• İSTANBUL VE DİYARBEKİR’DE TARİHİ ÇEŞMELER!..

    İSTANBUL VE DİYARBEKİR’DE TARİHİ ÇEŞMELER!..
    Mevlüt MERGEN

    SÖZÜN ÖZÜ

    Boynu bükük kalmasın, kurumasın çeşmeler,

    Kana kana su içsin, susayan tüm garipler.

    Tarihi olanları korumalı tahripten,

    Bir zamanlar içerdik habeneden ve küpten!..

    MM

     

    İSTANBUL VE DİYARBEKİR’DE TARİHİ ÇEŞMELER!..

     

    Efsanevi anlatıma göre İstanbul ve Diyarbekir’i “baba ve oğlu Constaninüsler” kurmuş, acaba böyle olduğu için midir her iki şehrin benzer tarafları çok olmuş, bu benzerlikleri sıralamaya gerek yok, bir iki misal vererek yetinelim, tarihte her iki şehrin adı “Konstantiniyye” her iki şehirdeki “tarihi” mabetler İslam’dan önceki zamanlarda inşa edilmiş, yine her iki şehrin benzer “surları” var, konumuza dönecek olursak her iki şehirde de “tarihi” çeşmeler var, geçtiğimiz hafta içinde medya gündeme getirdi İstanbul’da “Mimar Sinan” imzalı bir çeşme bilmez kişiler tarafından “tahrip” edildiği için “restorasyona” alınmış, kültür varlıklarının böylece korunma altına alınması ne kadar güzeldir değil mi?

    Her iki şehrin benzer taraflarından biri de tarihi çeşmeleridir, sur içinde bir zamanlar neredeyse her mabedin yanında ve her sokakta bir çeşme yakın zamanlara kadar varlığını koruyordu, bunlardan bazıları “kuru çeşme” unvanını alsalar da hala ayakta duruyorlar, çoğunun suyu akmıyor.

    İçkale’deki “aslan-kaplan” çeşmesinin suyu sayın Valimizin direktifleri ile geçen yıl akmaya başladı, ancak Diyarbekir’de yine tarihi bir çeşme vardır ki deyim yerinde ise “boynu büküklüğünü” sürdürüyor, halk bu çeşmeye “Hatun kastalı” diyor, yakın zamanlara kadar musluklarından akan suyu içilirdi, restorasyonu dahi yapılmış bu kastal şu anda suyunun akıtılmasını ve çevresinin düzenlenmesini, sayın Valimizin ilgilenmesini bekliyor.

    Mardin kapısından köprüye ve hatta daha ötesine kadar her gün insanlar akın akın gidiyor, geziyor, yorulduğu yerde istiyor ki bu kastalın suyunu da içsin, yakın zamanlara kadar “Ben-u Sen” bahçe iken, yani “varoş” halini almamışken bu kastal kendinden istenen hizmeti verebiliyordu, şimdi yine o hizmeti vermek için sabırla bekliyor, Sayın Valimizin Diyarbekir kültürüne yakın hassasiyetini bildiğimiz için istiyoruz ki tıpkı “aslan-kaplan” çeşmesi gibi Hatun Kastalı da suya kavuşsun.

    İstanbul nasıl ki çeşmeleri ile ünlenmişse, Diyarbekir’de aynen öyle çeşme ve kastallarıyla ünlüdür, Fiskaya şelalesi denebilir ki tarihe karıştı, bir zamanlar şimdiki Ticaret odasının bulunduğu binanın bitişiğindeki “Hamidiye” çeşmesi de maalesef tarih oldu, ancak kurtarılabilecek, suyu akıtılabilecek o kadar çok çeşme var ki sur içinde, bunların tamamı belki ekonomik yönden ihya edilemez ancak bazıları ki başta “Hatun kastal” olmak üzere ihya edilebilir, hatta bir tanesinden Diyarbekir’in tadı ve hafifliği ile dillere destan olmuş “Hamravat” suyu bile akıtılabilir, Kocaeli’de görmüştüm şehir içinde bir çeşmenin üzerine “tarihi çene suyu” diye yazılmıştı, Diyarbekir’de neden böyle bir şey olmasın?

    Urfa Kapıdaki “Gülşeni” tekkesinin bitişiğindeki çeşme de yakın zamanlara kadar faal idi, “tahtalı kastal” yine öyle, Diyarbekir iklimi sıcak bir şehir olduğu için geçmişte çeşmelere çok önem verilmiş, hemen her caminin, mescidin, hamamların ve daha başka tarihi yapıların bitişiğine çeşmeler inşa edilmiştir.

    Yine bazalt taştan yapılmış tarihi bir çeşme de “Ukayl b. Ebi Talib” türbesinin duvarına bitişik bir halde suyunun akıtılacağı günü beklemektedir, beklemek güzeldir de beklentinin gerçekleştirilmesi çok daha güzeldir.

    Hatun kastal suya ne zaman kavuşur onu bilmeyiz, ancak bizim yazdığımız bir şiir Kültür Bakanlığı sanatçısı “Tanju Demirkol” tarafından Diyarbekir’lilerin sevdiği “Hüseyni” makamında bestelendi ve belki bugünlerde “solo” veya “koro” tarafından seslendirilecek, bu türkü şiiri bizim bu şehre ve dolayısıyla tarihi Hatun kastalımıza armağanımızdır;

     

    HATUN KASTAL TÜRKÜSÜ

    Bir kastal görmüşem bazalt taşından,

    Suyunu içmişem pahır (*) tasından,

    Bir sevdadır geldi geçti başımdan,

    Hatun kastal gül sevmeyen gülmesin,

     

    Vefasızlar senin suyun içmesin.

    Ben-u sen has’ını (*) sende yıkardım,

    Yar ile el ele köşke çıkardım,

    Aşkın çırasını sende yakardım,

     

    Hatun kastal gül sevmeyen gülmesin,

    Güzeli sevmeyen suyun içmesin.

    Kırk evliya varmış kırklar dağında,

    Efsane şemsiler yolun sağında,

     

    Menefşe, gül kokar esfel bağında,

    Hatun kastal gül sevmeyen gülmesin,

    Kültürün bilmeyen suyun içmesin.

    On gözlü köprüyü gelinler sever,

     

    Delilo-lorkeyi oynar güzeller,

    Ne güzel şenliktir Dicle’de fener,

    Hatun kastal gül sevmeyen gülmesin,

    Kadını inciten suyun içmesin!..

    MEVLÜT MERGEN

    Ankara, 17.09.2018

    (*) bakır tas, (*) has=marul

    Selam ve dua ile.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen