• NEYİ NE KADAR SEVİYORUZ?

    NEYİ NE KADAR SEVİYORUZ?
    Mevlüt MERGEN

    ÖN TEDBİR

    Öğüt ne yarar sağlar, testi kırıldı ise,

    Tedbir alınmalı ki hiç olmasın hadise.

    Öğüdün aslı cevher, değerini bilene,

    Öğüt küpe olmalı iş başına gelene!..

    MM

     

    NEYİ NE KADAR SEVİYORUZ?

     

    Gerçek manada “sevgisizliğin” kol gezdiği dünyamızda denebilir ki “sevgi enflasyonu” yaşanmaktadır, dünyayı ve içindekileri “çok” seviyoruz ki bunların en başında “madde” yani para geliyor, kadın, makam, kat, yat gibi kimine göre erişilmesi “güç” olan zenginlikleri seviyoruz, ancak “üç gün” olarak kabul ettiğimiz bu dünyanın ötesindeki ebedi “hayatı” ve onun içinde yaşanacak mutluluğu nedense sevmiyoruz.

    Açıklarsak; öte dünya hayatındaki mutluluğu sevmiyoruz, çünkü o hayat için “yatırım” yapmıyoruz, dünyadakiler için ”yatırım” uzmanlıkları varken, “borsa” harıl harıl çalışırken, her saniye, her dakika, her saat “başında “menkul” değerler ilan edilirken insanlar böylece ne kazandıklarını, ne yitirdiklerini anında bilirken öte alem “yatırım” hiç kimsenin hatırına gelmiyor.

    Bir yakınımız vefat ettiğinde onunla mezarlığa kadar gidiyor, ölümden ziyade ölenleri hatırlıyor, oradaki “bugün bana, yarın sana” tabelasını görmezlikten geliyor ve bizim de bir gün öleceğimizi hatırlamıyoruz, çünkü dünyayı ve içindekileri çok sevdiğimiz için ondan kopmak ve ayrılmak istemiyoruz.

    Evlenmenin, yuva kurmanın “en mutlu” getirisi olan çocuklarımızı, “istisnaların dışında” çok seviyoruz, onların dünyadaki geleceğini düşünüyor, bunun için gecemizi gündüzümüze katıyoruz, ancak onlarında bizim gibi bir gün bu hayata veda edeceğini, ebedi mutluluğun onlara da gerekeceğini aklımızın ucundan, kenarından bile geçirmiyoruz.

    O “istisnalar” yanlış anlaşılmasın yüreğinde acımanın zerresi bulunmayan bazı zalim analar ve babalardır ki yavrularını sokağa atıyor, ölüme dahi terk ediyorlar, sevindirici olan ise günümüzde sokaklarda yaşayan bazı canlılara karşı toplumda “duygusallık” akımı başlamış, sokak köpekleri, kediler ve daha başka canlılar için deyim yerinde ise “sevgi seli” başlatılmıştır, ancak bu hayvanlar bize bir şeyler söylemiyorlar mı, demiyorlar mı: “siz bizim karnımızı doyuruyor, sıcaktan ve soğuktan koruyorsunuz, biz de bu sevginize karşı size itaat ediyor ve sizi seviyoruz!..”

    Sevmek güzel şey değil mi? Peki bizi severek “en güze” biçimde yaratana karşı bizim sevgimiz, itaatimiz nasıl, o bizi günde beş kere huzuruna çağırırken, biz nereye yöneliyoruz, oysa “can dostu” dediğimiz kedimize, köpeğimize “gel” dediğimizde gelmezse ve bunu sürekli yaparsa ona karşı tutumumuz değişmiyor mu, değişiyor ve ona “nankör” veya “isyankar” diyoruz.

    “Misalde hata” olmadığı için biz bu misalleri verdik, “biz” derken de “öz eleştiri” yaptık, dünya bir sevgi tarlasıdır, tıpkı gönlümüz gibi, ancak o tarlaya herkes her istediğini ekemez, çünkü her toprak her ürüne elverişli olmaz, ancak gönlümüz öyle bir tarladır ki “yaratıcının” sevgisinden öte her sevgi için “el verişli” olmadığı halde biz gönül tarlamıza her türlü sevginin “tohumunu” ekiyor ve beklediğimiz ürünü vermeden “gönül tarlamız” elimizden alınıyor.

    Bir bilsek gönül tarlamıza biz daha dünyaya gelmeden bizi yaratan kendi sevgisinin tohumunu atmıştır, bize sadece o tohumu korumak kalmıştır, bunu becerebildiğimiz takdirde o tohumun vereceği ürünü yüce yaratıcının “cennet evinde” yiyecek ve onunla ebediyen gıdalanacağız. Bir bilsek, ah bir bilsek!..

    Selam ve dua ile.

     

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen