• İNSAN ARIYORUM… ÇÜNKÜ İNSANI ÖZLÜYORUM…

    İNSAN ARIYORUM… ÇÜNKÜ İNSANI ÖZLÜYORUM…
    Nevzat NARÇİÇEK

    İNSAN ARIYORUM…

    ÇÜNKÜ İNSANI ÖZLÜYORUM…

     

    Bir insan özlüyorum…

    Yüreği insan olan, özlemek nedir bilen, sevmek nedir bilen, ağlamak nedir bilen, gülmek nedir bilen; insanın derdiyle dertlenen, sevinciyle sevinen hüznüyle hüzünlenen…

    Bir insan özlüyorum...

    Kıblesi doğruluk olan, samimiyet olan, riyasız olan, yalandan hileden akrepten kaçar gibi kaçan; sevdiğini yüreğiyle seven, gülüşü samimiyet kokan, ağlayışı insan için olan…

    Bir insan özlüyorum…

    Batılı hakikat göstermeyen, hileyi mücadele bilmeyen, hakkı gücü bilmeyen, zalime yoldaş mazluma zalim olmayan, yüzüne gülerken yüreği kin kusmayan, merhameti dilinde olmayan, tebessümü yapmacık olmayan…

    Bir insan özlüyorum işte…

    Adı idareci, adı memur, adı müdür, adı başkan, adı işçi, adı aşçı, adı çoban, adı doktor, adı mühendis, adı hamal, adı erkek, adı kadın…

    Adı insan olan işte…

    Vasfını unutmamış, fıtratını yitirmemiş, geldiği yeri ve gideceği yeri unutmamış bir insan özlüyorum…

    Amma bilirim ki özlemim sessiz bir çığlıktır. Hiçbir şekilde insana ulaşmayacak olan bir çığlık. Çünkü özlem dilsizdir, sessiz sedasız kopan bir fırtınadır. Yürekten ne söylenirse söylensin dil, dile getiremez, dile getirse bile duyulmaz. Zira dile gelen yüreğe sırt çevrilmiştir bir defa, tıpkı özlemin mahiyetinde yatan hikmet gibi…

    Onun için bilirim ki insana olan özlemim duyulmayan sessiz bir çığlıktır. Dedim ya insan özlüyorum adı idareci olan ama beni duymayan…

    Hak dediğimde “sahip olduğu gücü” anlayan olmuş idareci. Cesareti makamına kadar olmuş, hakka hak diyemeyen zalime “Ey zalim” diyemeyen hale gelmiş. Oysa “Ümmetimin, zalime “Ey Zalim!” demekten çekindiğini gördüğün zaman bil ki, onların sonu gelmiştir.” Fermanına muhatap olan insandı. Ancak bu insan bırak zalime “Ey zalim” demeyi, mazlumu unutup zalimle yoldaş oldu. Ve bu yoldaşlık ona insan olma vasfını unutturdu. Oysaki ne amaç buydu ne de olması gereken buydu…

    Dedim ya bir insan özlüyorum adı memur olan, adı müdür olan adı doktor olan adı o olan bu olan… Öyle bir insan adıydı ki bu, sadece burada ekip biçip gidecekti. Zira düsturu “Dünya ahretin tarlasıydı” burada ekecekti hâsılatı ahrette toplayacaktı. Amma öyle bir daldı ki bu dünyaya sanki hiç gitmeyecekmiş gibi, tarlasını ebedi yurdu yapmaya çalıştı. Dünyalık heybesini doldururken ahretten hâsılatını dolduruyor gibi davrandı. Oysa bu dünya geçiciydi bunu unuttu insan ve özlenen bir hal aldı.

    Dünyayı ebedi yurdu addedince hırsı arttı, sahip olduğu gücü hak zanneder oldu, gülüşleri yapmacık bir vaziyet aldı, sevdiğiyle dertlenmesi samimiyetten uzak bir hale geldi, merhameti zulme inkılâp etti, insana yönelişi menfaat endeksli oldu. Ve bundan dolayı benim yüreğimde insan özlemi bir volkan gibi oldu…

    Her şeye rağmen neticesiz olan ümitlerim içerisinde bir insan özlüyorum…

    Tebessümü yüreğinden olan, sevdiğini en içten seven; kulluğu insana, koltuğa, makama, paraya kısaca dünyaya olmayan bir insan özlüyorum. Bazen küçücük masum bir çocuğun gülüşlerinde yüreği kaybolan, bir gencin hüznüyle gözyaşı döken, hangi makamda olursa olsun yaşlı mahzun bir gönül ile gözyaşı dökebilen sıcacık bir insan özlüyorum. Öyle bir yüreğe sahip ki içinde insanlığı barındıran; isyanı zulme karşı olan, adalete sahip çıkmada bir Ömer timsali olan…

    Öyle bir yüreğe sahip ki özlediğim insan; dünyalığı elde ettiğinde şımarmaz, dünyalık elinden gittiğinde hüzne kapılmaz. Zira yüreği merhamete âşıktır, merhamete âşık olanın dünya kalbinde yük olmaz. Dünya ile hüzünlenir, sevinir amma bilir ki akıbette mazlum tebessüm edecek, zalim hüzne gark olacaktır. Böylesi bir yürek, özlediğim insanı ayakta tutar. Önüne çekilen her engel, maruz kaldığı her muamele ona “Hasbunallah ve Ni’mel Vekil” dedirtir. Artık bu insan öyle bir güce dayanmış ki, bu gücün sahibinin terazisi zerre şaşmaz. Bu terazi batılı hak göstermez, samimiyetsizliği görmemezlik yapmaz, riyayı ateş kıvılcımları gibi meydana döküverir. Ve bu terazi ak ile karayı bir güneş hakikati gibi ortaya serper. Ondandır ki neticesiz özlemlerim içerisinde ümit beslerim. Her şeye rağmen bilirim ki heybesinde; merhamet, samimiyet, sevgi, hüzün, gözyaşı, aşk, muhabbet olan insan bekaya taliptir. Bundandır ki insan olan insan, insana olan özlemini yüreğinde bir ömür taşısa da dünyanın fani yüzüne tenezzül edip heybesini değiştirmez. Çünkü o bekaya taliptir.

    EY İNSAN YÜREKLİ İNSAN SENİ ÖZLÜYORUM…

     

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen