• BİR NEBZE HUZURDUR ARANAN!..

    BİR NEBZE HUZURDUR ARANAN!..
    Mevlüt MERGEN

    SÖZÜN ÖZÜ

    Olmayanı arıyor şarktan garba insanlık,

    Huzuru yakalarsan işte bu kahramanlık.

    Bunca “var’ın” yanında, huzur ise sanki yok,

    Zengin-fakir bulmadı, güçlü-zayıfta da yok!..

    MM

     

    BİR NEBZE HUZURDUR ARANAN!..

     

    İsim aramak, bulmak çok önemlidir, ailelerde tartışmaya, hatta kavgaya bile götürebilir bulunan ismin çocuğa bırakılması, çünkü eşler ister ki çocuğa konulacak isim kendi ailesini “hoşnut” etsin, bu zorluk esnafın dükkanına, mağazasına, lokantasına isim bırakırken çekilmez, kimi iş yerinin bulunduğu semte göre isim seçerken kimi de huzurevlerinde hala varlığını sürdüren bir bakkal dükkanı gibi, bu dükkanın “adı la rahate fid-dünya” dır, yani dünyada rahat yoktur, çünkü dünya yaratılırken içine sadece “rahatlık” yani “huzur” konmamış, bir başka esnaf ise insanlara ve müşterilerine teselli olsun diye lokantasının tanıtım levhasına “boş ver iyi olur vatandaş lokantası” diye yazmış..

    İkisi de Diyarbekir’de, yalnız ikincisinin levhası fotoğraf olarak oğul “Musa Tutka’da” dursa da “sofu Salih Tutka” öte aleme çoktan göçmüştür, Allah rahmet eylesin, gerçekten dünyamızda her şey var, ancak rahatlık, yani huzur yok, çünkü dünyanın kendisi dahil “ölüm” beklentisi içindedirler de ondan rahatları huzurları yoktur.

    Günümüz insanı rahatı, huzuru “mutluluk” diye de algılar, zengin olursa rahata, huzura kavuşacağını sanır, oysa nice zenginleri görür ki onlar herkesten çok rahatsız, herkesten çok huzursuz ve herkesten çok mutsuz, çünkü madde, yani zenginlik tek başına mutluluk vesilesi olmuyor, bunu gördüğü içinde “iki mutluluk bir arada olmuyor” diye bir inanca kapılır.

    Acaba gerçekten dünyada huzur, yani rahatlık, yani mutluluk yok mudur? Vardır, canlarım vardır, bazı araçların ön camlarında okursunuz “huzur İslam’da” yazısını, yüce yaratıcı biz kulları huzura ersin, rahata kavuşsun, mutlu olsun diye “İslam’dan razı olmuş, Sevgili peygamberimiz (s.a.v.)’in eliyle bizlere gönderdiği İslam’ı kendi yanında muteber din olarak kabul etmiş, hem de günde beş kez bu huzuru, bu rahatı, bu mutluluğu yaşasın diye “namaz” nimetini ve diğer bazı ibadetleri “farz” olarak emretmiş…

    Namaz, Allah ve Resulünün istediği şekilde kılındığında sözü edilen rahat, huzur ve mutluluk yakalanmış olur, burada ince bir nokta var ki namazı hakkıyla “eda” edenler o anda dünyanın dışında, öte alemde, Allah’ın huzurundadırlar, dünyayı unuturlar ve ona dönmeyi istemezler, nitekim Hazret-i Ali (k.v.) efendimizin ayağına bir mızrak veya ok saplanmıştı, bir türlü çıkaramıyorlardı, şöyle dedi: “bu böyle olmaz ben namaza durduğumda çekip çıkarınız” öyle de yaptılar..

    Biz bir şiirimizde dünyayı tanımlarken şöyle demişiz: “İslam’ın dışarısı bal’ı olmayan petek” bal kavanozunu yalamakla ağız tatlanır mı, cevizin içini yemeden ceviz kendisinden beklenen yararı sağlar mı, Allah’ın evine, camiye girmeden “kul” olmanın farkına varılır mı?

    “Sultan” olmak için illa ki “tahta” oturmak lazım, meşhur sözdür: “İman yani İslam, insanı insan eder, belki de sultan eder” yol bu kadar yakınken, ulaşılır iken insanlık İslam’ın dışında arıyor, huzuru, rahatı, mutluluğu, en zengininden, en fakirine en güçlüsünden, en zayıfına herkes ama herkes “bir nebze huzur” diyor, lakin başka adreslerde arıyor onu, yalnız şunu unutmamak gerekir ki, Allah’ın yanında İslam nasıl ki en makbulü ise, kulları arasında gerçek “takva” sahipleri makbulüdür, çünkü o kulların içinde öylesi vardır ki: “halk içinde veli görünür, İbn-ü Mülcem iken Ali (k.v.) görünür” İbn-i Mülcem hazret-i Ali’yi şehit eden inançsızdı.

    Namaz ve diğer ibadetler hakkıyla eda edildiğinde öncelikle gönül huzuru yakalanacak, bu huzur kişinin evine, ailesine, yakınlarına, dalga dalga bütün herkese yayılacak, nitekim bir mümin kişinin evinin çevresinde bulunan yüz haneye faydası olur, onun duası komşularını da kapsayacağı için bu fayda elde edilmiş olur, mümini kişinin hayatı “önek” hayattır, gıpta edilen hayattır, çünkü o hayatın içinde rahatlık vardır, huzur vardır, mutluluk vardır.

    Selam ve dua ile.

     

    BİR ŞİİR

     

    BUNDAN SONRA

    Yaş kemale erdi canım,

    "Uzatma"lar bundan sonra.

    Damarımda yorgun kanım,

    Sızlatmalar bundan sonra.

     

    Gençliğimi aldı zaman,

    İsterem ki vermez aman,

    Bugün dünden hayli yaman,

    Hap yutmalar bundan sonra.

     

    Yaş kemale erdi iş'te,

    Günahlarım çok geçmişte,

    Tövbe günü görünüşte,

    Söz tutmalar bundan sonra.

     

    Tüketmede "ziyade"yim,

    Aşk yolunda piyadeyim,

    Eden etmiş, ben n'ideyim?

    Kaş çatmalar bundan sonra.

     

    Her gün ilaç, sık sık hekim,

    Hız kazandı yere çekim,

    Belki Nisan, belki Ekim,

    Unutmalar bundan sonra.

     

    Hakem der k: "Bu maç biter,

    Uzatmalar dahi yeter,

    Bülbül susar, karga öter,

    "Nal'sız at" var bundan sonra.

     

    "Kabir" özel bir kişilik,

    Ne pencere ne de delik,

    Tenim çürür, olsa çelik,

    Tek yatmalar bundan sonra.

     

    Mergen fazla eseflenme,

    Sabret derdin çok ilenme,

    Hak'tan gayriye güvenme,

    "Dert" atmalar bundan sonra!..

    Diyarbekir, 28.01.2015

    (*) Sin=Mezar

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen