• DİYARBEKİR VE İMSAKİYE KÜLTÜRÜ!..

    DİYARBEKİR VE İMSAKİYE KÜLTÜRÜ!..
    Mevlüt MERGEN

    SÖZÜN ÖZÜ

    İmsak ile iftarı, onunla öğrenirdik,

    Sahuru da yer yemez, yine niyetlenirdik.

    Fitre miktarı dahi onunla bilinirdi,

    Sadakalar yoksula her zaman verilirdi!..

    MM

     

    DİYARBEKİR VE İMSAKİYE KÜLTÜRÜ!..

     

    On bir ayın sultanı mübarek Ramazan ayına 36 gün sonra kavuşacağımızın sevinci günlerce öteden girdi yüreklerimize..

    Daha şimdiden O’na kavuşmanın ve dolayısıyla karşılamanın hazırlığı içindeyiz..

    Geçmiş günlerde olsa idi, maddi ve manevi bir temizlik görülürdü hanelerde, bugün manevi temizlik yaşansa da maddi temizlik dediğimiz mutfaklarda kullandığımız kap kacağını gözden geçirilmesi, kalaylanmak üzere kalaycıya götürülmesi pek görülmüyor.

    Bugün artık mutfaklarda bakırın hemen hiçbir çeşidi yer almıyor “dolaplarda” zaten bugünkü buz dolapları da o günlerin “telli dolapları” değil.

    Porselen, çelik, cam ve plastik eşyalar kullanılıyor mutfaklarımızda ve burada hazırlanıyor soframıza gelecek olan yemekler..

    Söz geçmiş günlerden açıldı, sürdürelim o günleri, sürdürelim de bazı yanlışları, hataları, hatta günahları işlemesin bugünün insanları..

    Bu yanlışlar, hatalar ve hatta günahlar günümüzde belki bir çok şekilde işleniyordur ama, biz sadece “imsakiye” üzerinde duracağız, zira bizim görüşümüze göre bugünkü imsakiye kültürü bu yanlışların, hataların ve günahın üzerinde gelişiyor, onu anlatmaya çalışacağız.

    Önce geçmişe dönelim ve o günleri bizim yaşıtlarımıza da hatırlatmış olalım, Ramazan ayında “Vakit” ler önemlidir, hangi saat imsaktır, hangi saat iftar?

    Gerçi “top” atışları vardı ama, bunun bir de saatlerle tayini ve bilinmesi gerekir, yine gerçi hemen her evde yada her namaz kılanda bir “devr-i daim cetveli” vardı ama, bu herkeste yoktur, olmayanlara kolaylık olsun diye de “İl müftülüğü”nde görevli “Molla Zahit Aydın” yüklenir ve hazırlardı o yılın imsakiyesini..

    Matbaalardan ziyade yerel gazeteler müftülüğe gider bir nüsha alırdı, daktiloda pelür kağıt üzerine yazılmış o imsakiye cetvelini matbaasında dizgisini yaptırır ve ay boyunca gazetede yayınlardı, tabii bu arada matbaalarda imsakiyenin klişe misali “kalıbı” hazırlanır ve bastırıp çoğaltmak isteyenler için bulundururdu..

    “Hayır olsun, sevabına erelim” niyetiyle esnaftan bazıları da çoğaltmak için matbaalara baş vurur ve yeterince bastırırlardı, bazısı ne kendisinin nede dükkanının adını yazdırmaz, bazısı da reklamını yaptırarak bir taşla iki kuş vurmaya çalışırdı.

    Çoğunluk reklamını yazdırmaktan çekinirdi ismini , adresini imsakiye üzerinde bastırmaya, çünkü sevabına ermek onlar için çok daha önemliydi..

    Bu imsakiyeler “Vasati” ve “Ezani” olmak üzere iki saat sistemine göre hazırlanırdı, çünkü “cep saatleri” yeleklerinin cebinde olanların saatleri “ezani” vakte göre idi de kol saati taşıyanların “vasati” idi, yani alaturka değil, alafranga idi.

    Fitre miktarları para olarak değil de, arpa, buğday, üzüm gibi tahıl maddelerinden belli gramlarda ödenirdi, para tutarını ise (fitre miktarları bayrama yakın müftülükçe ilan edilecektir) şeklinde bir duyuru ile imsakiyenin en altına yazılarak belirtilirdi..

    Şimdi gelelim günümüze, yanlış, hata ve günah dediğimiz uygulamaya!..

    Önce şunu soralım, günümüzde vakitler sadece imsakiyelerle mi belirtiliyor?

    Gazetelerin üçüncü sayfalarında yok mudur günlük “imsakiye”, minarelerden havalı hoparlörlerden beş kez ezan sesi duyulmuyor mu, radyolar ve televizyonlar düzenledikleri programlarında” il, il belirtmiyorlar mı imsak ve iftar saatlerini?

    Cep telefonlarında bile duyurusu yapılmıyor mu vakitlerin?

    Ama olsun bunca zenginliğe rağmen illa da birileri matbaalara gidecek ve “imsakiye” basılması için sipariş verecek, olabilir buna karşı çıkılmaz,

    Karşı çıkılmaz da şu sorular cevabını bekler:

    Bastırılan imsakiyelerin üzerindeki aslı harfleriyle yazılmış, gümüş ve altın yaldızlı o mübarek ayet ve hadisler yarın oruç bittiğinde yerlere atılmayacak mıdır? Bunu ne basan matbaa garanti edebilir, ne de dükkanının, firmasının adını üzerine yazdıranlar?

    Yıllardır bu konuyu bu sütunda dile getire, getire kalemimizde tüy bitti desek yeri var..

    Bir uyarı dahi yazılmıyor (Dikkat imsakiye yerlere atılmasın, üzerinde ayet ve hadis yazılıdır) şeklinde..

    Varsa yoksa reklam, tamam reklam hoştur, güzeldir, ticaretin artmasına vesiledir ama, neden dini ticari amacımız için kullanıyoruz, ona gereken saygıyı göstermiyor, bu yanlışı, bu hatayı ve bu günahı işliyoruz?

    Şimdi bazıları soracaklardır; “sana mı kaldı bu iş?” neylersiniz, yıllardır sessiz kalan ilgilileri ve yetkilileri gördükten sonra anladık ki bu iş bize kalmıştır, çünkü biz dinimizin ticarete alet edilmesinden hoşlanmıyoruz, Rabbimizin adının yerlere atılmasından rahatsızlık duyuyoruz, sevgili peygamberimizin adının ve sözlerinin ayaklar altında çiğnenmesinden utanıyor ve haya ediyoruz ve yarın huzuruna varırsak “Ancak bu kadarını yapabildik ya Resulullah (s.a.v)” demeye hazırlanıyoruz..

    Selam ve dua ile.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen