• SEÇİM ÖNCESİNDEYDİ SOĞAN VE PATATESİN EL YAKMASI!..

    SEÇİM ÖNCESİNDEYDİ SOĞAN VE PATATESİN EL YAKMASI!..
    Mevlüt MERGEN

    FIRSAT

     

    Kazanç düşkünü olan fırsatı kollar durur,

    Eline geçirince, halkı cebinden vurur.

    Yüzüne bakılmazken patatesle soğanın,

    Elinde “değer” buldu, insafsız kabzımalın!..

    MM

     

    SEÇİM ÖNCESİNDEYDİ SOĞAN VE PATATESİN EL YAKMASI!..

     

    “Spekülatörler” mesailerine hiç ara vermezler, müsait ortamı bulduğunda hemen ortaya çıkar ve maharetlerini gösterirler, nitekim 24 Haziran seçimleri öncesinde yine gösterdiler maharetlerini (!), önce “döviz” kurları üzerinde oynadılar oyunlarını ve her gün değil her saat, her saniyede arttırdılar doların, avronun ve altının değerini, kuyumcuların bir kısmı altın almak isteyen müşterilerine satış yaparken elindekini satmaya gelen müşterilerine “alım” yok dediler..

     

    Piyasa döviz ve altına şartlanmışken bir anda “patates ve kuru soğan” fiyatları anormal bir şekilde yükseltilerek devreye sokuldu, mutfakların temel gereksinimi olan bu iki sebzeye halkın eli uzanmaz oldu, bazen tanesini bir liradan sattılar patatesin, bazen soğanın ve sanki aşık Mahzuni: “Yiğit muhtaç olmuş acı soğana” derken bu günleri haber vermiş.

     

    Patatesle soğanın “lüks” sayıldığı günlerde bazıları dostlarını “bayram” ziyaretine giderken: “acaba çikolata yerine patates soğan mı götürsem?” merakına (!) girdiler, bir anda bu iki sebze “hediyelik” oldu, seçim arifesinde olduğu için hükümet bu iki maddenin ithalini bile düşündü, tıpkı “et” gibi, böylesi “yapay” pahalılıklar spekülatörler sayesinde her zaman yaşanır.

     

    Nitekim geçmiş zamanlarda da ikinci dünya “savaşı” yaşanırken birçok maddenin “kıt” olduğu görülmüş ve o yıllara “kıtlık” yılları denmiş, ekmek karne ile satıldığı halde yine ele geçmezmiş, nitekim bir dostum: “elimde karnem vardı kalabalığın arasında girdim ki ekmek alayım, çok sıkıştırılmıştım, ekmeğimi alıp çıktıktan sonra ceketimin bir kolunun koptuğunu gördüm” diyerek o yılları bize hatırlatmıştı.

     

    Yine o yıllarda “şeker” giderek azalmaya başlayınca kilosu “kırk” kuruşa çıkmış, eh çay da şekersiz içilmez, misafire de “çay” ikramı gerekir, o zaman misafirliğe geleceklere şu “ihtar” yapılırmış: “şeker çıktı kırka misafir gel korka korka” aradan çok zaman geçmez ve şeker fiyatları yükseldikçe yükselir ve “yüz” kuruş olur, o zaman şöyle denilirmiş misafirliğe gelmeyi düşünenlere: “şeker çıktı yüze, misafir gelme bize”

     

    Bu tekerlemeleri o zamanların yaşayanlarından dinlemişliğimiz var, Allah muhafaza şimdi bir savaş çıksa bu spekülatörlere gün doğar gün, eski zamanlarda insanlar “zor” günleri düşünür ve kilerlerinde az-çok zahirelerini bulundururlardı, günümüz insanı ise “gün” buluyor, “gün” yiyor, böyle olunca “savaş” kelimesini bile insan telaffuz etmekten çekiniyor.

     

    “Karaborsa” sözü, borsanın bodrumlarına gömüldü de şimdi spekülatör deniyor “vurguncu” takımına, bir zamanlar karaborsacılarla savaşmak için bir “milli koruma kanunu” bile çıkarılmıştı ki o zamanlar “fasulye kendini nimetten sayıyor” denirdi, sonradan “serbest piyasa” dendi ve bu günlere gelindi ve bu günlerde fasulye dahil her şey “nimet” olarak benimsenince “kur” belirlendi ki altın gibi, gümüş gibi gramla tartılıp fiyatları da onlar gibi “an be an” belirlene!..

     

    Selam ve dua ile.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen