• DİYARBEKİR GERÇEK GÜL ŞEHRİYDİ!..

    DİYARBEKİR GERÇEK GÜL ŞEHRİYDİ!..
    Mevlüt MERGEN

     

    SÖZÜN ÖZÜ

    Resulün simgesidir has bahçemde açan gül,

    Selat-ü selam okur güle sevdalı bülbül.

    Peygamber sevgisidir gülü değerli kılan,

    O’na erişmez asla ne menekşe, ne reyhan!..

    MM

     

    DİYARBEKİR GERÇEK GÜL ŞEHRİYDİ!..

     

    Önce Diyarbekir’i bir bilim adamından, üstelik bu şehirde belediye başkanlığı yapmış olan birinden bu şehri kısaca nasıl anlamış ve anlatmış okuyarak esas konuya geçelim:

    “…Binlerce yılın tarihi mirasını, sayısız kültür ve medeniyetlerin iz ve mührünü taşıyan kentsel dokumuzda geçmişten kopmaksızın süregelen izleri taşıyan bir kentte yaşıyor olmak bir ayrıcalıktır..”

    - Prof. Dr. Ahmet Bilgin -

    “Askerlik hatıraları nedense hiç unutulmuyor..Hele bu yaşadığınız şehirle ilgili ise hatırladıklarınız.. 1965 yılı.. Isparta’dayım.. O güne kadar il dışına pek çıkmışlığım yok.. Dünyayı Diyarbekir’den ibaretmiş gibi bir zannın içindeyim..Bu duygular içinde Isparta caddelerinde dolaşıyorum.

    Mevsim kıştır ve Ocak ayının son günleridir.. Etrafa dikkatle bakıyor ve gördüklerimi hafızama kaydetmeye çalışıyorum..Bazı evlerin balkonlarından dışarıya sarkıtılan halılar gözüme ilişiyor ve bir tanesi var k, beni alıp oradan Diyarbekir’e götürüyor adeta.. O halının üzerinde kocaman bir kırmızı gül deseni işlenmiş. Ve sonradan öğreniyorum ki, Isparta’da gül bahçeleri değil, adeta gül tarlaları var..Sanki “gül alıp, gül satıyorlar”

    Yıllar sonra tekrar bu şehre gidiyor ve görüyorum ki “gülcülük” bu şehirde sanayileşmiş. Gülden ne imal edilebilecekse hepsini yapıyorlar..Reçelinden sabununa, parfümüne kadar..Isparta’ya haset etmiyorum, ama gıpta etmekten de kendimi alamıyorum..

    Çünküüü.. Bir zamanlar Diyarbekir’de de gül vardı, gülcülük vardı..Gülün her çeşidini yetiştirirdi Diyarbekir’li, bir başka memlekette bir gül çeşidinin varlığını duymuş olsa idi, ne yapar, ne eder onu getirtirdi. Diyarbekir’li, evinde, bağında, bahçesinde yetiştirirdi. Böylesine de meraklısıydı gülün her çeşidine “gülüm” Diyarbekir’li..

    Gazi köşkünün o güzelim merdivenlerinden yukarıya ayağımızı bastığımızda yerlerde bazı tabelalar görürdük..Bir tanesinin yazısı: “Dokunmayın çiçeklere, yazık olur emeklere” çiçek sevgisinin içinde şiir tutkusunu da görürdünüz bu levhalarda.. Kim bilir belki o zaman içime düşmüştür şiire olan sevgim ve merakım?..

    Gül yada çiçek.. Tabiatın edebiyatçı elemanlarıdır ki, edebiyatçılara hep ilham kaynağı ola gelmişlerdir. Neyse ki konumuz bu değil.. Güllerini anlatacağız bu güzel şehrin..

    Rahmetle anıyorum komşumuz “ano” un oğlu tenekeci Said’i.. Allah çocuk vermemişti kendisine, Diyarbekir’linin tabiriyle “kör ocaktı” ama, müthiş bir gül sevgisi vermişti Allah.. Evinin avlusunun büyük bölümünü gül bahçesine çevirmiş, her türden gül ekmişti..Değil bahar günlerinde her zaman kapısının önünden geçse idiniz gül kokuları sizi mest-ü hayran ederdi..O zamanlar “Halfeti” de ya yoktu, yada o bilinmiyordu siyah gül.. Yurt dışına giden uçak pilotlarına rica etmiş, İngiltere’den getirtmişti siyah gülü..

    Diyarbekir evlerinin tamamında gül yetiştirirlerdi..Çardakların önlerinde, pencere kenarlarında, havuz başlarında her renkten gül görebilirdiniz.. .Bu yüzden Diyarbekir’in “güllacı” meşhurdur.. Yalnız güllaç tatlısı değil gülden yapılan, reçelinin tadına doyum olmazdı.. Hele gül yağı, gül suyu, mevlitlerde “güldan” lıklara konur, öyle serpilirdi misafirlerin ellerine…Mutlu günlerin şerbetinin içinde de gül suyu vardır Diyarbekir’linin..”Rakı”sını bile yapmış bir zamanların Diyarbekir’li gayri müslimler..

    Ve isimlendirmişler gülleri.. “Hacı İbrahim gülü” demişler Hacı İbrahim’in yetiştirdiği gül çeşidine.. Yılda yedi kere açarmış yaprağını gül yüzlü Diyarbekir’li hanımlara, beylere..”Rum kale gülü”..Bu gülü “Fevzi efendi” adındaki bir zat Rum kale’den Urfa’ya, oradan da Diyarbekir’e getirtmiş.. Böylesi bir yol macerası yaşamış o gül. Yılda dört kez, yani dört mevsimin gülüdür bu gül....

    “Dantel Amor gülü”.. Az dikenli, katmerli, kokulu, kırmızı ve erguvani renklerinde açarmış yapraklarını.. “Yabani” yada “çeper” gülü..Rengi beyaz ve tek, tek yapraklı.. Küçücük ve kırımızı renkte..”Asma gül”..

    ”Cevat Paşa” El Cezire kumandanlığı esnasında bir gül getirmiş Diyarbekir’e ve kendi adını vermiş bu güle.. “Cevat paşa gülü” nün yanında “sarmaşık gülü” nü de analım..”Pembe gül” den esans yaparmış Diyarbekir’liler.. Katmerli ve her zaman açtığı için de bereketlidir..

    “Viktorya gülü” Diyarbekir’e has bir güldür.. “Arif bey gülü” bu gülü birinci cihan savaşından önce Behram paşa oğlu Arif bey adına getirtmiş.Katmerli ve hoş kokuludur, sürekli açan bir gül çeşididir. “Mikado gülü” 1928 yılında Levazım eski reisi “Kenan bey” tarafından İstanbul’dan getirilen bir güldür. “Malatya gülü” nü ise şöyle tarif ederler. Az kıvırcık, yediveren türde, kokusu hoş ve katmerli.. “Fes kırmızısı gül” Bu gül rengi ile anılır, diğer güller gibi katmerli, hoş kokuludur.. “sarı gül” de rengi ile anılır..Kokusu az, dalları dikenli..”kaysı gülü” ise ufak dallı, dikenli, , katmerlidir ve kokusu yoktur. Mersin’den getirilmiş “Beyaz gül” Diyarbekir’e.. Aşı kalemiyle çoğaltılmış, dikeni olmayan bir gül çeşididir.. “Krem gül” Merhum Evkaf Müdürlerinden Mustafa Akif bey tarafından oğlu Hasan Efendi Müftüzade Bekir Şeref’e Urfa’dan gönderilmiş ve ıslah edilmiştir.

    1928’lerde getirilmiş olan bu gülün dallarında diken yoktur..Orta büyüklükte yaprakları katmerlidir.. kokusunun az olduğu söylenir.. Gül şehri Diyarbekir’in “reyhan bağları” nı zaten anmıştık.. Nergisini, menekşesini söylemeye gerek var mı bilmiyorum?..Bu günün gül şehri Isparta’yı, oradaki askerlik günlerimi hatırladım ve dalıp gittim öylece, gülleri sıralamaya çalıştım..Ve hiç olmazsa bu “gül” bahsinde olsun “feryat” etmeseydim diye düşündüm ama, ne mümkün feryat etmemek? Gülü, reyhanı, nergisi, menekşesi bu kadar çok olan bir yerin bağları, bahçeleri, mesire yerleri olmaz mı? Olur değil mi? mademki “piknik” günlerini yaşıyoruz, öyle ise mesire yerlerinin bir çırpıda bazılarını sıralayalım istedim hem de şiirsel bir dille:

     

    MESİRE ŞEHRİYDİ DİYARBEKİR’İM

    Bakmayın şimdiki yıkılmışlığına,

    Mesire şehriydi Diyarbekir’im.

    Adları yaşarken yok olmuşluğuna,

    Mesire şehriydi Diyarbekir’im.

     

    “Göğsü güzel” diye bir yeri varmış,

    Burada göğüsler aşkla çarparmış,

    Sevenler yürümez, sanki koşarmış,

    Mesire şehriydi Diyarbekir’im

     

    “Gam götürmez” yeri gam zedelerindir,

    Kalpte gam yaresi hayli derindir,

    Her yanı ağaçlık, hayli serindir,

    Mesire şehriydi Diyarbkir’im.

     

    Bilirsin “Şemsiler” Dicle’ye karşı,

    Çimlere oturan seyreder arşı,

    Sonradan kabristan oldu yukarsı,

    Mesire şehriydi Diyarbekir’im.

     

    “Kumarhane” ise surların dibi,

    Mesken tutar imiş şehrin garibi,

    Kuş tüyü yatağa benzermiş çimi,

    Mesire şehriydi Diyarbekir’im.

     

    “Küncülü bahçe” yi görenler bilir,

    Burada ağaçlar göğe yükselir,

    Şehrin hanımları her Cuma gelir,

    Mesire şehriydi Diyarbekir’im.

     

    “Osman ağa” dahi bir ünlü bahçe,

    Dalında bülbül var, konmaz serçe,

    Elvan, elvan güller kim neyi seçe?

    Mesire şehriydi Diyarbekir’im.

     

    “Cin Ali” bahçesi daha dün vardı,

    Kara höbüründen şehir doyardı,

    Yok olan yeşilin hüzünü sardı,

    Mesire şehriydi Diyarbekir’im.

     

    Hele o “ben-u sen” nasıl anlatsam,

    Kaybını kalbine dert edip katsam,

    Yine çocuk olsam “has” alıp satsam,

    Mesire şehriydi Diyarbekir’im.

     

    “Erdebil” e halkım “Berdebil” dedi,

    Meyan şerbetine hep sebil dedi,

    Dede torununa “iyi bil” dedi,

    Mesire şehriydi Diyarbekir’im.

     

    “Keşiş değirmeni” ilk kez işittim,

    Bilir diye “Musa Tutka” ya gittim,

    Ağzından bal akar, dinlerken bittim,

    Mesire şehriydi Diyarbekir’im.

     

    Ayakta bir güzel “Gazi Köşkü” var,

    Gazi mesken tutmuş, yıkmamış yıllar,

    Dicle kenarında bir de “esfel” var,

    Mesire şehriydi Diyarbekir’im!..

     

    Nergisini, menekşesini söylemeye gerek var mı bilmiyorum?..Bu günün gül şehri Isparta’yı, oradaki askerlik günlerimi hatırladım ve dalıp gittim öylece, gülleri sıralamaya çalıştım..Ve hiç olmazsa bu “gül” bahsinde olsun “feryat” etmeseydim diye düşündüm ama, ne mümkün feryat etmemek?

    Hani deriz ya: “Geçmiş zaman olur ki hatırası cihan değer” o misal bizim sözlerimiz…

    Selam ve dua ile

     

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen