• GEÇMİŞTEKİ SADAKA KÜLTÜRÜMÜZ!..

    GEÇMİŞTEKİ SADAKA KÜLTÜRÜMÜZ!..
    Mevlüt MERGEN

    HÜLASA-İ KELAM

    Kaza bela olmasın, öne çıksın sadaka,

    Fakir gönlü şenlensin, dua şarttır mutlaka.

    Dua ile sadaka ayrılmayan ikili,

    Cömertlerin ağacı cennetlerde dikili.

    MM

     

    GEÇMİŞTEKİ SADAKA KÜLTÜRÜMÜZ!..

     

    “Diyarbakır’da maddi açıdan yeterli vakıfların büyük bir kısmında halka yemek dağıtıldığı, küçük vakıfların bir kısmında ise, bu işin Cuma ve bayram günlerinde yapıldığı görülmekteydi.. “ - Alpay Bizbirlik –

    “Huylu huyundan vazgeçmez” derler ya, bizimki de o hesap,geçmişte bıraktığımız bazı kültürel zenginliklerimizin bugüne taşındığını görüyor,taşınmayanların ise hiç olmazsa bilinmesini arzuluyoruz, bu arzumuzu ise bazı zamanlarda kendi imzamızı taşıyan kitaplarımızdan alıntılar yaparak gerçekleştirmeye çalışıyoruz tıpkı şimdi okuyacağını “geçmişteki sadaka kültürümüz” söyleşimiz gibi.

    “Diyarbekir’li gözü, gönlü tok insandır.. Komşusu aç iken kendisi uyumayandır.. Bunun içindir ki, vakıflarda, tekkelerde yemek çıkartmış, insanların el açmalarına meydan vermemiştir, eğer kişi dilencilik yapacaksa, inandığı yüce dinini buna alet etmez, insanları zora da sokmaz.. ya ne derdi acaba birisinden yardım, yada sadaka isteyeceği zaman: “Başın, gözün sadakası olsun” yani vereceği para, yada eşya, sana gelmesi muhtemel bir kazayı, belayı önlesin, başın gözün sağlam ve sağlıklı olsun..

    Ve Diyarbekir’li her vesile ile sadaka verirdi.. Yola çıkarken, evine döndüğünde, sabahleyin iş başı yaparken, akşam dükkanını kapatıp evine dönerken yolunun üstündeki fakirleri boş geçmez, az veya çok sadakasının verirdi..

    Gördüğü rüyanın sadakasını bile verirdi Diyarbekir’li.. Eğer rüya hayırlı ve güzel bir rüya ise “teşekkür” niyetiyle, değilse “ kazayı belayı önlemesi” amacıyla sadakasını verdi..Cebinde parası yoksa bile o, güler yüzlü olmayı sadaka bilir, insanlara iyilik yapmayı da sadaka kabul ederdi..Kesinlikle yerlerde bir ekmek parçası görse kaldırır, öper ya yerdi, ya ada bir duvar boşluğuna bırakırdı ki oradan bir başka canlı yesin de sebeplensin isterdi. . Zaten o ekmeği asla yere atmazdı. “nimetin” kadrü kıymetini bilirdi..

    Vakıflar kurarken, o güzelliğin devamlı olması için de mutlaka bazı taşınmazları hibe ederdi ki onun geliriyle o müessese ayakta durabilsin, hayırlı hizmetlerini sürdürebilsin.. Nitekim, “Sahabe Abdurrahman” bahsinde gördük ki bazı evler Örfizade tekkesine vakfedilmiş.. Ulu caminin kitabelerinde vardır, yaz aylarında buz alınıp insanlara soğuk su verilmesi için Melik Ahmet Caddesinde bazı dükkanların vakfedilip bunların gelirinin belirtilen amaç doğrultusunda kullanılması..

    Diyarbekir’li yalnız bu şehirdeki hayır kurumlarını düşünmez.. Çok uzaklardaki müesseselerin bile ayakta durmasını sağlamak için vakfederdi.. Nitekim bizim sur içinde üzerimize çökmek üzere olan tarihi evimizi yıkıp yerine yenisini yapacak olan müteahhit tapudaki “Güneyi Kuds-i Şerif vakfı” ibaresinden evimizin bir vakıf malı olduğu manasını çıkarınca yapmaktan vaz geçmişti. Ancak kendisin hangi yönünde nelerin bulunduğu belirtilmiş, o sözü edilen yer evimizin kıble tarafındaki harabedir demiştik de hele başlamıştı inşaata..

    Sadakanın faziletine ve manevi getirisine inanan Diyarbekir’li bazen okuduğu “ayetlerden” de aynı neticeyi alır.. Evinden çıkarken “ayet’el kürsi’yi” okumadan çıkmaz..Zekatını öderken titizdir, fitresinde gösterdiği hassasiyet dikkat çekicidir.. Şehrin büyük bölümünün “Şafii” olması fitrelerin bu mezhebe göre verilmesini gerektirdiği için, fitre alacak kişilerin ellerinde tuttukları torba içinde mutlaka belli bir miktarda “buğday” vardır.. ki, bununla fitre “hoş” edilecektir.:Fitre veren kaç kişi için veriyorsa mutlaka onların isimlerini sayarak ayrı, ayrı verecektir.. Bunun içinde o buğday tekrar, tekrar alınır ve fitre olarak verilirdi..”İskat” merasimi gibi olurdu bu fitre merasimleri.. Sonunda ise bir fatiha üç ihlas okurdu Diyarbekir’li fitre merasimini noktalarken..Günümüze baktığımızda artık bu kültüründe unutulduğunu görüyoruz.”

    Sadaka kültürümüz şekil değiştirmiş olsa da “ecir” yönünden aynıdır, inanç yönünden aynıdır, yalnız sadaka isteyenler haliyle aynı değildir, günümüzde yasal olarak dilencilik yapanlara belediyeler Mani olmaya çalışsalar da bunda muvaffak olamıyorlar, çoğu Suriye’li olan dilencilerin kullandıkları yöntem aynıdır, küçük çocukları alet ediyorlar para toplama işlerine, cami kapılarında, kaldırımlarda, ışıklarda bunları her zaman görmek mümkün..

    Sadaka için bir Allah dostunun şu sözü ne kadar güzeldir: “Onlar bizim postacılarımızıdır, ya da kargocularımızdır, bizim malımızı öte aleme taşıyorlar” Söyleşimizi noktalamak isterken şöyle dua ederiz. Allah hiç bir kulu kula muhtaç etmesin, hele bir toplumu, bir milleti başka toplumlara, başka milletlere hiç muhtaç etmesin!..

     

    BİR SEHER VAKTİ

    - Kendime -

    Kuş yuvadan uçmamışken,

    “Uyandım” de, nida eyle.

    Güneş cama vurmamışken,

    Namazını eda eyle.

     

    Seher vakti uyku hoştur,

    Düşünürsen sanki boş’tur,

    Ayağını Hak’ka koştur,

    Rahatını feda eyle.

     

    Kim bulmuş ki bu rahatı?

    Alıp gitmiş ecel atı,

    Dinler isen nasihatı,

    Nefsi tenden cüda eyle.

     

    Her namazı son diye kıl,

    Deli olma ara akıl,

    Şol kervana sen de katıl,

    “Nadim”lerle dua eyle.

     

    Bilesin ki vakit dardır,

    Ömür zaten şu kadardır,

    İsrafil’e emir vardır,

    Hazır dursun sur’da öyle.

     

    Dünya dahi biter bir gün,

    İblis od’a olur sürgün,

    Zaman “cevher” öldürdüğün,

    Deme sakın “ moda” öyle.

     

    O alemde sorulursun,

    Cevabında yorulursun,

    Ettiğini tez bulursun,

    Ne edersen burda eyle.

     

    Orda seni bilen olmaz,

    Gözyaşını silen olmaz,

    Bu söz doğru yalan olmaz,

    Torpil yoktur orda öyle.

     

    Allah!.. Allah!.. Desin dilin,

    Parıldasın kalp kandilin,

    Islak olsun aşk mendilin,

    Tövbe diye seda eyle!..

     

    Mergen derki seherlerde,

    Derman aranır derde,

    Umut ise peygamberde,

    Tek o kalmaz “zorda” öyle..

    Diyarbekir, 04.04.2009

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen