• ÖMÜR UZAMAZ ANCAK!..

    ÖMÜR UZAMAZ ANCAK!..
    Mevlüt MERGEN

    SÖZÜN ÖZÜ

    Ezelde takdiri var, insanoğlu ömrünün,

    Ne uzar, ne kısalır, bir sonu var gününün.

    Ölmeye çok sebep var, ölmemeye sebep yok,

    Sağlıklı yaşamakla mutluluğa sebep çok!..

    MM

     

    ÖMÜR UZAMAZ ANCAK!..

     

    Kendisi de “fani” olan dünyamızda insanlar “ölümsüzlük” yollarını araştırıyorlar, sanki mümkünmüş gibi deneyler yapıyorlar, ilaçlar üretiyorlar ve fakat bir türlü başaramıyorlar, çünkü Rabbimiz “her nefsin ölümü mutlaka tadacağını” takdir etmiş, ilk insandan günümüze kadar bu kanun hükmünü her nefis üzerinde icra etmiş bundan böyle de edecektir, yani dünyamızda ölümsüzlük yoktur, bütün araştırmalar, deneyler, ilaçlar abesle iştigal etmekten ibarettir…

    Son iki yıl içinde iki defa ege bölgesine gittim, Aydın ve ilçelerinde şu ibareyi hep okudum: “uzun yaşanılan şehir” sanki insanlar o şehirde değil de başka şehirlerde yaşayanların ömürleri kısa olacak. böylesi bir “algı” oluşturuluyor, oysa ömrü uzatmak mümkün olmadığı gibi kısaltmak da mümkün değildir, ancak sağlıklı bir gıda politikası, temiz bir hava, deniz, orman gibi etkenlerin yanında gürültüsüz bir ortam sağlıklı bir yaşam için sebep olabilirler ama bunlarla ömür uzamaz, sadece sağlıklı yaşanılır…

    Bir de aksini düşünelim, kişi yemesine içmesine dikkat etmiyor, ne bulsa midesine gönderiyor, sigarasını tüttürüyor, bazısı rakısını da içiyor, temiz bir çevrede yaşamadığı gibi çevre kirliliğine kendisi adeta katkıda bulunuyor, birden fazla hastalıkla boğuşuyor ama ömrü kısalmıyor, sadece hastalıklarla boğuşarak ömrünü tamamlıyor.

    Sigara ve alkol ölüme sebep olabilirler, bağımlılarını doğrudan öldüremezler, kişinin sürünmesine, hastane kapılarından ayrılmamasına sebep olabilirler, çünkü “her ne denli çok yaşarsa bir kişi/akıbet ölmektir anın işi” hastanelerde günlerce değil, haftalarca aylarca “makineye bağlı” nice hastalar var, sayılı olan günleri ve nefesleri bitmedikçe “can emanetini” sahibine teslim etmiyorlar, hasta sahiplerinin doktorlara yetki vererek “fişini çekiniz” demesi, böylece ölüme sebep olması büyük bir vebaldir, çünkü “çıkmayan canda ümit vardır”

    Bazı zamanlar dile getiriyor ve geçmişteki günlük yaşantımızı anlatırken beslenmede kullandığımız gıdaların günümüzde de var gibi görünmesine rağmen aynı kaloriyi vermediklerini, hatta hastalanmamıza bile sebep olduklarını söylüyoruz, “bakliyat” ürünleri temel gıda maddeleri idi, bu gün bakliyat ürünleri var ama nedense aynı tadı ve aynı yararı sağlamıyorlar, hep misal olarak dile getirir ve “pirinç” deriz, nimette kusur bulmak yanlıştır ancak sanki “saman” tadı veriyor pişirildiğinde bu mübarek ürün, bizim severek tükettiğimiz Karacadağ pirinci “yeni mahsul” olarak piyasaya çıktı, görüntü aynı, bire üç su kaldırması da aynı tadı lezzeti aynı değil..

    Ömrü uzatmak için değil, sağlıklı bir ömür sürmek için insanoğlu araştırmalar yapmalıdır, her yerde deniz olmayabilir, orman olmayabilir ama temiz bir hava, temiz bir çevre olabilir, Diyarbekir’in tarihi evlerinde ağaç mutlaka vardı, avlunun bir köşesi bahçe idi, havuz bulunurdu ve Diyarbekir’li hanımlar sabah namazından sonra kapılarının önünü mutlaka siler süpürürlerdi, insanlar bu ortamda sağlıklı olarak yaşayacakları ömürlerini tamamlamış olurlardı…

    Varsın insanlar kendisi de üzerinde yaşayanlar gibi fani olan dünyada ölümsüzlüğü araştırsınlar, yalnız şuna dikkat etsinler dünya kurulduğundan bu yana hemen her şehirde, her kasabada ve her köyde mutlaka bir kabristan vardır ki bazı yerlerde birden çok daha fazladır, o insanlar da ölümsüzlük arzulamışlar ve fakat kendileri için ezelde hazırlanmış olan “ecel” şerbetini içerek ayrılmışlardır dünyamızdan.

    O şerbet ölüm meleğinin elindedir ve ölüm meleği kime içireceğini de bilmemektedir, ancak vakti saati geldiğinde kendisine verilen adrese götürecek içireceği kişinin sağlıklı veya hastalıklı olmasına bakmayacak “emr-i hak” vaki olacaktır, gerçek budur.

    Selam ve dua ile.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen