• ANCAK “TAKVA” İNSANI YÜCELTİR!..

    ANCAK “TAKVA” İNSANI YÜCELTİR!..
    Mevlüt MERGEN

    HÜLASA-İ KELAM

    Kanın rengi aynıdır yedi milyar insanda,

    “Üstün ırk” asla yoktur, üstünlükse İslam’da.

    İslam silinmez renktir, diğer renkler sıradan,

    Hakikate varılmaz Allah’a kul olmadan!..

    MM

     

    ANCAK “TAKVA” İNSANI YÜCELTİR!..

     

    Müslüman hangi ırktan olursa olsun “yüce” insandır, ona bu yüceliği ise inancı verir, o inancın gereklerini yerine getirdiğinde hem kendisine, hem de bütün bir topluma “yararlı” olur, görüntüsüyle, hatta düşüncesiyle insanlara “korku” salmaz, aksine sığınılacak bir “liman” olarak bilinir.

    İslam, mensuplarının “medenice” yaşamasını öğütlemekle kalmaz, gerçek medeniyeti öğretir, İslam’ın “güven” şemsiyesi alına girenlerin yüreklerinde “korku” sadece Allah korkusu olarak kök salar, onun dışında korku yoktur Müslüman için, ancak zarardan ve zararlılardan “sakınması” vardır.

    “Kibir” asla takva sahiplerinin yüreğinde yer etmez, kendini beğenmek, ya da etnik kökeninin “rengini” başkalarından üstün görmek, günlük yaşantısında bu durumu öne çıkarmak, doktor ise hastasına karşı, eğitimci ise öğrencisine karşı, siyasetçi ise topluma karşı saygısızlık edip onları küçümsemek sevilmeyen, hatta nefret ettiren hareketler olarak görülür.

    Yüce yaratıcı insanlar birbirlerini tanısınlar, bilsinler diye “renklere” yani kabilelere, aşiretlere ayırmış, ancak hiç birini diğerlerinden üstün olarak göstermemiştir, ancak bazı insanlar ve bazı topluluklar “cehalet” girdabına saplandıkları için kendilerini herkesten üstün görmüş ve göstermeye çalışmışlardır ki bu “amansız” bir hastalıktır, bu hastalığın bazı zamanlar “azgın” hale geldiğini, bazı zamanlar “kabına” çekildiğini, fırsat bulduğunda ise “nüksettiğini” sözüm ona toplumu tedavi edercesine “asimilasyon” yolunu tuttuğunu geçmişte gördük ve sanki hala da görüyoruz.

    “Ötekileştirmenin” olmadığı dindir İslam, kişi eğer bunun dışında bir söz söylüyor veya yaşantısında sergiliyorsa onun gerçek manada İslam ile bağlantısı yoktur, çünkü ilahi hükme karşı çıkmış olur, İslam’ın sevgili peygamberimizle (s.a.v) şekillendiği zamanlara baktığımızda gördüğümüz insanın, sadece insanın ön plana çıktığıdır, nitekim bazı isimler verecek olursak, Bilal’i Habeşi (r.a.), Selman-ı Farisi (r.a.) misali yüce isimlerin deyim yerinde ise Sahabe-i Kiram arasında “zirvede” olduklarını görürüz.

    Çünkü bu isimleri zirveye çıkaran İslama bağlılıkları ve “takvalaradır” yani Allah korkusudur, bu korku olmadığında insan en yırtıcıdan daha yırtıcıdır, nitekim kırsal kesimde bile insanlar evlerinde, iş yerlerinde yaşarken o yırtıcıların gelip kendilerini öldüreceğine ihtimal vermezken kendileri gibi “insan” görüntülü olanlardan korkar, çekinirler.

     

    Üstün bir ırk olduğuna inanan, böyle olduğu için lanetlenmiş olan Yahudi, tarihin her devrinde olduğu gibi günümüzde de sözünü ettiğimiz yırtıcılardan daha yırtıcı, daha vahşi, daha barbar Allah korkusundan ırak bir şekilde vurarak, öldürerek kendisini kabul ettirmeye çalışmaktadır.

    Nasıl ki, İblis Allah’a karşı geldi ve “Adem’i topraktan beni ateşten yarattın ateş ise topraktan üstündür” diyerek ilahi emre uymadı ve lanetlendi, aynen onun gibi bazı insanlar veya bazı topluluklar da kendilerini başkalarından “üstün” görüp ilahi emre bir şekilde karşı gelmekte ve laneti hak etmektedirler, tıpkı Yahudi gibi, tıpkı İblis gibi!..

    Evet, İblis nasıl “zararlı” ise, Yahudi nasıl “zararlı” ise ırkını diğer insanlardan üstün görenler de aynen o manada zararlıdırlar ve onlardan “korkmak” değil tanımak lazımdır.

    Selam ve dua ile…

     

    GÜN

    Son güne doğru gider başlayan yeni günüm,

    Seherlerde ruhum şen, guruplarda üzgünüm.

    Ezel günü yoldaydı, ebede giden kervan,

    Dönmekten yorulmadı insanı yoran devran.

     

    Ruhu kimse bilemez, “sır” denizinde katre,

    Aslına döner hemen, ceset girince kabre.

    Ebediyet gününü haber veriyor bugün,

    O gün ya bitmez sevinç, ya da sonsuzca hüzün.

     

    Bir kuş misali dünü kaçırdık elimizden,

    Ya gelir, ya da gelmez, yarın uzaktır bizden.

    Öyle ise gün bugün, henüz gece olmadan,

    Yürüyüp yol alalım, güneş zeval bulmadan.

     

    Karanlık çökünce ufka, güneşe özlem başlar,

    Ağlar gaflet ehline, denizler dağlar, taşlar.

    Kim bilir belki bugün, şairin son günüdür,

    Seherler sevincidir, guruplar hüzünüdür!..

    Diyarbekir, 26.06.2002

    Yazarın Diğer Köşe Yazıları
    • Haber Ara

    • Gazete Manşetleri

  • Son Eklenen