• AL-YE

    AL-YE
    Süleyman AYDIN

        Diyarbakırlı ve kentimizi canla başla tanıtan, bu çabası için bırakın kimseden bir kuruş almayı, asgari ücret maaşından masraf ederek tanıtan Şair Remzi Bulak'ı herkes bilir. Sosyal medyada paylaştığı şiirleri ile coşanların, bir kez daha Diyarbakırlı olmak isteyenlerin sayısı gırladır. Yani Remzi Bulak tek başına= Diyarbakır. Kimse alınmaz umarım. Diyarbakır'ı tanıtan birçok kurum ve kişiler vardır elbette ama Remzi Bulak gibi, kıt kanaat geçinebildiği maaşından harcayarak, İstanbul'da televizyon kanallarını dolaşarak anlatan bir ikincisi yoktur.

     

       Şairimiz tek başına bir ordu eder derken, her başarılı erkeğin arkasındaki hanımefendi yani, eşinin faktörünü unutmamak gerekmektedir. Kanalda okunan şiirlerin ahengi ile insanın Diyarbakırlı olası gelirken, yemek kültürünü ve yine kendi bütçesinden harcamak suretiyle televizyonlarda gördüğümüz tepsi tepsi yemeklerin de marifeti Aliye Bulak Hanımefendi'ye aittir; böyle biline. Meftune, Güveç, içli köfte ve dolma gibi, bayanların çokça tüketmek istediği yemeklerin yanı sıra, bizim Diyarbakır'da maço yemek masalarında düşündüğümüz Diyarbakır Tavası, Ciğer Kebabı, Çiğköfte nevi lezzetleri de marifetli parmaklarıyla hazırlamakta mahirdir.

     

       Aliye Bulak Hanımefendi'de eşi gibi kanal kanal koşturup Diyarbakır'ın yemeklerini ve yemek kültürünü anlatmaktan kaçınmaz. Yani şöyle düşünün; proje kapsamında, resmi makam veya dernekler eliyle harcanan paraların karşılığı sadece bir kaç gün televizyonlarda sergilenmek şeklinde dönüşümle kazanılır. Yani toplamda bir kaç gün ve biraz da tıklanma. Remziye Hanım'ın koşturması yıllar boyu süregelmekte ve günümüze güncellersek yıl boyu devam etmektedir.

     

       Şhow Tv ve benzeri ulusal kanalların yemek ve kültür programlarında sıklıkla gördüğümüz Bulak ailesinin ekranları başındakilerin tok haliyle acıkmalarına sebep olan yemek görüntüleri farklı bir tanıtıma da katkı sunuyor. Diyarbakır'ın güzel yemeklerini en iyi versiyonu ile anlatınca evirip çevirip konuyu kentteki huzura da getiriyorlar. Ulusal kanallarda gördüğümüz aile için herkesin aklından uçuk bir para aldıkları geçer; tahmin edebiliyorum ama sergiledikleri yemek parasını dahi çoluk çocuğunun rızkından kıstıklarını size söyleyeyim. Zaman zaman benim de kafamı karıştıran şu soru bir kaç gün veya saat dimağımda kalıyor. Diyorum ki, neye hizmet ediyorlar? Çocuklarının rızkından bir kerte kopartma anlamına gelen masrafları için şu cevapları tezahür ediyor: ''Kentimizin tanıtımı ve hak ettiği yerde olması bizi iki dünyada en mutlu insan eder'' Haklı yanları da vardır. Ömür kısa; yarın ondan sonrakiler şunu söyleyecekler: ''Memleketleri için ellerinden gelenin fazlasını yaptılar.''

     

       Stüdyoya gelen yemekleri tatmak ve programı yönetmen, reji, asistan gibi birçok insanın yardımıyla sunan sunucunun yanında aldığı yüksek meblağlı maaşı da ekleyerek betimleme yaptığımızda; karşılığında Aliye Hanım'ın tek başına kimseden yardım almadan hem sunum, hem sergileme, yemeğin tarifini ve tanıtımını da eklersek alkışlamaktan başka tepkimiz olamaz. Yemek yapan üniversiteleri okumamış, radyo televizyon bölümünü bitirmemiş Hanımefendi; bizim Diyarbakırlı Yazar Mevlüt Mergen’in dillendirdiği şu sözü doğrulatmaktadır: ''Diyarbakır'ın kendisi bir üniversitedir.''Ve Aliye Hanım, Diyarbakır Üniversitesi'ni en iyi derece ile bitirmiştir.

     

        Diyarbakır gibi kültürel, tarihi ve asil bir kentte büyümüş ama mecburi göç etmek zorunda kalmış bir aile, evine ekmek götürebilecek seviyeye geldikten sonra başlamışlar vefa borcunu ödemeye. Aslında burada kendilerine iş imkanı sunmayanlara da içerlemeden var güçleri ile başlamışlar çalışmaya. Remzi Bulak şiir kitaplarını kendi cebinden basarken ücretsiz dağıtmadığı kişi de kalmamış. Keza Aliye Hanım' da geri durur mu hiç! Tepsi tepsi yemekler hazır edilir, stüdyolara götürülür ve bol bol misafirlere ikram edilir. Yani, Diyarbakır'ın İstanbul şubesi dönüp arkasına baktığı zaman binleri bulan programa davet ve memleketimizi tanıtımının akabinde hala kiracı ve kıt kanaat geçinecek kadar varlıklılar. Şükür etmezler mi? Tabii ki. İçten şükür eden ailenin hamdolsun gözleri Diyarbakır'ı tanıtmada en yükseklerde.

     

        Telif hakkı Remzi Bulak'a ait olan,'' AL-YE'' ismi ile özdeş olan tanıtım ritüeli sosyal medyada bir slogan olmaktan öteye adeta bir etkidir. Başlıkta da kullandığım ismi görenler tıklayınca ilimizin yemeklerini görür, tarifini öğrenir ve bir an önce Diyarbakır'a gelmek için can atarlar.  Canlı yayınlarda ve fuarlarda kente gelmek için kendisini ikna eden ailenin buraya kazandırdıkları, cafcaflı cümlelerle, binlerce lira harcayanlardan daha etkilidir.

     

        Görüşmek üzere...

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen