• UZUN SOLUKLU TATİL BİTTİ GİBİ !.. – 4 –

    UZUN SOLUKLU TATİL BİTTİ GİBİ !.. – 4 –
    Mevlüt MERGEN

     

    YOL

    Ömür gibidir yollar, bitmez sanılır biter,

    Bir gün gelir denir ki: “yürüdüğün yol yeter”

    Yediğin ve içtiğin senin olur elbette,

    Her şeyin hesabını sorarlar kıyamette!..

    MM

     

    UZUN SOLUKLU TATİL BİTTİ GİBİ !.. – 4 –

     

    Çağımız insanı oturduğu yerden bile dünyanın her yanını izleyebiliyor, internette bir “tıklama” ile görmek istediği yerleri ve hakkındaki bilgileri hemen karşısında görüyor, buna rağmen turizm büyük bir sektör olarak dünyada büyük ilgi görüyor, bu ilgi daha ziyade yerinde yaşamak arzusundan doğuyor.

    Hafta boyunca bizim andığımız şehirler okurlarımızın bizden çok daha fazla bildiği şehirler olduğu için biz daha ziyade “özel” bir anlatım yolu seçtik, bu gün yine bu anlamda uzun soluklu tatile nokta koyacağımız Antalya’dan ziyade orada yaşadıklarımızı anlatmaya çalışacağız.

    Antalya her yıl giderek artan turist sayısı misali büyüyor, değişiyor, güzelleşiyor demeyeceğim çünkü zaten güzel bir şehir, nasıl ki Aydın için “zeytin kent” dediysek Antalya için de “çiçek kent” demeliyiz, evlerinin balkonlarından, cadde ve sokakları renk, renk çiçeklerle süslenmiş, parkları hakeza, çevresini saran dağları, ormanları ve denizini zaten yüce yaratıcı güzel yaratmış, insanlar bu güzelliklere hayran oldukları için bu şehre geliyorlar.

    Biz ise bu şehri gezmek, görmek arzumuzdan ziyade oradaki sevdiklerimizi görmek, hasret gidermek için yol yorgunluğunu cana minnet biliyoruz, sevdiklerimiz özellikle torunlarımız Fatih ve babası resmen (İstanbul diye isim bırakmış olsa da) Şevva’li, o dünya tatlısı torunu görmek yanaklarından öpmek için Antalya’da idik.

    Şevval dört yaşında ve her sabah uykunun en tatlı olduğu saatte uyandırılıyor ki “kreşe” gidecek, biz çocuklarımız büyüdüğü zamanlarda kreş falan olmadığı için bu yeni kültürün sanki yabancısı idik, Şevval’e: “kreş nasıl bir yer” diye sorduğumda dili bir çözüldü ve bir daha kapanmadı.

    O kadar güzel anlatınca bir sabah onunla gittim kapısında “ekolojik kreş” tabelası olan kreşe, gerçekten ekolojik, bahçesinde deyim yerinde ise “mini” bir hayvanat bahçesi bile var, Midilli atından, tavus kuşuna, pekin ördeklerine, yakışıklılığına tavukların yanında toz kondurmayan horozlara varıncaya kadar bir çok insan dostu mevcut, döşeme altı belediye başkanı plan ve projesinin sahibi, geleceğin büyüklerine de böylesi bir mekan yakışır elbette..

    Şevval “geri dönüşsün” diye evdeki kağıtları özel bir torbada biriktiriyor, çocuklar eğitildiğinde büyüklerden daha çok koruyorlar yaşadıkları çevreyi, kendisine: “ben de kreşe gelebilir miyim?” dediğimde: “dedeler kreşe gitmez!.. öyle ya dedeler kreş yerine “huzur evine” giderler, her yaşın gerektirdiği bir “ev” vardır mutlaka!

    Daha önceleri birkaç kez gittiğim Antalya’nın sanki görmedik yeri kalmamıştı, buna rağmen yine de çarşı pazarını gezmek, ufak tefek alış veriş yapmak fırsatını bulmuş oldum, D.Ü.’deki mesai arkadaşım “Celal Ergüç” emekli olunca bu şehre yerleşmiş, önceleri bize defalarca “gelmiyorsun” diye hep sitem ederdi, sağ olsun bir gününü bana feda etti, sanırım şu anda bana sitemlidir daha çok Antalya’da kalmadığım, onunla birlikte olmadığım için.

    Antalya’nın ünlü Murat paşa Camisinin çevresinde Celal Ergüç’le birlikte dolaştık, yorulduğum yerde benimle oturup dinlendi, sabah kahvaltısında birlikte olduk, burada fırınlar aynı zamanda sanki kahvaltı salonu gibi, lokantaya girercesine fırına giriliyor, çeşitli kahvaltılıklardan istekte bulunuluyor, çay ve başka bir içecekle kahvaltı yapılabiliyor.

    Celal Ergüç Antalyalı olmuş, hemşerilerini bulmuş, oturdukları mekanları öğrenmiş, “öğle yemeğin benden” dedi ve bir Diyarbakır’lının lokantasına götürdü, Diyarbakır’ın ünlü yemeği “mumbar” burada da ünlenmiş, kendi evimizde yapılmış gibi bir lezzetle yedik mumbarı lokantadan böyle sevinçli çıkarken yine hemşerilerimizin oturduğu kahvehanede üzüldük, bilmiyorum acaba bu insanlar Diyarbakır’ı unutmak için mi öylesine kendilerini kaptırmışlar önlerindeki “okey” masasındaki taşlara?

    Söyleşilerimizin başlığına”uzun soluklu tatil bitti gibi” dedik ya, çünkü gittiğimiz yerlerden ayrılmaya gönlümüz razı olmasa da ayaklarımız yine doğup büyüdüğümüz, sevdalandığımız Diyarbakır’a doğru yürümeye başladı, eli boş gelemezdik bu şehre, eli dolu gelmek içinde Antalya’dan bir şeyler getirmek gerekir diye düşündük ve “patlıcan reçeli” oldu tercihimiz, düşünebiliyor musunuz “acı patlıcan” burada tatlanmış ve reçel olmuş, buradaki sevdiklerimize, siz okurlarımıza kavuşmak üzere tercih ettiğimiz uçak şirketi bizim “yaşlı ve engelli” olduğumuzu görünce uçağa binmeden ayaklarımızı yerden kestiler, böylece rahat bir yolculuk yaparak buradaki evimize, sevdiklerimize, özelikle torunlarımız ve sevgili okurlarımıza kavuşmuş olduk.

     

    Yolculuğumuz bitmiş olsa da anlatacaklarımız bitmedi, yarın bir başka şekilde sürecek söyleşimiz, o şekli okurlarımız bilirler, nasıl ki “huylu huyundan” vaz geçmezse şa uğradığımız şehirlerde yazdığımız bazı şiirlerimizi okurlarımıza armağan edeceğiz, tabii ki inşaallah diyerek..

     

    Selam ve dua ile.

     

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen