• HAYY’DAN GELDİK HU’YA GİDERİZ

    HAYY’DAN GELDİK HU’YA GİDERİZ
    M.Mahir GÖZ

    HAYY’DAN GELDİK HU’YA GİDERİZ

     

    Değerli okurlar; uzun bir süredir sizlerle beraber olamadığım için affınıza sığınıyorum. Hayat gailesi, sorumluluklar derken ömür tıpkı zaman gibi akıp gidiyor. İnsanoğlu bu, her yoğunlukta öncelikle benliğini besleyen zevklerinden vazgeçiyor.

    Peki ne için?

    Ne için bugünü kaçırıyoruz?

    Oysa elimizdeki tek somut gerçek yaşadığımız an değil mi?!!

    Bizler ise geçmişin yüklerini, geleceğimize taşımakla meşgulüz.

    İş, güç, para, pul, siyaset, çevre, kariyer say sayabildiğin kadar… Sonu neresi?

    ‘‘Hööömmm’’ diyip düşünelim…

    Ha.yat kısa demiştik değil mi, çok kısa…

    Bilirsiniz yazılarımın neredeyse tümünde politik konuları ele alır; ABD şunu yaptı, AB şunu yapacak, Rusya kimi vuracak, hele bir de bu Ortadoğu’nun içler acısı hali ne olacak diye başladık mı sonu gelmezdi serencamın. Kimi zaman medeniyetlere, kimi zaman ülkelere, kimi zaman ırka ya da dinlere vurgu yapardım. En sonunda da iş yine gelir, insana dayanırdı. T. Hobbes’un ‘‘İnsan insanın kurdudur’’ (bizdeki deyimiyle insan çiğ süt emmiştir) lafına çokça atıf yapardım.

    İnsan, insan olmayı becerip, varlık sebebini yerine getirebilseydi, zaten dert neydi ki?

    Mesela insan, sevebilseydi… Önce kendini sevebilseydi… Ama ‘‘bencilce’’ değil, kendine verdiği sevgiyi, başkalarıyla paylaşabilmek için kendini sevebilseydi. Ve keşke her insan gerçek sevginin ne olduğunu ömründe bir defa yaşabilseydi… Mesela bir ‘‘kediyi’’ sadece sevmek için sevebilseydi…

    Mesela insan görebilseydi… Önce kendini görebilseydi… Ama at gözlükleriyle değil, kalp gözüyle özünü görebilseydi insan. Görebilseydi de sonra başkalarının kalbine dokunabilseydi. Hiçbir şey yapamıyorsa bile en azından karşısındakinin de insan olduğunu görebilseydi. Belki o bile yeterdi…

    Mesela insan anlayabilseydi… Önce kendini anlayabilseydi… Anlayabilseydi de sonra başkalarının hayatlarına onların gözünden bakabilseydi. Yargılamasaydı, sorgusuz sualsiz infazlarda bulunmasaydı. Sevdiğim bir söz vardır: ‘‘İnsan, yargılayıp kınadığı birinin düştüğü duruma düşmeden, Metuşelah’ın yaşına gelse bile ölmezmiş’’ (Hz Nuh’un dedesi olarak ifade edilen Metuşelah, 4.789 yıllık, ölümü unutan ağaç diye rivayet edilir). Yani kınamayın, bilip bilmeden yargılamayın…

    Mesela insan sabredebilseydi… Meyvenin bile bir olgunlaşma süresi varken keşke insan pişmeyi bekleyebilseydi. Toprağın bile bir nadası ihtiyacı varken, topraktan gelen insan gönlünü ve aklını nadasa yatırabilseydi. Yavaş yavaş, har har pişmeyi bilseydi insan, belki bu kadar yanmazdı. Ve yakmazdı…

    Mesela insan tutabilseydi...

    Neyi mi?

    Dilini, çünkü dil yarası hiç kolay kabuk bağlamıyor. Nasıl ki bıçak yarası her soğukta sızlıyorsa, dil yarası da her soğuklukta insanı sızlatıyor.

    Mesela insan durabilseydi… Öncelikle aynanın karşısındaki kendine bakarken dimdik durabilseydi. Durabilseydi ki gidenin önüne de dağ gibi bent olabilseydi.

    Mesela insan kalabilseydi… İnsan kendi kendine kalabilseydi. Kalabilseydi ki, kalmasını istediği şeyler onunla kalabilseydi. Ya da kimseler…

    Mesela insan kıymet bilseydi…

    Neyin mi?

    Aldığı nefesin, tuttuğu bir elin, gördüğü bir gülen gözün… Hatta duyduğu üzüntünün…

    Bu böyle uzar da gider… Her insan kendine birini pay eder de, gider…

    Velhasıl dostlarım, siz siz olun geç kalmayın… Keşkelere mahkum olmayın…

    Siz bugünün dünyasının elinden tutmazsanız, kimse sizin elinizden tutmaz.

    Öyle ya insan bir kere birine geç kalır ve bir daha kimse için acele etmezmiş…

     

    Su taşırken kalbur,

    file Susmak gerekirmiş dile

    Yazık... Geç kalmanın bile

    Geç’liğini geç anladım.

    (Abdurrahim Karakoç)

     

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen