• MİLLETVEKİLİ ADAYLARI VE DİYABEKİR

    MİLLETVEKİLİ ADAYLARI VE DİYABEKİR
    Mevlüt MERGEN

    GÜÇ

    Birlikten dirlik doğar, dirlik ise huzurdur,

    Zafiyet sakatlıktır, sakat ise mazurdur..

    Tek bir “bünyedir” millet, gücünü hak’tan alır,

    Hak’ka bel bağlamayan ebedi “güçsüz” kalır..

    MM

     

    KONULAR ARASINDA!..

     

    MİLLETVEKİLİ ADAYLARI VE DİYABEKİR

    – YSK kesin aday listelerini resmi gazetede yayımlayarak geçen hafta resmileştirdi, deyim yerinde ise adaylar “sahaya” çıktılar, nitekim 1 Haziran Cuma günü AK Partinin yerel ve ulusal mensuplarıyla iftar sofrasında buluşması vardı, şu anda İstanbul milletvekili olan hemşerimiz Mehdi Eker kısa bir konuşma yaparak partisinin Diyarbakır adaylarını medyaya tanıttı.

     

    Daha önceki bir söyleşimizde de belirtmiştik, 12 adaydan ilk dört adayı yakından tanıdığımızı, isimlerini duyduğumuz halde göremediğimiz diğer adayları görmek fırsatı bulduk bu buluşmada, gördüğümüz kadarıyla hepsi “genç” simalardı, gönül arzu ediyor ki bu gençler kazanmaları halinde Diyarbekir için çok ama çok çalışarak “metal yorgunluğuna” ersinler, çünkü bu şehrin öylesine çok çalışılarak çözülecek meselesi var ki!..

     

    Deyim yerinde ise “doluydum” içimi boşaltmak istiyordum, ancak zaman ve zemin müsait değildi, yine de bir iki konuyu ayak üstü dile getirme imkanı buldum, Diyarbekir’i candan sevdiğine inandığım Sayın Mehdi Eker: “bizi arayacağını, anlattığımız konularla ilgileneceğini” söyledi, bundan da biz bir “Diyarbekir sevdalısı” olarak hoşnut olduk.

     

    “İstisnaları” ayrı tutarsak bizim siyasilerden “sıdkımız” yıllardır sıyrılmış, Sayın Mehdi Eker bu istisnaların başında gelir, çünkü geçmiş zamanlarda yaptığı hizmetlerle kendini kanıtlamış bir isimdir Mehdi Eker, ancak bir kişiden değil kazanmaları halinde hepsinden hizmet bekliyoruz, hizmet etmeleri halinde kazanan memleket olacak, dolayısıyla Diyarbekir olacak, beklentimiz ve ümidimiz bu yöndedir, hepsine başarı dileğimizi yineleyelim.

     

    ÜÇ GÜÇLÜ - Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sürekli dile getirdiğidir “güçlü hükümet, güçlü meclis, güçlü Türkiye” isteği, gerek kendisinin ve gerekse diğer adaylardan her birinin Cumhurbaşkanlığını kazanması halinde en çok gereksinim duyacağıdır “güçlü hükümet”, hükümeti güçlendirecek olan da şüphesiz “güçlü meclistir” meclis desteğinin olmaması halinde hükümetin güçsüzlüğü kaçınılmaz olur.

     

    Yeni döneme girilirken Meclisteki sandalye sayısı 550’den 600 çıktı, bunun için iktidara talip olan partinin hükümette etkin olabilmesi için mecliste üç yüzün üzerinde sandalyeye sahip olması gerekiyor, seçimlere katılan siyasi partiler ve Cumhurbaşkanı adayları stratejilerini bu gerçek üzerine kurdular.

     

    AK Parti MHP ile “Cumhur” ittifakını kurarak mecliste çoğunluğu sağlamaya çalışırken muhalefet ise “millet” ittifakı ile çoğunluğu elde edip Erdoğan’ın kazanması durumunda onun elini, kolunu bağlamanın hesaplarını yapıyor ve bu strateji üzerinde yürütüyor çalışmalarını…

     

    Ana muhalefet partisinin cumhurbaşkanı adayı “Muharrem İnce” şöyle dedi seçim kampanyasının başladığı ilk günlerde: “kazanamazsam Akşener’in yardımcısı olurum” bu sözleriyle İnce daha işin başında “havlu atmış” oldu, diğer adayların da kazanma ihtimalleri görülmüyor, ancak meydanlara çıkıp oy toplamak ve meclis aritmetiğini kendilerine çevirmek için çalışıyorlar.

     

    24 Haziran sonrası için en çok konuşulan ise İnce’nin kazanamaması halinde ne yapacağıdır, eğer partisinin oylarını yükseltebilirse CHP’nin Genel Başkanlığı için en güçlü isim olur, haliyle Kılıçdaroğlu’nun koltuğuna oturur, Kılıçdaroğlu ise koltuğunu bütün ısrarlarına rağmen İnce’ye terk etmemiş, ondan kurtuluş yolu olarak cumhurbaşkanlığın adaylığını onu överek desteklemişti.

     

    Gerek Muharrem İnce ve gerekse diğer muhalifler mevcut “parlamenter” sistemin devamından yana bir politika izliyorlar, oysa halk anayasaya “evet” diyerek bu sistemin değiştirilmesine “onay” vermiştir, yeniden halkın huzuruna çıkıp: “sen o zaman evet dedin ama bu yanlıştı, şimdi gel bu yanlışı düzelt” demek ciddiyetle ne kadar örtüşür?

     

    Halk ise atalarının “dereyi geçerken at değiştirilmez” sözünü unutacağa benzemiyor, Türkiye 24 Hazirandan itibaren “yeni döneme” girecek, referandum günlerinde haberi verilen yeni dönemin hayata geçirilişini ise onu savunanların eliyle görmek ister, çünkü dünya değişiyor, şartlar değişiyor ve fakat muhalefet değişmiyor.

     

    Selam ve dua ile.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen