• DİYARBEKİR ÖZLEMİ VE!..

    DİYARBEKİR ÖZLEMİ VE!..
    Mevlüt MERGEN

    SÖZÜN ÖZÜ

    Bir an olsun nedamet duymadık günahlara,

    Kalbimiz katılaştı yer vermedik ah’lara!..

    Ölenleri gördükçe sandık ki biz ölmeyiz,

    Şu yanlışa sarıldık toprağa gömülmeyiz!..

    MM

     

    DİYARBEKİR ÖZLEMİ VE!..

     

    Sizleri bilmem ama, ben bu şehirden dışarıya çıkmaya başladım mı ona özlem duymaktan kendimi alamıyorum, çoğu insanın gitmeye can attığı ve fırsatını bulduğunda gittiği Antalya’da denize karşı, dalgaların suları okşadığı, rüzgarın yaprakları rahat bırakmadığı bir ortamda kendimi bulsam Diyarbekiri’ kaybetmişim gibi bir duygu kaplıyor içimi ve “tekrar ne zaman dönebilirim?” sorusuna cevap arıyorum, yanımdakiler “tadını çıkar” dediklerinde “tadı yok ki!..” diyorum…

    Nasıl ki insanlar birbirine benzemiyor şehirlerin tabii, yani coğrafi yapıları da öyle birbirine benzemiyor, kimi kurak, hatta çöl, kimi denizin tadını çıkarmakla meşgul, Diyarbekir sıcak ama kurak değil, çeşmelerimizden akıp giden suyu oralarda insanlar kocaman paralar ödeyerek alıp içebiliyorlar, “damacanalar” dolup dolup boşalıyor ve siz suya sanki hasret kalıyorsunuz içine de Diyarbekir özlemini katıyorsunuz..

    “Güzel kusursuz olmaz” demişler, denizimiz yok lakin Dicle nehrimiz var, dağ desen Karacadağ yanı başımızda, sıcaklık kusur sayılırsa eğer Antalya’nın sıcağı kavurucu, nem ise ayrı dert, elbisenizi giyerken zorlanıyor ve bu şehrin nemsiz sıcağını özlüyorsunuz, sözlerimi belki bazıları yanlış anlayacak ama ben hangi ortamda olursam olayım yine de bu şehri özlerim..

    Bazı Diyarbekir’li dostlarla Antalya’da buluşmak nasip oldu, acaba onlarda benim gibi Diyarbekir özlemi içindeler mi diye meraklanmıştım ki biraz konuşunca merakımın “boş” olduğunu anladım çünkü hayatlarından çok memnun idiler ve bir daha geri gelmek diye bir şey akıllarından geçmiyordu.

    Oysa bülbülü altın kafese koyduklarında “ah vatanım” dememiş mi, Diyarbekir’den bir vesile, ya da bir bahane ile çekip gidenler altından kafesten kaçıp gittiklerini fark edemiyorlar mı?

    Ben bu duyguları İstanbul’a gittiğimde, oradan İzmir’e döndüğümde, daha sonra Aydın’a vardığımda hep yüreğimde taşıdım, markette su alıp eve götürürken çocukluk zamanlarımı hatırladım “bir zamanlar evimizin suyunu yakınımızdaki kastaldan alırdık ama para vermezdik” diye düşündüm, çünkü su ebildi, dükkanların önünde kocaman küpler bulundurulurdu ki susayanlar üzerindeki bakır tası alıp musluğundan doldurarak kana kana içsinler diye.

    Bu şehir özlenecek şehirdik, çünkü geçmişte yaşanan kültürünün bir kısmı unutulmuş olsa bile hala yaşayan kültürüyle sevilen ve özlenen bir şehirdir, lokantasına vardığınızda önce gözünüzü doyururlar masanıza yaptıkları yeşillik servisiyle, sonra bir “porsiyonu” bile bitiremezsiniz, bir kahvaltıcı dükkanında bile birkaç kişiyi doyuracak kadar tabak bırakılır insanların önüne..

    Gönül arzu eder ki, bu şehri bırakıp gidenler mal varlıklarını gittikleri yerlerde çoğaltanlar, geri dönseler de bu şehri herkes için özlenen bir şehir haline getirseler de sosyal medyada “ah Diyarbekir, vah Diyarbekir” demeseler, çünkü bu şehrin onların üzerinde ödenmesi zor hakları vardır, içinde doğup büyüdükleri için şehirler insanların anası gibidir, ana hakkı se ödenemez bir haktır.

    Biz böyle düşünüyor, böyle inanıyor, böyle yazıyor ve böyle yaşıyoruz, sözlerimizi bazıları doğru bulmayabilirler, “doğduğum yer değil, doyduğum yer vatanımdır” diyebilirler, her şeye rağmen sözlerimizi yabana atmasınlar ve “doğru söylersin ama!..” desinler ve O “ama”yı bize değil başkalarına izah etmeye çalışsınlar!..

    Selam ve dua ile.

     

     

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen