• OSMANLI DEVLETİNİN KURUCUSU GAZİ OSMAN BEYİN EHL-İ BEYT OLAN SEVGİSİ!!! (2)

    OSMANLI DEVLETİNİN KURUCUSU GAZİ OSMAN BEYİN EHL-İ BEYT OLAN SEVGİSİ!!! (2)
    Seyyid Hüseyin ZERRAKİ

    OSMANLI DEVLETİNİN KURUCUSU GAZİ OSMAN BEYİN EHL-İ BEYT OLAN SEVGİSİ!!! (2)

     

    Karahanlılar’da: “Peygamber neslinin, Peygamber hakkı için ve O’nun namına sevilmesi” öğütlenmektedir.

    Anadolu Selçukluları’na ait bir temlik beratında, seyyidlere yararlı olma ve iyilik etmenin şefaât vesilesi olacağı ifade edilmiştir. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat, Erzincan bölgesine gelerek orada yaşayan oymakların ileri gelenlerini bir araya toplamış ve İslâm dinini en iyi bilen kişilerin tespitini istemiştir.Yapılan araştırma ve seçilme sonucunda, Ehl-i Beyt sogunda olan

     seyyidlerin, daha ilimli, ahlâklı ve dini bilgileri yüksek olduğu görülmüştür. Bunun üzerine Sultan Alaaddin, İslâm’ın bu kişiler tarafından öğretilmesini istemiş, onlara Hz. Peygamber (sav) neslinden geldikleri için icâzetnâmeler vermiştir.

    Osmanlı Devleti kurucularından Ertuğrul Gâzi, Osman Gâzi, Orhan Gâzi ve devam eden padişahlar, Kur’ân’a bağlı, Ehl-i Beyt’e sevgi ve saygı içindeydiler.Orhan Gâzi,babası Osman Gâzi’nin mezarının üzerinde: “YA RABBİM! BİZİ ÂHİRET GÜNÜ EHL-İ BEYT’İN ŞEFAÂTİNDEN MAHRUM BIRAKMA VE ONLARI BİZDEN RAZI ET” DİYEREK , EHL-İ BEYT'E OLAN BAĞLILIĞINI DİLE GETİRMİŞTIR

    Osmanlı’da seyyidler ve şerifler için, “Nakîbü’l-Eşraflık” müessesesi vardı. İleri gelen Nakîb Efendi, Hz. Peygamber (sav)’in torunlarının işlerine bakar; neseplerini kayıt altına alır, doğumlarını ve vefatlarını deftere geçirir ve itibarlarını zaafa uğratacak hâl ve hareketten onları korur, İslâm edebine göre yaşamalarına özen gösterirdi. Çalışma imkânı olmayan ve muhtaç durumda olanlara da maaş bağlanır, vakıf ve imaretlerden

     pay verilir, vergiden muaf tutulurdu.

    Seyyid ve şeriflere verilen belgeye Siyadet Hücce-

    ti” denilirdi.İlk Nakîbü’l-Eşraflık, Yıldırım Bayezid zamanında kurulmuş, ilk vazifeye tayin edilen, Emir Sultan’ın talebelerinden,Hz. Peygamber (sav)’in neslinden Seyyid Ali Nâta bin Muhammed’dir.

    Bunlar devlet merkezinde bulunur, kendi konaklarında oturur ve mahiyetinde çalışanlar bulunurdu. Vazifeleri arasında, padişaha kılıç kuşatma ve kendilerine mahsus “Sancak-ı Şerif”itaşıma vardı. Padişah sefere gittiği zaman yanında Nakîb Efendi’yi, seyyid ve şerifleri de götürürdü. Savaş sırasında Sancak-ı Şerif altında seyyidler ve şerifler tekbir ve Salavât-ı Şerife getirirler ve duâlar okurlardı. Taşrada da yine Ehl-i Beyt soyundan Nakîbü’l-Eşraf kaymakamları olurdu.

     Seyyid ve şerifler için merkezde ve taşrada tutulan def-

     terlere “Secere-yi Tayyibe” denilirdi. Bu defterlere seyyid ve

      şeriflerin isimleri, Peygamber (sav)’e kadar uzanan silsileleri,

    evlatları ve ikametgâhları kaydedilirdi.

     “Lâ fetâ illâ Ali, lâ seyfe illâ Zülfikâr” metnindeki “fetâ”

     (yiğit) kelimesinden türetilmiş olan fütüvvet ve ahîlik (kardeşlik

    Anadolu’da esnaf ve sanatkârlar arasında kardeşliğin,

     sevgi ve hoşgörünün temelini oluşturur. Fütüvvet kelimesi,

     Hz.Ali (kv)’nin cesaret ve kahramanlığı kadar, onun ahlâk ve

     fazîletini de temsil etmektedir.

     Mevlânâ Hazretleri, Hz. Ali (kv)’nin yüzüne tüküren

     düşmanını affetmesini tasvîr ederken,fütüvvet ahlâkını uzun

     uzun açıklar. Mevlânâ Hazretleri, Hz. Ali (kv)’ye hücûm

    ettiği halde mağlûb olan,sonra da yüzüne tükürdüğü halde

     Ali (kv) tarafından affedilen düşmanın hayret psikolojisini,

     Yine onun dilinden şöyle ifade etmektedir: Hz. Ali (kv)’ye hitaben:

     Sendeki hilim kılıcı, canımızı kesti.Bilgi suyun da, tozumuzu

     ve toprağımızı temizledi.”

     

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen