• DEĞİŞEN HAYAT TARZIMIZ!..

    DEĞİŞEN HAYAT TARZIMIZ!..
    Mevlüt MERGEN

    YAŞAYIŞ

    “Moda” denilen salgın, kuşattı hepimizi,

    Olduk geçmişe dargın, sevmedik eskimizi.

    Batı’lıya özendik, yalanı “gerçek” sandık,

    Özümüze dönersek demeyiz ki: “aldandık!..”

    MM

     

    DEĞİŞEN HAYAT TARZIMIZ!..

     

    Geçmişten gelen kültürümüzü inkar edercesine değiştiriverdik hayat tarzımızı, geçmişin “salgın” hastalıklarının yerine “moda” salgınının girmediği ev, “etkilemediği” insan kalmadı, kadın erkek birlikte kapıldık bu salgına, giyim tarzımızdan, sofra kültürümüze, saçımızdan sakalımıza, sevgimizden aşkımıza kadar değişmeyen yanımız kalmadı.

     

    Renklerin ve zevklerin tartışılmadığı inancı gitmiş, yerine “bu yıl “sarı” moda, ya da “kırmızı” moda anlayışı gelmiş, “efendi” ya da “hanımefendi” gitmiş, “çağdaş insan” devri başlamış, açılıp saçılmak çağdaşlık, “ninem böyle giyerdi, dedem böyle yaşardı” demek “gericilik” olmuş, modanın ellerinde böylesine değişmiş hayat tarzımız.

     

    Dün, bizi yönlendiren “manevi” dinamiklerin yerini bugün “tv” kanalları almış, “internet” hükümran olmuş gençlerimize, öylesine hükümran olmuş ki, yırtık pırtık pantolonla gezerler de kimse çıkıp “ayıptır” diyemez, derse alacağı cevap “moda böyledir moda” olur, moda toplumdan utanma, haya duygusunu da alıp götürmüş, “kumrular” gibi masumane (!) benzetmesi ile sokak ortasında, insanların arasında yanak yanağa, dudak dudağa olanlara kimse “ayıptır” demez, diyemez çünkü “moda” öyle.

     

    Moda dış görüntümüzü değiştirdiği gibi iç dünyamızı da değiştirdi, fikirlerimiz, inançlarımız, bakış açılarımız da değişiverdi, “salgın” hastalıklarda nasıl kurtuluş yolları aranırsa nedense bu moda salgınından herkes hoşnut, hiç kimse nasıl kurtuluruz arayışının içinde değil, şair her ne kadar “oyunda oynaşta” olan genç kızımıza “fatihi doğuracak yaştasın” dese de o moda olduğu için oyundan oynaştan vazgeçmez, vazgeçerse çağdaşlığı kalmaz kızımızın.

     

    Deyim yerinde ise “moda” henüz “esinti” halinde idi, bu günkü gibi “tsunami” oluşturacak derecede kuvvetli değildi, rüzgarı, işte o günlerden kalan şu söz: “köyden indim şehire, şaşırdım birden bire” acizane görüşümüze göre bu moda rüzgarı akıllı telefon sahiplerini değil, akıl sahiplerini şehirden köye döndüreceğe benzer..

     

    Çünkü özlenendir köydeki hayat tarzımız, doğal gıdalarımız, yer sofralarımız, “sako” muz, “entari” miz, “yemeni” miz hatta “çarığımız” bir din aliminin deyimiyle “bizim doğrularımızı” alarak kendi yanlışlarını bize “müktesebat” olarak dayatan “AB” paniklemeye başlamıştır, korkular sarmıştır yüreğini, çünkü en güçlü silahı olan “moda” ne zaman kadar egemen olacak İslam toplumunda?

     

    Modanın saltanatı biter insanlar “özüne” dönerse yani “hayat tarzını” yine örf ve adetlerine, kültürüne göre değiştirirse ve değişiklik kendi insanına yani Batı’lıya yansırsa endişesidir onu panikleten, korkutan, biz “korkunun ecele faydası olmaz” diye inanırız, korktuklarının bir gün başlarına geleceğine de inanırız.

     

    “Değişen hayat tarzımız” derken iki büyük “gerçeği” göz ardı edemeyiz, bunlardan birisi dünyaya gelişimiz, diğeri bu geliş süremizin bitmesi ve öte aleme geçişimiz, yani ölümümüz, Allah Resulü (s.a.v.) bizlere ölümü günde en az yirmi defa hatırlamamızı “öğütler” biz de O’nun her öğüdünü, her emrini tam yerine getiremesek de ölümü unutmaz ve hatırlarken hatırlatmaya da çalışırız, okuyacağınız “duyuru” şiirimiz bu niyetle yazıldı:

     

    Selam ve dua ile.

     

     

    D U Y U R U

    Bizim şair gidicidir,

    Tahta ata binicidir.

    Gider iken götürdüğü,

    Müslümanlık sevincidir

     

    Yetmiş yaşı çoktan astı,

    Gidiş vakti hem yaklaştı,

    Hüzünleri gördü aştı,

    Mazi ona bir sancıdır.

     

    Çocukluğun yaşamadı,

    Mekteplerde okumadı,

    Şair-yazar çıktı adı,

    Kitap dahi yazıcıdır.

     

    Çeşit, çeşit hastalığı,

    En kötüsü yalnızlığı,

    Ömür boyu inandığı,

    Allah’ı bir bilicidir,

     

    Duygusaldır, çekilmezdir,

    Bazı hali bilinmezdir,

    Şu dünyayı istemezdir,

    Ve kanaat edicidir.

     

    Diyarbekir sevdası var,

    Öz nefsiyle kavgası var,

    Zorla yürür asa’sı var,

    Zaman ömür sürecidir.

     

    Hem oğlu var, hem kızı var,

    Teli kırık bir sazı var,

    Duyulmayan avazı var,

    Sessizlikte bir incidir.

     

    İstediği şey saygıdır,

    Çok yaşlanmak tek kaygıdır,

    Mümin ölmek muradıdır,

    Bunun için duacıdır.

     

    Ne zengindir, ne de fakir,

    Ne şakirdir ne de zakir,

    O kendini görür hakir,

    Nimete hamd edicidir.

     

    Aranızda yaşar iken,

    Rızk peşinde koşar iken,

    Yorgun olup düşer iken,

    “Acı vefat” görücüdür.

     

    Tek eşini yitirmiştir,

    Acısın kalbe gömmüştür,

    Gören der ki: “çok çökmüştür”

    Hayrı “sabır” görücüdür.

     

    Şair böyle geldi, gider,

    Can borcunu Hakk’a öder,

    Gider iken nida eder

    Dünya dahi gidicidir!..

     

    Diyarbekir, 23.11.2017

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen