• DİYARBEKİR’DE BİR NİSAN GÜNÜ!..

    DİYARBEKİR’DE BİR NİSAN GÜNÜ!..
    Mevlüt MERGEN

    RÜYA

    Görülmez hep uykuda güzellik dolu rüya,

    İlkbaharı görmeden yaz-kış yaşarız güya.

    Gözler yeşile doyar “Esfel’i” seyrederken,

    Maziye dalar gönül, ömür tükendi derken!..

    MM

     

     

    Kış günlerini henüz geride bıraktık ve uykudan uyanırcasına kendimizi bahar günlerinin içinde bulduk, geride bıraktığımız mevsimler sanki uykuda imişiz gibi geldi bize, bu kez ancak uykuda görülebilen “güzel” rüyayı görmeye başladık, denebilir ki, dünyamız bir rüya alemine dönüştü ilkbaharın gelişiyle…

     

    Kendisi zaten bir “rüya şehri” olan Diyarbekir’de “bir nisan günü” sanki bir “rüya” gördük, ancak uykuda değil, uyanık olduğumuz bir saatte sabah kahvaltısına hazırlanmak üzere iken gelen bir telefon bu rüyanın ilk sinyalini verdi, telefondaki ses: “kahvaltı yapmayınız, sizi Mardin kapıda bekliyoruz” deyince hayretlere kapıldık, gerçi bir gün öncesi Kabristan ziyareti yapmış ve “Esfel” bahçelerini oturduğumuz “sedirlerden” izlemiştik, izlerken bize sunulan çayın “bayat” oluşunu umursamamıştık.

     

    Telefonla bizi kahvaltıya çağıran büyük oğlum “Erol’du” kahvaltıda yenilecekleri Ulu Cami civarındaki dükkanlardan almış, yanına “Mecit Ağa” fırınından aldığı taze ekmeğin yanına da Diyarbekir’in “ev çöreği” bırakmıştı, öyle “abartılı” değildi mütevazi soframızdakiler, erimiş taze otlu peynir, zeytin, yumurta ve biraz da yeşillik hepsi bu kadar…

     

    Şöyle bir söz vardır: “gönül ne kahve ister, ne kahvehane, gönül sohbet ister kahve bahane” tıpa tıp uydu bu söze bizim durumumuz, Mardin kapıdan çıkışta bir zamanlar “tekel büfesi” olan dükkanlar şimdi karşılarındaki kaldırıma sedirler dizmişler, önlerine küçücük masalar, insanlar burada oturup “Esfel” bahçelerini, tarihi Silvan (on gözlü) köprüsünü ve “Kırklar dağını” seyrettiriyorlar, biz de öyle yaptık…

     

    Erol getirdiği kahvaltı malzemelerini sofraya düzerken “Mecit ağa” fırınından aldığı ekmek beni hüzünlendirmişti, gözyaşlarımı yanımdakilerden gizlemeye çalıştım, içten ağladım çünkü az ötemizdeki kabristana henüz defnettiğimiz eşim ne zaman sur içine gideceğimi bilseydi: “Mecit ağa fırınından ekmek getir” derdi.

     

    Adaşım, daha doğrusu torunum “Taha Mevlüt” bizi soru yağmuruna tutarken şöyle dedi: “dede bu on gözlü köprü n zaman yapılmış?” kendisine: “ o köprünün adı “tarihi Silvan köprüsüdür, zira bir zamanlar Silvan ve ötesinden gelenler “ipek yola” girmek için bu köprüyü kullanırlarmış, sonradan yaygınlaştı “on gözlü köprü” diye.

     

    Dedeler anlatırlarsa torunlar hem kendi ailelerinin geçmişi hakkında ve hem de yaşadıkları şehir hakkında bilgi sahibi olurlar, bu niyetle dedim ki: “bu köprünün bizim için “hüzün” köprüsüdür, çünkü rahmetli babam 1900’lü yıllarda Malazgirt’ten çocuksu ayaklarıyla bir kadın tanıdığımızla birlikte hicret ederek bu şehre gelmiş köprünün üzerinde o kadın yorgunluktan ve açlıktan halsiz düşerken ”nan, nan, nan” diyerek olduğu yere yığılıp kalmış ve babam şehre gelerek o kadına ekmek getirdiğinde o kadını bıraktığı yerde bulamamış..”

     

    “Taha Mevlüt” adaşı dedesine aşağıdaki “Esfel” bahçelerinin bir kısmına yapılan evleri göstererek: “bu evler eskiden de var mıydı?” diye sordu, “yoktu torunum yoktu” dedim ve ekledim, onların yerinde bir zamanlar cam “seralar” vardı ki o zamanlar seracılık Diyarbekir’in dışındaki illerde sanki bilinmezdi, burada “turfanda” sebze, meyve yetiştirilirdi, gördüğün bu bahçelerin Dicle’ kenarındaki kısımlarında iki meyve toprakta değil kumda yetiştirilirdi.

     

    Diyarbekir’in meşhur “karpuzu” ve “şeftalisi” idi kumda yetiştirilen, şeftalisi manavlarda değil, tıpkı “kara höbür” gibi tavlalara konur başlarda taşınır ve satıcısı : “Şeftaliii kum mali” diye seslenirdi, o şeftali gayet ince kabuklu ve çok sulu, aynı zamanda bal gibi tatlı idi, sözün burasında “Tahsin Fidançelik’i” rahmetle anıyoruz…

     

    İki kez tazelettiğimi çay bir gün önceki gibi “bayat” değil “taze” idi ve tadı çok güzeldi, kahvaltı esnasında bizi neşelendiren bir şey oldu, adamın biri elinde bir kutu “lokum” yanımıza geldi ve herkese ikram etmeye başladı, kendisine “teşekkür” edildi ise de o gitmeyip inadına beklemeye başladı meğerse “para” istermiş, içimizden birisi kendisine az bir miktar par verdi ise de o: “lokumun tanesi bir liradır” yani kaç tane yedi iseniz o miktar para vereceksiniz demeye getirdi “olsun” dedik, adam dilenmiyor ve “ticaret” yapıyordu.

     

    “Taha Mevlüt” daha önceleri “kırklar” dağının üzerindeki binaları görmüştü, şimdi bakıyor, bakıyor onları göremiyordu “yıktırılmışlar” dedi babası Şahabettin ve diğer bir torun “Adnan” la birlikte henüz vefat etmişi olan rahmetli eşimi, onun yakınındaki annemi ve babamı ziyarete gidildi ve “bir nisan günü” uykuda olmadığımız halde böyle bir “rüya” gördük…

     

    Adaşım ve torunum Taha Mevlüd’e Diyarbekir’de yaşanmış melankolik bir aşkın türküleşen hikayesini anlatacağımı daha önce söz vermiştim, lakin o gün tutamadım bu sözümü Allah nasip ederse bir başka gün anlatır ve siz sevgili okurlarımla da paylaşırım..

     

    Sizler nasıl yorumlarsanız bilinmez ama biz bu rüyayı çok sevdik kalkarken: “bu rüyayı sık sık görelim” istek ve temennisinde bulunduk!..

     

    Selam ve dua ile.

     

    GÖNÜL DAĞINDAN

    Gönül dağı cayır cayır yanıyor,

    Duygular köz ateş sönesi yoktur.

    Yürekte hasretin yeri kanıyor,

    Öyle bir acı ki dinesi yoktur.

     

    Üstüme üstüme geliyor dünya,

    Karaya büründü toz pembe rüya,

    Umut tepesinde yok oldu hülya,

    Sevda sularının teknesi yoktur.

     

    Kalmadı beklentim akan sulardan,

    Esmiyor meltemler eski bahardan,

    Sitemler yığınla gelir dostlardan,

    Dil yılana benzer iğnesi yoktur.

     

    Ruhumu özlemle sıkar bir kıskaç,

    Acılar katıyor acıma ilaç,

    Varlığım sadece Allah’a muhtaç,

    Girdiğim şu yoldan dönesi yoktur.

     

    Açtım ellerimle kalbimi O’na,

    Bin canım olsa da versem uğruna,

    Ezel sabahında inandım O’na,

    O’nu sevenlerin ölesi yoktur!..

     

    Diyarbekir, 13.06.2000

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen