• BU ŞEHRE “HOR” BAKILMAZ!..

    BU ŞEHRE “HOR” BAKILMAZ!..
    Mevlüt MERGEN

    SEVDA

    Taşa toprağa değil, sevdalandık bu şehre,

    Bağrındaki ashaba ve dahi peygambere.

    Taşında toprağında sahabenin kanı var,

    Elyese’a, Zülkifl nebi heyecanı var!..

    MM

     

    BU ŞEHRE “HOR” BAKILMAZ!..

     

    Tam on üç yıldır elimizde tuttuğumuz kalem, bu şehre atananlar ve seçilenler için hep şunu yazdı: “hoş geldiniz” çünkü “nezaket kuralları gereği “tebrik” edilmeleri gerekiyordu, bu tebriği ise makamlarına “çikolata” ya da “çiçek” götürerek değil, imzamızı taşıyan, bu şehrin kutsallığını, tarihini, kültürünü anlatmaya çalışan “acizane” kitaplarımızı götürerek yerine getirdik.

    Bazılarının yüzüne karşı söyledik: “bu şehre yapacağınız hizmetlerle hem bu dünyada, hem de öte alemde yüce makamlara erişebilirsiniz” çünkü bu şehrin geçmişine baktığımızda nice Valilerin “sadrazam” olduğuna, nicelerinin İstanbul gibi büyük şehirlere “Vali” olarak, yada yüksek makamlarda görevlendirildiklerine şahit olduğumuz için “bu şehre hor bakılmaz” diyoruz..

    “Hor” bakılırsa ne olur, bazı misaller vardır ki konu ile ilgili görülmese de yine de kullanılır, bizde öyle yapacak ve “Suzan” türküsündeki “ziyaret çarptı bizi” sözünü “misal” olarak kullanacağız zira bu şehir deyim yerinde ise bir “ziyaret” şehirdir ve hor bakanları “çarpar”

    “Çarpar” sözümüz bir “tehdit” anlamı içermiyor, belki “uyarı” anlamını taşıyor, bu uyarı “makam” sahiplerine olduğu gibi bu şehre hizmet amacıyla kurulmuş bütün kurum ve kuruluşları ve hatta içinde yaşayanları da kapsar, çünkü bu şehre “hor” bakılmaz “hoş” bakılır, gittiğimiz bazı şehirlerde kocaman harflerle yazılmış pankartlarda şunu okuduk “bu şehirde yaşamak ayrıcalıktır” bazıları da şehirlerini “uzun” yaşamaya “vesile” olarak tanıtıyorlardı, içimizden alkışladık bu zihniyetleri, ancak gerçekten “Diyarbekir’de yaşamak ayrıcalıktır” zira bazı kutsal şehirlerden biridir bu şehir, çok uzaklarda değil Allah Resulünün (s.a.v.) “dostu sahabeler” bu şehrin içindeler.

    Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerimde isimleri geçen bazı Peygamberler “Zülkif ve Elyese’a (a.s.)” şehrimizin hudutları içindeler, işte “ayrıcalık” bu özelliklerinden ötürü doğuyor, dilerseniz “uzun yaşamak” sözünü Diyarbekir’e göre yorumlayalım; kim ki bu şehre “hor” bakmaz da “hoş” bakarak hizmet ederse o bu dünyada kendisine biçilmiş ömür sürecinin dışında öte alemde ve cennette” ebediyen yaşar ve gerçek manada uzun yaşamaya vesile bulur.

    Aslında bizim bu şehre olan sevdamız bizi böyle konuşturuyor ve böyle yazdırıyor, herkes bizimle aynı inancı, ya da aynı sevdayı taşımaya zorunlu değil, dileyen dilediği “pencereden” baksın bu şehre, geçmişteki 33 medeniyete hayranlığı ile baksın, “Bizans” kalıntılarının peşine düşsün, kimi ideolojisiyle süslesin penceresinin pervazlarını, hiç kimse gördüğünün ötesindeki 1500 yıllık İslam medeniyetini görmezlikten gelemez, bizim şehre olan sevdamız bu medeniyetin şehrimizdeki “gözle” görülür “elle” tutulur varlığınadır.

    Bu günler bazı isimlerin bu şehre hizmet amacıyla siyasi aranda boy gösterdikleri günlerdir, bazılarını ismen tanısak da yakın dostluğumuzun olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz, onun için hepsine aynı “mesafede” durmak durumundayız, siyasi tercihimizi ise sadece sandığa gittiğimiz gün Allah’tan başka bizi kimsenin görmediği o “özel” bölmede yapacağız.

    Gönlümüzün isteği bu şehre gerçekten ve gönüllü olarak “hizmet” etmek isteyen isimlerin iş başına gelmesinden yanadır, çünkü her seçimde söylediğimiz “kazanacaksa halk kazansın” sözsümüzü “kazanacaksa Diyarbakır kazansın diyerek tekrarlıyoruz.

    Selam ve dua ile

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen