• MARKET Mİ, PAZAR MI?

    MARKET Mİ, PAZAR MI?
    Mevlüt MERGEN

    HÜLASA-İ KELAM

    Keşke olsa herkesin bahçe, bağı, bostanı,

    Doyunca yerdi herkes, patatesle soğanı.

    Market ve pazarlarda hizmet ayağa gelir,

    Fiyatlar değişiktir feryat göğe yükselir.

    MM

     

    MARKET Mİ, PAZAR MI?

     

    Önce soruyu cevaplayalım: “Hem market, hem de pazar” niye mi, açıklayalım; önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gündeme getirdi ve ulusal medya, market ve pazar arasındaki fiyat farkını kıyaslamaya başladı, rakamlar haliyle birbirini tutmuyor ve aradaki fark “astronomik” rakamlarla kendini gösteriyordu, böyle olmamalıydı, aradaki “fiyat” farkı kaldırılmalıydı, çünkü toplum olarak bunu istiyoruz, markete ve pazara giden vatandaş “aldatılmış” olarak evine dönmemelidir diyoruz.

    AVM kültürüne geçtiğimiz günden bu güne hep sözü edilen o fark ile gelindi, anlaşılan bir kilo patlıcanın 19.90 liradan satılması bardağı taşıran “son damla” oldu, “yüzde seksen dört engelli” olmam hasebiyle nicedir “pazara” gidemiyor, yakınımızdaki bir marketten ihtiyaçlarımı temin etmeye çalışıyorum, geçenlerde telefonla fiyatları sorduğumda öğrendim, patlıcanın 18 lira olduğunu, ıspanağın 12 liradan satıldığını öğrenince vazgeçtim, yine eskiden beri alışa geldiğimiz “tahıl” yoluyla beslenme alışkanlığımızı sürdürmeye.

    Market mi, Pazar mı konusu gündemden hiç düşmeyen bir konudur, ne zaman ki dile getirilir ve arkasından “komisyonculuk” sistemi “sorgulanır” ve “hal yasası” konuşulur, ama nedense bir türlü çözülmez bu mesele, vatandaş markette aldığında yüksek ücret öderken pazardan “ucuz” alır ama aldığının bir kısmını çöpe döker, bir kısmını tenceresine aktarır.

    Bize göre bu meselenin çözümü için ne komisyoncular sorgulanmalı, ne de marketler suçlanmalıdır, çünkü “denetimsizlik” diye bir rahatlık sarmıştır her iki yerin esnafını, nitekim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Belediyeleri işaret ederek denetim mekanizmasının çalıştırılmasını istedi, göreceksiniz konu sıcaklığını korurken bir kaç göstermelik denetim yapılır ve sonra unutulur gider, yine eski hamam, eski tas..

    “Ucuz ise vardır bir illeti, pahalı ise vardır bir hikmeti” sözünü burada hatırlatmak gerekir, giyside ve diğer ürünlerde aranan “kalite” nedense gıda maddelerinde aranmaz ve “ucuz” olanı tercih edilir, bu şekilde insan sağlığı hiçe sayılmış olur, meselenin “çözümü” ise “denetim” mekanizmasının iyi çalıştırılmamasından geçer.

    Şunu hatırlatmak durumundayız ki, nüfusumuzun büyük çoğunluğunun tuzu “kuru” değil, haliyle ucuz olanı, hatta bazı zamanlarda “bozuk” olanı bile alıp evine götürür, çünkü buna mecburdur, bu mecburiyet bilindiği için piyasaya malın pardon “balın” bile bozuk olanı sürülür, peynirin yumurtanın ve diğer ürünlerin “son kullanma tarihi” geçmiş olanlar bile alıcı bulur.

    Neden çünkü “denetimsizlik” var da ondan, pazarları denetleyenler ihtimaldir: “pazar fakir fukaranın uğrak yeridir” diye düşünür, acıma duygusu ağır gelir de “göz yumar” oysa o yumulan göz, insan sağlığının hiçe sayılmasıdır, doğrudur, market ve pazarlarda birbirini tutmayan fiyat farkları vardır, bu bazı zamanlarda ”astronomik” dediğimiz rakamlardır, bu fark giderilmelidir, giderilirken de markette satılan ile pazarda satılan ürünün aynı fiyat ve aynı kalitede olmasına dikkat edilmelidir.

    Marketlerde olduğu gibi pazar yerlerinde de vatandaşa “seçme” hakkı tanınmalıdır, bu olmadığında pazardan aldığını eve götüren eşlerden her birine diğeri “gözün kör müydü?” demesin, kavga çıkmasın, eş şiddeti yaşanmasın.

    Cuma namazını müteakip bir markete yolum düştü, merak etmiştim acaba yumurtanın kolisi kaç lira diye, bir çok ürünün zerinde “kaçırma” diye yazılıydı, bilmiyorum yumurtanın üzerinde de böyle yazı var mıydı, ancak şu rakamı okudum bir koli yumurta 19.90, aynı gün bir peynirci esnafın yumurtanın kolisini 16 liradan gönderdiğini de belirtmeliyim, marketteki kasadarla sohbet ederken: “abi bundan böyle çocuklar karnıyarık yiyemeyecekler galiba” deyince kendisine: “üzülme görmediğimiz baş ağrısı değil, bu da geçer” diyerek teselli etmeye çalıştım..

    Küçük ve önemsiz görülen nice şey vardır ki, bir kıvılcım misaledir ve koca bir evi yakabilir, hatta koca bir ormanı kül edebilir, kaldı ki günümüzde “geçim sıkıntısı” çekilen hanelerin mutfaklarında “kıvılcım” değil “yangın” var yangın!..

    Selam ve dua ile.

     

    AŞK ŞARABI

    "Sevda" çeşmesinden sundu bir saki,

    "İç ama kendini kaybetme" dedi.

    Bir bardak şaraptan sordum: "No'laki?"

    "Dünya şarabına benzetme" dedi.

     

    "Şırası cennetin vahdet bağından,

    Bağbanı bir kul'dur, hem nur dağından,

    Kurtulmak istersen İblis ağından,

    Cahilin ettiğin sen etme" dedi.

     

    "Bilesin bu şarap sevgi iksiri,

    Temizler yürekten her türlü kiri,

    Kişi oldu ise nefsin esiri,

    Cennet ehli diye zan etme" dedi.

     

    "Resul ile ashab içti bu kaptan,

    Tesnim kaynağından, fağfur çanaktan,

    Bedir'in medhini oku kitaptan,

    Cümlesin kabul et, red etme" dedi.

     

    Dört büyük halife dört güzel kuldur,

    Onları sevmeyen aşktan yoksuldur,

    Nedamet tasın al, mağfiret doldur,

    Ehl-i beyt sevmezi yad etme" dedi.

     

    "Çeşme" İslam'dır, saki Muhammed (s.a.v.),

    İzini sürersen önünde cennet,

    Mergen, kendine gel, olma muhannet,

    Nar'a giden gitsin, sen gitme" dedi.

    MEVLÜT MERGEN

    Diyarbekir, 29.09.2014

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen