek isterim. Her gazetecimize takdim edilen rapor yani kitapçık, Sayın Başkanımız başta olmak üzere her bakanlık ve Diyarbakır'daki Valilik, Belediye Başkanlığımız, Milletvekillerimiz ve her kuruma gönderildi veya bizzat elden teslim edildi.

     

       Her şey iyi hoş, mesajın yerine ulaşmasında ve kamuoyunun görüşlerinin basınca yansıtılmasının daha etkili olmasının sonucunu beklerken ertesi sabah atılan manşetlere haho diyerek göz attım. Yani, hayret, şaşkınlık ve şok olma ile birlikte bu kadarına pes hali... Konuşulan, yazılan ve dinlenilenlerin içinden hesap meselesi diyerek yaklaşım mevzuunu, tercih vaziyetinin hakim olduğunu atılan başlıklardan anladım. Nereden anladın diyeceksiniz biliyorum; açıklayayım. Başlık aynen bu: “Kayyum belediyeleri elle tutulur çalışma yapmadı”  Topyekûn hedefe konulma ile gösterilecek Büyükşehir Belediye Başkanımızın olacağını ve fırsat doğunca temelsiz ithamların çıkacağını bilmek için, fazlaca düşünmeye de gerek yoktu.

     

         Hâlbuki herkesin önündeki raporda şu paragraf vardı ve konuşma esnasında da dile getirildi; bizzat Muhammed Beybur tarafından. İlgili bölüm şöyle:

    “24 Haziran seçimlerinde, Diyarbakır ve ilçelerinde görev yapan bazı kayyumların, hizmet eksenli çalışmamaları, birlikte çalıştıkları üst düzey bürokratlarının da bir kısmının, toplum nazarında kabulü mümkün olmayan yanlış işlerle meşgul olmalarından dolayı, bunun da seçimlerde sandıklara olumsuz yansımasıyla birlikte, halk arasında da dedikodulara ve kırgınlıklara neden olduğu, tespit edilmiştir. 24 Haziran 2018 seçimlerinde, Büyükşehir Belediyesi kayyumu ile birlikte, bazı ilçe belediyelerinin kayyumlarının olumlu çalışmaları nedeniyle, seçimlerde sandıklara yansıyan oy oranı, yüzdelik anlamda % 4-5 arasındadır”

     

        Kayyum olarak atananlar arasında daha önce şiddetle tepki gösterdiğimiz ve bakanlıkça da gerekli işlemlerin yapıldığı ve layıkıyla yönetemeyenlerin olduğu muhakkak ama dönüm dolaşıp sırf menfaatlere ters düştüğünden Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Cumali Atilla için, başka partilerin söylemlerini kendilerini partili gösterip, kullananlara ve rapordaki bölüme rağmen kendi attıkları başlığa el insaf diyorum. El insaf diyorum ki, hafta içi gündüz vaktini kast etmiyorum. Gecenin bir yarısına kadar hem de can güvenliğini bile hiçe sayarak kentimizi cennete çeviren birine karşı elimizi vicdanımıza koymamız gereklidir.

     

       Yazdıklarımdan beni takip edenlerin, bizim ailemizle çay yudumladığımız saatlerde, tesadüfen karşılaştıkları Sayın Cumali Atilla ile birlikte çektikleri fotoğrafların altın yazılan notlardan da anlamaktayız ki, Sayın Başkanın Peygamberler, Sahabeler ve Evliyalar kenti için yapacağı çok şey var ve kesinlikle seçimde bunu başarmalıyız. Ve benim beklentin bu. Hemşehrilerimizin de ekseriyetinin bana ilettiği beklentiden de yola çıkarak bir slogan gerçekleştirmek gerekirse şöyle olmalıdır:  “Sayın Cumali Atilla kadim şehrimiz için en iyi hizmeti yapacaktır; ben kefilim”

     

       Görüşmek üzere...

     

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen