• ŞEHRİMİN SESLERİ!1

    ŞEHRİMİN SESLERİ!1
    Mevlüt MERGEN

    ŞEHRİMİN SESLERİ DE DEĞİŞTİ!..

    Kalbin gıdası Kur'an, seherlerde okunur,

    Göz yaşı da katılsa o ses arş'ta duyulur!..

    Nur’u önce kalbimde, sonra kabrimde olsun,

    Mahşer gününe dek, ruhum böyle şad olsun!..

    MM

     

    ŞEHRİMİN SESLERİ!1

     

    Bazı sesler vardır ki günlük yaşantımız içinde ya farkına varırız, ya da önemsemez öyle geçer gideriz evimize, iş yerimize, bu sesler ya bir sokak satıcısından çıkan seslerdir, ya da duvarın bir köşesine çekilmiş gelip geçenlere bakan bir kedinin hırıltılı sesidir, “eskici” dediğimiz insanların sesini bazen duyarız, eğer ona verilecek bir eşyamız varsa küçük bir ücret karşılığı kurtuluruz o eskimiş giysiden.

    “Müdür beyin yeşil kürkü/yeni çıktı bu türkü” kabilinden semtimizde haftada bir kurulan pazar esnafının birbirine karışmış sesleri de kulaklarımızı tırmalar, “simit” kültürümüz değiştiğinden satıcılarının sesini pek duymayız, bu seslerin dışında trafikteki araçların korna sesleri “aşina” olmadığımız, ancak sanki duymak zorunda olduğunu sesler olduğunu belirttikten sonra “geçmişe dönüş” alışkanlığımızı sürdürelim ve görelim bakalım, geçmişte “aşinası” olduğumuz sesler neler idi?

    Mevsim ilkbahar günleridir ve küçelerde merhum "Tahsin Figançiçek" adeta figan etmektedir; “Kara höbür, kara höbür, hurma şekerdir, şürub-u halildir, leylası araptır haydi!..” bu sesi duyanlardan bazıları küçe kapısına çıkar “kara höbürcü hele gel!” derdi.. Biz yüreklerimize ve kulaklarımıza silinmesin diye kaydetmişiz bu sesleri..

    Esfel (Hevsel) bahçelerinin Diyarbekir'liye sunduğu sadece sebze değil, toprağındaki bereket ve lezzet eseri yetişen kaysı, haşhaş elma ve "şeftali" sinin tadını, lezzetini yiyenler bilir, şöyle çağrılırdı küçelerde: “Şeftali kum maliii... Bazen de şeftaliyi soyda ye, çekirdeğini toyda ye...” diye avaz avaz bağırırlardı.

    Sabahın erken saatleridir yine küçelerdeki seslerden: “Hışırtılar tırmalar kulakları" bu hışırtılar belediyenin temizlik işçisi kadınların küçeleri süpürürken ellerindeki “çalı” süpürgelerinden çıkan seslerdir, küçeyi silip süpürmüşler ve topladıkları “zibil”i bir kenara istiflemişlerdir ki bir saat sonra bir başka ses çınlayacak o küçede “çooop” diye, çöpçü gelmiş, beraberinde bir çeşit "damperli" merkebini de getirmiş ve küçe kapılarının “şak şak”ına dokunmuştur böylece..

    Kaydetme imkanımız olsaydı o zamanlar ne güzel sesleri vardı bu şehrin küçelerinden yansıyan: "datliii datliii" bir çocuk alabildiğince bağırır "datlici hele gel, anam senden datli alacağ...”

    Bir de bilinen bir gerçektir ki "Diyarbekir şairler şehridir" Seyyar satıcı çocuklar bile uyar şairlik geleneğine: "İstanbul kazan simidi, şimdi çıktı fırından, yağı damlar burnundan" derken.. "Datlici"yi çağıran çocuk gibi bir başka çocuk da simitçiyi çağırırdı: "simitçi simitçi bizim kapıya gel hele!.."

    Yüksek binaların yer aldığı sitelerde şimdi olmayan bir sestir, "Hadi dew hadi dew" diye bağıran başı "kofili" köylü kadının sesi, çünkü ayran artık "tuluğ"da (tulum) değil, makinelerde çalkalanıyor ve "hazır" olarak pet şişelerde satılıyor, hatta kocaman bir minibüsün üzerinde “ayranbulans” bile yazıyor.

    “Kuyu pakliyan, kuyu pakliyan" cıların avazı da yoktur bu şehrin sokaklarında, çünkü kuyu kalmamıştır ki pakliyanı da (temizleyeni) kalsın..

    Sütçü kadınlar vardı küçelerde"leben, leben!.." diye bağırırlardı da bazı hanımlar bunu "reben reben" şeklinde anlar ve "malamini bu kadının nesi var ki böyle reben reben diye bağırıyor" diyerek merhamet gösterisinde bulunurlardı...

    Hele, hele "odun kıran" bağırışları belki Diyarbekir'in semasına mutlaka aksetmiştir, araştırılırsa orada bulunabilir, "bir kerecik olsun şu ahir ömrümde duysa idim diye arzuluyorum "bulgur çekan bulgur çekan" seslerini ve küçe kapısına çıkıp çağırsaydım: "bulgur çekanlar bizim eve gelin" deseydim ve onlara bir kış boyu yiyeceğimiz bulgurumuzu, mercimeğimizi, döğmemizi (yarma) istediğimiz kıvamda çektirseydik bulgur çekme makinelerinde, çektikleri tahıllardan arta kalan kepeklerini anacığım yoğursaydı da gerçek "kepekli ekmek" yeseydim diye..

    Şimdilerde kürtçe konuşmalar daha da çoğalmış ve fakat küçük çocuklar kaldırımlarda ve ışıklarda yine su satıyorlar ve sadece "Su içeeen" diyorlar, hem de Türkçe olarak, Diyarbekir şehrinde Türkçe'nin en çok konuşulduğu günlerde şehrin sesleri arasında idi "awa buzi, awa buzi" nidaları, gerisini bilenler bilmeyenlere anlatsın, bu çocukları ve çağırışlarını ne kadar özledim bilemezsiniz?

    Selam ve dua ile.

     

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen