• YOKSULLUK İNTİHAR SEBEBİ Mİ?

    YOKSULLUK İNTİHAR SEBEBİ Mİ?
    Mevlüt MERGEN

    SÖZÜN ÖZÜ

    Öz’ünden koptu insan sanki bakar kör oldu,

    Sinelerde vicdanın görüntüsü kayboldu.

    Umursanmıyor artık yoksulların ölümü,

    “Harakiri” ölümler harap etti gönlümü!..

    MM

     

    YOKSULLUK İNTİHAR SEBEBİ Mİ?

     

    Geçtiğimiz günlerde benzer üç olay oldu, birisi İstanbul Fatih’te dört, diğeri Antalya’da dört kişi, son olarak yine İstanbul’da üç kişi kaldıkları evlerde ölü bulundular, ölüm sebebi olarak ekonomik sıkıntı, yani yoksulluk olarak ön plana çıktı, bu her üç olay ciğer paralayıcıdır, yüreklerde derin üzüntü sebebidir, etkilenmemek mümkün değildir, üzerlerine gidilmesi ve benzer olayların yaşanmaması için tedbir alınması gereken olaylardır.

    İşsizlik sigortası bir tedbirdir, bu sigorta sisteminde daha önce çalıştığı halde işten çıkarılanlara belirli bir süre yardımcı olunmakta, sürenin bitiminde ise kişiye adeta “ne halin varsa gör” denilerek tamamen işsiz bırakılmaktadır, ekmeğin aslanın ağzından midesine indiği ve işsizlerin % 14’lere çıktığı bu zamanda iş bulmak öyle kolay değil, ekranlara yansıyan haberlere göre Antalya’daki aile 9 ay ev kirasını ödeyememiş ve evin tahliyesi istenmiş, bu aileye mutfak ve diğer masrafları karşılayamamanın verdiği sıkıntının çektirdiği acıyı tarif etmek mümkün değildir.

    Resmi rakamlara göre 5 milyona yakın, CHP’ye göre 8 milyon işsizin olduğu bir ülkede yaşıyoruz, yani beş milyona yakın ailede yoksulluk yaşanmaktadır, bu kanayan bir sosyal yaradır, acil vakadır, düşünmek gerek dört kişi için birden hayatına son vermek gerektiği düşünülüyor, düşünülen de yapılıyor, “benzer” olaylar olmaması için tedbir gereklidir diyoruz.

    Son olay üzerine harekete geçildiğini gördük, toplantılar, araştırmalar yapılacak ve belki de raporlar hazırlanacak, “sadre şifa” getirecek mi bütün bunlar göreceğiz gelecek zaman içinde.

    Asgari ücretle çalışanların sayısı ise işsizlerden iki kat fazladır, bu insanlar “yağmasa da damlar” kabilinden bir inançla işlerine sarılmakta, zorluklara katlanarak edindikleri iş ellerinden gitmesin istemektedirler, bunca insanın işsiz kalmasının birçok sebebi olmakla beraber kırsaldan şehirlere akım en başta gelen sebeptir, çünkü tarım ve hayvancılık giderek yok olmaya başladığı içindir ki “ithal et” yolu açılmış nasıl kesildikleri dahi bilinmeyen bu etler “helal mi, değil mi?” sorusuna cevap bulunmadan sofralarımızda yer almaya başlamıştır, alınan birçok tedbire rağmen insanlar köylerine dönmek istememektedirler, şehir hayatı çok daha cazip olarak görülmektedir.

    Şehir hayatı üretmeden tüketimi zorlayan bir hayat sistemidir, böyle olunca pahalılık kaçınılmaz oluyor ve insanlar ihtiyaçlarını gidermekte zorlanıyor ve “ekonomik sıkıntı” yaşanıyor, ekonomik sıkıntıyı aşmak ise hiç de kolay değil ve çareler aranıyor bunun için bulunan çare ise sözünü ettiğimiz olaylarda görüldüğü gibi maalesef “ölüm” oluyor, bu ölüm şekli ise normalin dışında genel olarak “hoş” karşılanmasa da “intihar” olarak kabul ediliyor.

    “İlahi” nizamda intihar “haram” yani yasaktır, çünkü bu nizamda “çaresizlik” diye bir kavram yoktur, “zekat” müessesesi bunun için vardır, cami kürsülerinde ve daha başka zeminlerde hep söylenen sözdür: “zenginler zekatlarını tam verseler bu ülkede yoksulluk kalmaz” nitekim bir ara Medine’de zenginler zekatlarını verecek kimseleri bulamamışlar, tabii “beşeri” kanunlarla ilahi kanun “bir” değildir.

    Mekke’li Müslümanlar Medine’ye hicret edince Medine’liler yani “ensar” kapılarını ve gönüllerini onlara açtılar, her şeylerini onlarla paylaştılar, bazı Mekke’liler ise “bana çarşıyı göster” diyerek çalışmanın yolunu tuttular, gerçek manada serbest piyasa oluştu, yoksulluk olmadı, hele intihar hiç olmadı, çünkü intihar cehalet eseri bir olaydır, yoksulluk karanlık ise onun ışığı “Allah” inancıdır, O‘na sığınan başka sığınacak kapı aramaz, aramamalıdır, ama kapıyı bazıları bir şekilde kapamış “anahtarı bendedir” demeye getirmişse, altından kalkılmayacak bir vebalin ve günahın altına girmişlerdir, çünkü yüce dinimiz bir beldede birileri açlıktan, yoksulluktan intihar ederek veya etmeyerek ölmüşse bu bir cinayettir ve bu cinayetin vebali, günahı o beldede bulunan herkesin sırtında kabul eder.

    Adım adım değil, fersah fersah uzaklaşmaktayız yüce dinimizden, birileri onu bize anlatıyor, anlattığını yaşamıyor ki dinleyenlere de etki etsin anlattıkları, “gemisini kurtaran kuptan” filmi hep vizyonda kalıyor ve ancak bilinmiyor, ya da idrak edilmiyor ki öyle bir geminin içindeyiz ki bu gemi işsizliğin, yoksulluğun dayanılmaz fırtınaları ile sarsılmakta ve batma emareleri göstermektedir ve hepimiz o geminin içindeyiz!..

    “Harakiri” Japonlara özgü bir intihar şeklidir, daha ziyade işinde, memuriyetinde başarılı olamamış olanların başvurduğudur “harakiri” yapmak, onaylamasak da sanki “saygı” duyulacak gibi bir duyguya kaptırıyor insanı, keşke diyoruz iş hayatında, memuriyetinde, bizim için “vekillik” hizmetinde “başarılı” olamayanlar harakiri yapmasalar da bıraksalar yaptıkları işi, memuriyeti “istifa” etseler, harakiri için aynı ifadeyi kullanamayız ama istifa için “erdemdir” diyebiliriz.

    Konuya dönecek olursak, aynı gemide herkesin ama herkesin birlikte batmasının tek sebebi vardır o da “bana ne?” sözüdür, kişi gemideki tehlikeyi görmez ve bigane kalırsa akıbetine razı olmak durumundadır, işsizlik nam-ı diğeri yoksulluk “sosyal” bir yara olduğu için acısı bir iki yazı ile geçiştirilemiyor, başta siyasetçiler ve yöneticiler olmak üzere herkes için “gündem” konusu olmalıdır, yarın ve daha başka günlerde de sürdürmek isteriz bu konuyu!..

    Selam ve dua ile.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen