• DİYARBEKİR’Lİ BİR İLİM ABİDESİ MÜFTÜ SUPHİ EFENDİ!..

    DİYARBEKİR’Lİ BİR İLİM ABİDESİ MÜFTÜ SUPHİ EFENDİ!..
    Mevlüt MERGEN

    HÜLASA-İ KELAM

    Nice güzel insanın tarih içre kaydı var,

    İlim cübbesi giymiş, müftülerin adı var.

    Bu isimler bilinsin ve dahi unutulmasın,

    İlim aydınlık yolu, başka yol tutulmasın!..

    MM

     

    DİYARBEKİR’Lİ BİR İLİM ABİDESİ MÜFTÜ SUPHİ EFENDİ!..

     

    Diyarbekir’in manevi dinamikleri dediğimiz ve sayıları yüzlerce olarak ifade edilen gönül sultanlarından, Allah dostlarından az da olsa söz etmeyi arzuladığımız için “teberrüken” yazılarımızda bazılarına yer verirken yakın zamanlarda yaşamış ve kendilerini görmüşlüğümüz olanları anmadan önce biraz daha gerilere gitmeyi 1900 yılına uğrayıp o zamanlar bu şehirde müftülük yapan “Suphi Efendiyi” ve bir menkıbesini anlatmayı gönlümüz arzuluyor..

    “Müftü Suphi Efendi” 1903 yılında göreve getirilmiştir ve 1912 yılına kadar da sürdürmüştür bu görevini.. Kendisi ilmi dirayetinin yanında edebiyata da merak sarmış bir ediptir..O yıllarda İstanbul’da bulunan “Şeyh’ülislam” diler ki ülkedeki bütün müftüleri bir araya getire ve ilmi müzakereler yapa.. Tebliğat bütün ülkeye yapılır.

    Diyarbekir Müftüsü “Suphi Efendi” de bu davete icabet ederek İstanbul’a gider..O zamanlar İstanbul’a gitmek şimdiki gibi kolay değildir.. O zorluğa aldırmaz “emir büyük yerden” diyerek gittiği İstanbul’da toplantının yapılacağı salona girer..

    Oldukça kalabalıktır salon. Suphi efendi kapının yanında bir yer bulur ve oturur. Toplantı başlar ve meseleler müzakere edilirken bir meseleye takılan Şeyh’ül İslam toplantıya katılan müftülere bir soru yöneltir: “Bu meseleyi çözecek içinizde kimse yok mu?” Zamanın padişahı “Sultan Abdühamid” in kafes arkasında izlediği salonda çıt yoktur, kimse “ben çözebilirim” demiyor ve diyemiyor.

    Nihayet Müftü Suphi Efendi oturduğu yerden ayağa kalkarak der ki: “Efendim bu sualin cevabı, falan kitabın, filan bölümündedir ve şöyledir” Adı verilen kitaba bakılır ve söylenenin tamamen uygunluğu tespit edilir. Şeyh’ül İslam bu sesin sahibini tanımamaktadır, ama ismini daha önceleri duymuştur.

    Kendisine sorar; “Adın nedir molla?” “Suphi” cevabını alan Şeyh’ülislam: “Amidi’si de var mı?” der. “Var” cevabını alınca onu oturduğu yerden kaldırır ve yanında oturtur. Sultan Abdulhamid Han, Suphi Efendiyi hemen Diyarbekir’e göndermez ve bir süre Süleymaniye’de ders vermesini ister.

    Padişahın bu isteğini yerine getiren Suphi efendi bilahare Diyarbekir’e döner ve 1912 yılına kadar Diyarbekir müftülüğünü sürdürür.. Biz “Yitik Şehir” i ararken işte böylesi insanlarla karşılaşıyoruz “feryadımız” boşuna değildir bu böyle biline ki bize “hak” verile.

    Sözün başında yakın tarihten de söz etmek istediğimizin işareti vardır, ancak her şeyi bir söyleşi de bitirmek doğru olmayacak, hayatta olduğumuz sürece yazacağımız için gelecek zamana bırakalım istedik yakın zamanda kendilerini gördüğümüz, vaazlarını dinlediğimiz müftülerimizi, tasavvuf ehlini tekraren anlatmayı.

    Not: bibinin diyarbekir feryadından

    Selam ve dua ile.

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen